Responsive banner image
 

13 Maddede Nazım Hikmet’in Az Bilinen Yönleri

0

Nazım’ı tam olarak anlayabilmenin zorluğu yanında, araştırdığım kadarıyla, az bilinen yönlerini anlatmak hem daha kolay, hem daha ilginç, hem de daha keyifli olacak benim için!

15 Ocak 2017 Nazım Hikmet’in doğumunun 115’inci yıldönümü.
Ülkemizde her yıl ocak ayı boyunca Nâzım Hikmet’in yaşamı, yapıtları ve mücadelesi çok çeşitli etkinliklerle anılır. Şiirden müziğe, resimden fotoğraf sergilerine, sinemadan tiyatroya kadar, Nazım Hikmet rüzgarı eser!

Kırmızı Kedi Haziran 2

Etkinliklerde genellikle Nazım Hikmet’in aşklarından, siyasal mücadelesinden ve şiirlerinden sıkça söz edilir. Bu yazımda Nazım’ın, sıkça söz edilmeyen, fazlaca öne çıkarılmayan, bir başka anlatımla ‘daha az bilinen yönlerine’ değineceğim.

Öner Yağcı bir yazısında, “Ülkemizde öyle sanıyorum ki hakkında en çok kitap yazılan ilk kişi M. Kemal ise, ikinci kişi de Nazım Hikmettir. Hakkında yüzden fazla kitap yazılmış ve her kitapta da, başka başka yönleri anlatılmış olmasına karşın, Nazım Hikmet’i tam olarak anlamak çok zordur” diyor. Bu saptamadan yola çıkarsak, Nazım’ı tam olarak anlayabilmenin zorluğu yanında, araştırdığım kadarıyla, az bilinen yönlerini anlatmak hem daha kolay, hem daha ilginç, hem de daha keyifli olacak benim için!

1

Atatürk’e Mektup

Nazım’ın Atatürk’e yazmış olduğu bir mektuptan bahsedilir. Mektubun yorumu ise, kişilere, kişilerin düşüncelerine ve bakış açılarına göre değişir. Değişmeyen aşağıdaki mektubun kendisidir.

“Türk ordusunu isyana kışkırttığım iddiasıyla on beş yıl ağır hapis cezası giydim. Şimdi de Türk donanmasını isyana kışkırtmakla suçlanıyorum.
Türk devrimine ve senin adına ant içerim ki suçsuzum.
Askeri isyana kışkırtmadım.
Kör değilim ve senin yaptığın her ileri dev atılımı anlayabilen bir kafam, yurdumu seven bir yüreğim var.
Askeri isyana kışkırtmadım.
Yurdum ve devrimci sen karşısında alnım açıktır.
Yüksek askeri makamlar, devlet ve adalet, küçük bürokrat ve gizli rejim düşmanlarınca aldatılıyorlar.
Askeri isyana kışkırtmadım.
Deli, serseri, gerici, satılmış, devrim ve yurt haini değilim ki, bunu bir an düşünebileyim.
Askeri isyana kışkırtmadım.
Senin eserine ve sana, aziz olan Türk dilinin inanmış bir şairiyim. Sırtıma yüklenen ve yüklenecek hapis yıllarını taşıyabilecek kadar sabırlı olabilirim. Büyük işlerinin arasında seni bir Türk şairinin felaketiyle ilgilendirmek istemezdim.
Bağışla beni, seni bir an kendimle meşgul ettimse. Alnıma vurulmak istenen bu  ‘devrim askerini isyana kışkırtma’ damgasının ancak senin ellerinle silinebileceğine inandığımdandır.
Başvurabileceğim en devrimci baş sensin. Kemalizm’den ve senden adalet istiyorum.
Türk devrimine ve senin başına ant içerim ki suçsuzum.”

2

Bakan Hasan Ali Yücel’in Başı Belaya Girer!

Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, hapiste parasızlık çeken Nazım’a gizlice parasını ödeyerek çeviri yaptırmış. Dünya klasiklerini Rusça ve Fransızcadan Türkçeye çevirtmiş. Fakat daha sonraları komünistleri koruyor ve komünizm propagandası yapıyor suçlamasıyla karşılaşmış. Önce Mareşal Fevzi Çakmak, sonra da Demokrat Parti İstanbul İl Başkanı Prof. Kenan Öner ile davalık olmuş.

3

Nazım’ın Yürekli Arkadaşları

Nazım’ın en yakın ve yürekli üç arkadaşı Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rıfat, Nazım’ın özgürlüğe kavuşması için, üç günlük açlık grevine yatmışlar…

4

“Nazım’a Özgürlük” Dilekçesini Kim İmzalamaz?

Nazım’ın korkunç bir adli hataya kurban gittiğini düşünenler bir dilekçe hazırlamışlar. Bu dilekçeyi, dönemin ünlü insanlarına imzalatmanın uygun olacağını düşünmüşler. Nazım’ın affını isteyen dönemin ünlü yazarları, sanatçıları, hukukçuları ve bilim insanlarının bir listesi hazırlanmış. Bu uzun listede 165 imza sıralanmış. Kendisine uzatılan dilekçenin altını tek kişi imzalamamış. Oysa o, en güvenilen kişilerdenmiş. Ve ilk imzanın ona attırılması istenmiş. Ta ki diğerleri onun ismini görüp, kararsızlıktan kurtulsun diye.  Fakat bu kadar güvenilen kişi olan Yahya Kemal Beyatlı, Nazım’dan imzasını esirgemiş.

5

Nazım’ın Paşa Dayısı

Atatürk’ün en yakın silah arkadaşlarından Ali Fuat Cebesoy Paşa, Nazım’ın dayısı. Ama Nazım’a hiçbir yararı dokunmamış. Gerçi, Nazım’ın, dayısından hiçbir talebi de olmamış.

6

Ben Bir Ceviz Ağacıyım Gülhane Parkında

Nazım Hikmet Gülhane parkındaki bir ceviz ağacının altında sevgilisi ile buluşmak üzere randevulaşır. Buluşacakları gün Gülhane parkına gider ve ceviz ağacının altında beklemeye başlar. Tam bu sırada polisler de orada devriyeye çıkmıştır. O dönemlerde Nazım Hikmet arananlar listesinde olduğu için polislerden gizlenmek durumunda kalır ve bu ceviz ağacına çıkar. Ağacın tepesindeyken sevdiceği gelip her şeyden habersiz ceviz ağacının altında beklemeye baslar. Polislerden dolayı aşağıya seslenemez ve çaresizce çıkarır kalemi kağıdı ceviz ağacının tepesinde bu şiiri yazar; “Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında. Ne sen bunun farkındasın, ne de polis farkında…”

7

Türkiye ve Türkçe Sevdası

Ocak 1962’de Kruşçev’in aracılığıyla Nâzım Hikmet’e Sovyetler Birliği pasaportu verilir. Şubatta, Vera ile birlikte Asya ve Afrika Yazarlar Birliği Kongresi’ne katılmak üzere Mısır’a giderler. O dönemlerde Sovyetler ile gerginlik içinde olan Çin delegasyonu, Türkiye Cumhuriyeti pasaportu taşımadığı için, Nazım’ın Türk delegesi sayılamayacağını söyleyerek Nâzım Hikmet’e itiraz eder. Nazım bunun üzerine diliyle, varlığıyla nasıl  bir Türkiye sevdalısı olduğunu anlatan çok etkileyici bir konuşma yapar.  Ayakta alkışlanan bu konuşma onun kongreye başkan seçilmesini sağlar.

8

Cengiz Ferecov’un Hayatı Öğretmeninin Eline Verdiği Bir Kağıtla Değişir!

Cengiz Ferecov, Azerbaycan’ın Fuzuli şehrinde yetimhaneye bebek yaşlarda bırakılır. 10 yaşına gelene kadar her çocuk gibi kötü şartlar altında hayatını sürdürürken bir gün öğretmeni eline bir şiir verip “Bunu ezberle her gün seni sınav yapacağım” der. Küçük Cengiz’in hayatının dönüm noktası bu şiir olur. Şiiri ezberler. O güne kadar Nazım Hikmet’i de, Türkiye’yi duymamıştır Cengiz. 1952 Haziran’ında Nazım Hikmet’in karşısına çıkıp, Nazım Hikmet’in şiirini okur. Nazım o anda bu çocuğu evlatlık olarak alma kararını verir ve işlemleri tamamlayarak evlatlık  alır. O andan itibaren de, O çocuğun hayatı değişir. Cengiz Ferecov Azerbaycan Tarım Bakanlığı’nda uzun yıllar müsteşar olarak görev yapar.

9

Nazım Hikmet Gemisi

Sovyetler Birliği’nde Nazım Hikmet’in ölümünden sonra kurulan bir komite, büyük bir yük gemisine “Nazım Hikmet” adının verilmesi kararını alır.
İlk seferini 12 Ağustos 1965’te Odesa Limanından yapan geminin törenine, Nazım’ın karısı Vera, dünyanın birçok ülkesinden şairler ve yazarlar katılır. Türkiye’den ise katılan tek yazar vardır; o da Aziz Nesindir.

10

Milli Mücadeleye Katılmak İçin İstanbul’dan Ankara’ya Geçiş

1 Ocak 1921’de Mustafa Kemal’e silah ve cephane kaçıran gizli bir örgütün yardımıyla dört şair, Faruk Nafiz, Yusuf Ziya, Nâzım Hikmet, Vâlâ Nureddin, Sirkeci’den kalkan Yeni Dünya vapuruna gizlice binerler. İnebolu’ya varınca, Ankara’ya geçebilmek için beş altı gün, izin ve yol parası beklerler. Ama Ankara’dan yalnız Nâzım Hikmet ile Vâlâ Nureddin’e izin çıkar. Nazım’a Ankara’da verilen ilk görev, İstanbul gençliğini milli mücadeleye çağıran şiir yazmaktır. Yazdığı uzun şiiri, Matbuat Müdürlüğü on bin adet bastırıp dağıttırır. Şiirin yankıları o kadar büyük olur ki, millet meclisi üyeleri, böyle güçlü bir çağrının doğurabileceği sorunların nasıl çözüleceğini tartışmak gereğini duyar.

11

“Salkım Söğüt” ve “Bahri Hazer’i” Plağa Okur

Temmuz 1930’da şiirlerinden “Salkımsöğüt” ile “Bahri Hazer”i  Columbia firmasının plak şirketinde plağa okur. Yirmi günde tükenen bu plağın kahveler, lokantalar gibi halka açık yerlerde çalınmaya başlandığı görülünce, polisin duruma el koyup bazı uyarılara girişmesi sonucu, firma, çok istek olmasına rağmen, korkudan dolayı plağın yeni basımlarını yapmaktan vazgeçer.

12

Sovyetler Birliği’nde Oyunu Yasaklanır

Nazım, 1957’den sonra, Yazarlar Birliği adına Sovyetler Birliği’nin doğu ülkelerine yolculuklara başlar. Bu bölgelerde Stalin’in ağır zulmünü gören ve Türkçe konuşan halklar vardır. Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan’da çok iyi dostluklar kurar. Ancak buralarda görüp dinlediklerinden çok rahatsızlık duyar. Bu nedenle yazdığı ve Stalin döneminin ağır bir eleştirisi olan “İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?” adlı oyunu 11 Mayıs 1957 günü Moskova Yergi Tiyatrosu’nda sahnelenir. Oyun tek gece seyirciyle buluştuktan sonra yasaklanır!

 13

Sağ Görüşlü Avukatı

Nazım’ın, korkunç bir adli hataya kurban edilmek istendiğini, Türkiye ve Dünya kamuoyuna duyuran ve Nazım davasını çıkan af yasası kapsamına aldırtarak, Nazım’ın özgürlüğe kavuşmasını sağlayan tek avukatı Prof. Mehmet Ali Sebük, sağ görüşlü bir hukukçu. Demokrat Parti’den milletvekilliği yapmış; Adalet Partisi’nden de senatör adayı olmuş.

 

 

Selma Sayar
Selma Sayar

Latest posts by Selma Sayar (see all)

Paylaş

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *