Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Northanger Manastırı

0

Jane Austen’ın ilk romanı, 1803 yılında bitirilmesine rağmen ilk basımı ölümünden sonra 1817’de yapılmış.

Northanger Manastırı; Jane Austen’ın ilk romanı, 1803 yılında bitirilmesine rağmen ilk basımı ölümünden sonra 1817’de yapılmış. Kitabın başında yazar kendisine yayıncı tarafından nedeni konusunda bilgi verilmeksizin on üç yıldır kitabının basılmadığını ifade ediyor. O yıllarda bir kadının roman yazmasının zorlukları tahmin edilebilir, geçen ay okuduğum Günlük Ritüeller (Kolektif Kitap) kitabında bir sayfada Jane Austen’dan bahsediliyordu, bir bakıma şanslı sayılır, kız kardeşinin ev işlerini üzerine alıp ona destek olması sonucu kitaplarını rahatlıkla yazabilmiş, yine de dışarıdan gelen ani ziyaretlerde hemen yazılarını kaldırıp yerine dikiş takımını ortaya çıkarırmış, kendine ait bir odada sakin yazabilme şansı olmamış.

KitapEki
KitapEki

“Catherine Morland’i çocukluğunda gören hiç kimse onun kahraman olmak için doğduğunu düşünmezdi.” cümlesi ile başlıyor kitap. İlk bölümde onun ve ailesinin sıradanlığını anlatıyor yazar, bense yazarın sıradan diye anlattıklarının sıra dışılığında mest oluyorum. “bir genç hanımın başından macera geçmiyorsa macerayı uzakta aramalı deyip” civar arazilerinin sahibi olan Bay Allend ve karısı tarafından, tedavi için bir süreliğine gidecekleri Bath’a davet edilir kahramanımız. Bath’da renkli bir hayat vardır, özellikle on yedi yaşındaki bir genç kız için çok ilgi çekici bir hayat yaşanır. Yeni dostluklar, aşk meşk, balolar, davetler, süslenip püslenmeler, genç erkeklerle danslar, gezmeler ve elbette türlü çeşit entrika, dedikodu ve yanlış anlaşılmalar eksik değildir bu macerada. Yazar döneminin kadınlarının yaşayışı üzerine bilgi sahibi olmamızı sağlıyor, yer yer hiciv ve komedi unsurlarından da yararlanarak.

Yazar kimi zaman olayların akışı içinde yine yazar kimliği ile açıklama ve yorumlarda bulunuyor, kimi durumları okuyucunun yorumuna bıraktığını söylüyor, böylelikle romanda okuyucu ile iletişim kuruyor, bu yönüyle alışık olmadığım ve çok beğendiğim bir okuma oldu benim için.

Yazar zamanında roman yazı türünün nasıl hor görülüp hakaret edildiğine, tarih eserlerinin kısaltılarak yazımı göklere çıkarılırken, romancının yeteneğinin küçümsenmesine yer vermiştir. “Evet, roman; şahsen roman yazarları arasında yaygın olan ve kendilerinin de benzerlerini ürettikleri eserleri küçümseyici bakışlarıyla hor gördükleri, en büyük düşmanlarıyla bir olup bu eserler için en sert sözleri sarf ettikleri, kendi romanlarındaki kahramanın bile roman okumasına izin vermedikleri, kahramanın eline es kaza bir roman geçecek olsa yavan sayfalarını tiksintiyle çevireceği kesin olan o kibirli ve aptalca tavrı takınmayacağım.” (sayfa 31) diye belirten yazar, kahramanına çağının kadın yazarı, gotik edebiyatının önde gelen yazarlarından Ann Radcliffe’in  Udolph Hisarı isimli romanını okutuyor. Catherine’in kitaptan nasıl etkilendiğini, kitap hakkında neler konuşulduğu veriliyor romanda. O kadar bahsedilince ben de sanal kitap satıcılarında araştırıyorum bu romanı ve hayatımda ilk kez çevirmenin resminin ön kapakta yer aldığı bir eserle karşılaşıyorum; çevirmen Ahmet Mithat Efendi, eseri Tanzimat döneminde çevirmiş, bildiğim kadarıyla başka çeviren olmamış.

Yeni tanıştığı genç, Catherine’e roman okumadığını, yapacak başka işleri olduğunu, romanın saçmalıklarla dolu olduğunu söyler ve benzer sözler sarf eder, Catherine roman okuduğu için küçük düştüğünü hisseder. Daha sonra başka bir genç adam ile roman üzerinde konuşmalarında ihtiyatlı davranmaya çalışır fakat sadece kadınlara yakıştırılan roman türünü bu genç adam da sevmektedir: ”İnsan ister erkek olsun ister kadın, eğer iyi bir romandan zevk almıyorsa dayanılmaz ölçüde aptaldır” (sayfa 106) der. İki asır sonra hala, öykü ve roman sevdiğimden sebep ben de kimi zaman hem de “okumuş” kişilerce küçümseyici nazarlara maruz kalabiliyorum. Daha geçenlerde “TV dizisinden ne farkı var romanın”, “sadece bana bilgi veren kitabı okurum, roman okuyacak kadar boş vaktim yok” diyen hatırı sayılır üniversitelerden mezun kişilere rastladım.

Neyse kitabımıza dönelim, bu kitap hiç sıkıcı değil, sanki konuya bakınca öyle olacakmış gibi bir his uyandırmıştı bende. Yazarın Gurur ve Önyargı, Akıl ve Tutku kitaplarından uyarlanan filmleri izleyip, konularını ilgi çekici bulmadığımdan ihmal etmiştim yazarı. Son derece akıcı ve rahat bir anlatımı, esprili bir dili var yazarın, kurgusu çok sağlam, okumamakla iyi etmemişim bunca zamandır. Kitaptan yer yer çeviri kokusu alsam da, genel anlamda çevirisini başarılı bulduğumu söylemeliyim. Okuyun, pişman olmazsınız.

 

  • Northanger Manastırı
  • Yazar: Jane Austen
  • Çeviri: Hamdi Koç
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: 4. Baskı Mart 2017
  • Sayfa Sayısı: 252 Sayfa
  • Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Ayşegül Gezgin

Ayşegül Gezgin

1978’de Aydın’da doğdu. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi Turizm İşletmeciliği bölümü mezunu. İngilizce, Almanca ve Fransızca dillerini okul ve kurslarda öğrendi. Çeşitli sektör ve görevlerde çalıştı, en çok çeviri yapması gereken işleri sevdi. Kitaplar en iyi arkadaşları, okumak ve yürümek vazgeçmek istemediği bağımlılığı. Eşi ve oğluyla Kadıköy’de yaşıyor. Doğal yaşamı hissedebileceği ortamlarda bulunmaya çalışıyor. Doğal ve samimiolan herkesi ve her şeyi seviyor.
Ayşegül Gezgin

Latest posts by Ayşegül Gezgin (see all)

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *