Responsive banner image
 

“Netersid, ma heme ba hem hestim” | Korkmayın, burada hep beraberiz

0

“Geceleri Sessizdir Tahran göç, kimlik ve iki dünya arasında sıkışıp kalmış hayatları coşkulu bir şiirsellikle yansıtan, kimi zaman umutsuz, kimi zamansa yaşam dolu, gerçekçi bir roman.”

Zengin tarihi, edebiyatı ve kültürüyle medeniyetlere beşiklik etmiş gizemli bir ülke İran. Savaşlar, kıyımlar, göçler yüzünden komşu ülkelerle arasına mesafe girse de,  her zaman Anadolu’nun sosyal ve siyasi atmosferiyle karşılıklı etkileşim yaşanmıştır. İki memlekette yaşanan ve anlatılan onca hikayenin derinlerdeki kökleri çoğu zaman birbirine dokunuyor.

KirmiziKedi_5

Shida Bazyar’ın Geceleri Sessizdir Tahran kitabı da böylesine yakın, böylesine tanıdık durumları ve insanlarla dolu. Türkiye’de siyasi nedenlerle pek çok insana yaşatılan acıları, ülkelerinden uzakta yok olan yaşamları da çağrıştıran bir roman bu. Diyebiliriz ki, Bazyar aynı zamanda bizim hikayemizi de anlatıyor.

ŞAH DEVRİLİNCE…

1979 yılı… Solcular ve muhafazakarlar el ele verip Rıza Pehlevi’yi devirmiş ve Ayetullah Humeyni yönetiminde bir şeriat cumhuriyetinin kurulmasına ön ayak olmuş. Ancak yıllardır iktidar olma hayali kuran mollalar, iktidara gelir gelmez solcu-liberal insanları türlü oyunlarla iktidardan uzaklaştırıp yönetimi devralmış. Bununla yetinmemiş, ülkenin aydın ve solcularına baskı kurmaya, onları tehdit etmeye başlamış. Tehditler öyle bir noktaya varmış ki, insanlar canını kurtarmak için ülkelerinden ayrılmak zorunda kalmış.

SÜRGÜN…

Geceleri Sessizdir Tahran’ın yazarının ailesi de benzer bir süreçten geçmiş, roman onların gözünden hem kendi yaşamlarındaki kırılma noktalarını, hem de İran’ın sosyal ve siyasi atmosferini anlatıyor. Devrimi destekleyen insanlar, devrimden sonra yurt dışında yaşamak zorunda kalıyor. Onların çocukları, inandıkları bir devrim gerçekleştiği için başka bir ülkede büyümek zorunda kalıyorlar. Bir halkın bu trajik hikayesine, romanın kahramanları olan Behsad, Nahid, Lale ve Mu’nun gözünden tanık oluyoruz.

İlk bölüm romanın en önemli figürü Behsad’ın anlatımıyla başlıyor: 1979 öncesinden başlayan ve 1989’a kadar devam eden süreç. Behsad komünist bir lider olarak devrim için canını ortaya koymuş, ama devrim sonrası bir muamma onun için. Zira Behsad’ın şu cümlesi solcuların devrimden sonra neler yapılması gerektiği konusunda bir çalışmalarının olmadığını gösteriyor. “Kimsenin devrim olduktan sonra neler yaşanacağını sorduğuna şahit olmadım.” Şah devrildikten sonra, Humeyni, süreci kendi lehine çevirip devrimi solculara karşı bir silah olarak kullanınca, Behsad ve ailesi Almanya’dan sığınma talebinde bulunuyor. Bu noktadan sonra vatanını  tüm içtenliğiyle seven kahraman, kendi kabuğuna çekilse de her gece radyonun başında, İran’la ilgili haberleri dikkatle dinlemektedir. Radyo, Behsad’la terk ettiği vatanı arasında bir iletişim kanalıdır artık.

Devrim arifesinde Behsad’ın bir partide tanışıp evlendiği Nahid, kitabın ikinci bölümünün anlatıcısı. 1989 sonrası Almanya’da yaşananları ondan öğreniyoruz. Ne yaparsa yapsın, geçmişten kurtulamayan, kayıpları için geceleri gözyaşı döken Nahid, gündüzleri ise mülteci statüsünde yaşadığı bir ülkede hem eğitimine devam etmeye hem çocuk yetiştirmeye hem de İran’daki gelişmeleri takip etmeye çabalıyor. Çevresinden ve Alman arkadaşlarından gördüğü desteklere rağmen hiçbir şeyin “bir daha asla eskisi gibi olamayacağı” hissi Nahid’in kendi iç dünyasında boğucu bir sorun olarak çıkıyor karşımıza.

KÜÇÜK KARA BALIKLAR…

1999 sonrası ise Almanya’da gençliğini geçiren, ilk aşkını da burada yaşayan Lale’nin bakış açısıyla veriliyor. İki kültür arasında sıkışmış genç bir kızın dramı anlatılıyor bu bölümde. Ne öz vatanından kopabilmiş ne de gurbet elde mutlu olabilen bir kahraman o. Geçmişiyle yüzleşmek için, yıllar sonra annesiyle birlikte çocukluğunun geçtiği İran’a yaptığı gezi de onu rahatlatmıyor. İkircikli bir ruh haliyle dönüyor Almanya’ya…Tara, Lale’nin bölümlerinde küçüklüğüne tanık olduğumuz ve ancak sonda kendisine ait birkaç sayfalık bir bölüme sahip olan en ufak kardeş.

Kitabın son bölümünde, ailenin en küçük ferdi olan Mu ile tanışıyoruz. 2009’daki İran seçimleri ve sonrasında yaşanan olayları sosyal medya üzerinden takip etmesini, İran’a karşı içten içe duyduğu ilgiyle açıklamak mümkün. Zira anne ve babasının zamanındaki karışık İran’ın bir yansıması olan 2009 seçimleri, onun kendi içindeki kimlik bunalımıyla yüzleşmesi anlamına da geliyor.

“Geceleri Sessizdir Tahran göç, kimlik ve iki dünya arasında sıkışıp kalmış hayatları coşkulu bir şiirsellikle yansıtan, kimi zaman umutsuz, kimi zamansa yaşam dolu, gerçekçi bir roman.”

Benzer bir trajediyi Suriye’den Türkiye’ye ve diğer ülkelere giden insanların yaşadığını da anımsamakta yarar var. “vatan nedir?” sorununu da tartışmaya açan mültecilik problemi kangrene dönüşmüş durumda. Sahi neydi vatan?“ Bir toprak parçası mı, uçsuz, bucaksız denizler, derin göller, yalçın dağlar, verimli ovalar, yemyeşil ormanlar, kalabalık şehirler, tenha köyler mi? Hayır, bütün bunların ötesinde bir anlam taşır vatan. Ne sadece bir toprak parçası, ne su havzaları, ne ağaç silsilesi… Annemizin şefkati, babamızın saçlarına düşen ak, ilk aşkımız, doğan çocuğumuz, dedelerimizin mezarlarıdır vatan…”

Umudun bir hayalden ibaret olmadığı bir dünyada yaşamak temennisiyle…

Yazar Hakkında:

Shida Bazyar 1988 yılında doğdu. Hildesheim’da yaratıcı yazarlık okudu. Dergilerde ve antolojilerde kısa öyküler yayımladı. Geceleri Sessizdir Tahran yazarın ilk romanı.

  • Geceleri Sessizdir Tahran
  • Yazar: Shida Bazyar
  • Çeviri: Gül Gürtunca
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: Kasım 2016
  • Sayfa Sayısı: 224 Sayfa
  • Yayınevi: Hep Kitap

 

Paylaş

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *