Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Nehirler, Duvarlar ve Ötesi

0

Yayın dünyası kapitalizmin hız tutkusunu arkasına alıp, kendine özgü bir doğal seçilim döngüsü yaratmış durumda. Yeterince tanıtılmayan, gözden kaçan kitaplar, bir daha baskı yapamayarak okurun gözünden kaçıyor. Bu da ister istemez nitelikli edebiyatın kan kaybetmesine neden oluyor. Baskısı olmayan ama okunması gerektiğine inandığımız kitapları hatırlanmasını sağlamak için KitapEki.com ailesi olarak Gözden Kaçanlar bölümü yapmaya karar verdik. Bu dizinin ilk yazısı ise Peter Pist’anek’in Babil’in Nehirleri kitabı üzerine Doğuş Sarpkaya’dan geldi.

Babil’in Nehirleri’ni okurken sadece Slovakya’nın ya da eski Doğu Blok’u ülkelerinin değil, yaşadığımız ülkenin de resmedildiğini hissediyorsunuz.

KitapEki
KitapEki

1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla, burjuva ideologlarının tarihin sonu dedikleri yeni bir dönem başladı. Bu süreçte Orta ve Doğu Avrupa’nın pek çok ülkesinde sosyalizmin tarihsel bir dönemi sona erdi. Her büyük değişimin yarattığı sonuçlarda görüldüğü gibi, Doğu Bloku ülkelerinde de kaos ortamının oluştuğunu söylersek abartmış olmayız. Sovyetlerin yeniden Rusya’ya dönüş serüveni, bu anlamda diğer sosyalist devletlerin yıkılışından farklı bir rota izledi. Sovyet bürokratların çoğu yeni düzene uyum sağlayarak yeni egemen sınıfın oluşmasında etkin rol oynamışlardı. Oysa diğer Doğu Bloku ülkelerinde geçmişle hesaplaşma beklentisiyle eski bürokratlar merkezi konumlarını yitirmiş, ülke bir önceki dönemin muhalifleri tarafından yönetilmeye başlamıştı. Bu sürecin sancıları ve yarattığı acılar ise ayrı bir parantezi hak ediyor. Yugoslavya’nın parçalanmasından sonra yaşanan savaşları ve Avrupa’nın ortasında gerçekleşen insanlık dramını unutabilmemiz mümkün değil. Yeni düzene görece daha kolay entegre olan ülkelere dair egemen anlatının temel söylemi, özgürlük ortamının yaratılmasıyla ilgiliydi. Egemenlerin bahsettiği özgürlüğün tüketebilme özgürlüğü olduğunu tahmin etmek zor değil. Bu sürecin en önemli değişim göstergeleri, devrim anıtlarının yerini alan Mc Donaldslar ve dev reklam panolarıydı.

Kapitalist düzenin hâkim olduğu eski sosyalist ülkelerde bir anda her yerin gül bahçelerine kesmediğini, pınarlarından süt, toprağından altın bitmediğini öğrenmemiz ise pek zaman almadı. Orta Avrupa ülkelerindeki geçiş dönemi, bir avuç zengin sınıfın doğmasına, halkın giderek yoksullaşmasına yataklık etti. Mafyatik ilişkilerin ve yolsuzlukların önüne geçilemedi. Hâkim ideolojik vaazların liberal demokrasiyi göklere çıkaran tonu gün geçtikçe cılızlaşmaya başladı.  Bugün pek çok Doğu Bloku ülkesinde sosyalist geçmişe özlemin yaşandığını söylemek mümkün. Reel sosyalizme tüm günahlarına rağmen özlem duyulması ise ayrı bir yazının konusu olabilir. Peki, hâkim anlatının özgürleşme, normalleşme, refah kelimeleriyle dillendirdiği bu süreç nasıl yaşandı?

Bir Geçiş Hikâyesi

Slovak yazar Peter Pist’anek’in Babil’in Nehirleri romanı bu dönemi anlamamıza yardımcı olacak pek çok ipucunu barındırdığı için önemli bir eser. Anlatı zamanı, Slovakların kibar devrim adını taktıkları, reel sosyalizm deneyinin çöktüğü Ağustos 1989’la 1990 baharı arasında sınırlandırılmış. Cahil ama aynı zamanda hırslı, güçlü ve kurnaz köylü genci Racz’ın yükseliş hikâyesi, kapitalist düzene geçilirken yaşanan travmaların, haksızlıkların, toplumsal ilişkilerde ortaya çıkan yozlaşmanın, devlet otoritesinin kapitalist düzen lehine kaotikleştiği durumlarda oluşan gayri meşru ilişkilerin açığa çıkarılmasını sağlıyor. Slovakya’nın başkenti Bratislava’nın gözde mekânlarından Ambassador Otel’de kazancı olarak işe başlayan Racz, üşüme korkusunun insanları kendisine bağladığını fark edince otelin yönetimini ele geçirmeye başlar. Köyündeki yavuklusuyla evlenebilmek için geldiği şehirde, ülkenin içine düştüğü kaotik ortamı kullanarak, otel çevresindeki illegal işlerin -fuhuş, döviz, hırsızlık, gasp, haraç- başına geçerek hızla zenginleşir. Racz merkezinde gelişen olaylar ülkenin yakın tarihine ışık tutar. Anlatılan sadece mafyatik ilişkilerin ülkeyi sarması değildir; ülkenin entelektüellerinin, bürokratlarının, siyasetçilerinin, kolluk kuvvetlerinin bu yeni düzene nasıl ayak uydurduklarının cesur ifadesidir.

Gerçek Dışının Olağanlığı

Pist’anek, öyküsünü karanlık ama aynı zamandan ironik bir üslup ile kurmuş. Kitabı okurken Kafka ya da Canetti’nin parmaklarının sayfaya değdiğini düşünüyorsunuz. Gerçek dışı olanın olağan bir şeymiş gibi anlatılması bu hissin müsebbibi.  Pist’anek, Ambassador Otel çevresinde yarattığı tedirgin edici, tekinsiz ortamla tüm ülkeyi saran karabasanı sergilemeye çalışmış. Babil’in Nehirleri’ndeki karanlık atmosfere eşlik eden ironi, gerçekle gerçek dışı olanın iç içe geçtiği, doğruyla yanlış kavramlarının içi boşaltılarak kaygan bir zeminde birbirinde kaybolduğu geçiş dönemini betimlemeyi hedefleyen bir anlatım yöntemiyle karşımıza çıkmış. Sosyalist dönemde muhalif olan Pist’anek’in, toplumun ‘özgürleştiği’, ‘demokratikleştiği’ ve ‘normalleştiği’ sürecin, içine düştüğü açmazları anlatmak için bu yöntemi izlediğini söyleyebiliriz.

Diğer taraftan Babil’in Nehirleri alegorik okumalara da açık bir kitap. Ambassador Otel, Slovakya’nın alegorisi biçiminde yorumlanabilir. Sosyalist düzenin bürokratlarının, otel müdürü kılığında, sokak köpeklerini kızağa bağlayıp kuzey kutbuna yolculuğa çıktıkları, beceriksiz gizli servis ajanlarının ve işbilir orta sınıfların -avukat ve Video Urban- güce tapmaya başladıkları, geçmişi karanlık türedi zenginlerin şimdinin akıllı, iş bitirici müteşebbislere dönüştüğü, sıradan halkın otel çalışanı kılığında yaşananları sessizce kabullendiği bir hikâye anlatmış Pist’anek.

Babil’in Nehirleri’ni okurken sadece Slovakya’nın ya da eski Doğu Blok’u ülkelerinin değil, yaşadığımız ülkenin de resmedildiğini hissediyorsunuz. Betimlenen karakterlerle davranış biçimleri yabancısı olmadığımız alanlar. Günümüz Türkiye’sinin iktidar sahiplerinin davranışlarındaki üslupla Racz’ın  usül erkan bilmez, kaba saba tavırları arasında paralellikler kurmak mümkün. Ülkeyi savaş bataklığına sürüklemekten çekinmeyen, her türlü hak mücadelesine acımasızca saldıran, komünist kelimesini ağızlarında küfür gibi taşıyanların ülkesinde Racz’ın süt dökmüş kediye döneceğini söylersek abartmış olmayız sanırım.

  • Babil’in Nehirleri
  • Yazar: Peter Pist’anek
  • Çeviri: Derya Öztürk
  • Türü: Roman
  • Yayın Yılı: 2010
  • Sayfa Sayısı: 368 Sayfa
  • Yayınevi: Pupa Yayınları
Doğuş Sarpkaya

Doğuş Sarpkaya

1980 İzmir doğumlu edebiyat eleştirmenidir. Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi DTCF Antropoloji bölümünde, yüksek lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Yetişkin Eğitimi anabilim dalında tamamlamıştır. İlk yayınlandığı dönemlerde meraklı bir okuyucusu olduğu BirGün Kitap Eki'nde önce yazar nihayetinde ise editör olmuştur. Aynı zamanda Ayrıntı Dergi yayın kurulu üyesidir. Yazıları Karşı Düşler, Refleks, Lacivert, İzafi, 14 Şubat Dünyanın Öyküsü, Redaksiyon, Ayrıntı gibi dergilerde yayımlanmıştır. Ankara'da yaşamaktadır.
Doğuş Sarpkaya

Latest posts by Doğuş Sarpkaya (see all)

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *