Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Olivetti daktilonun tıkırtıları arasında

0

Rüzgârın Şarkısını Dinle’de roman örgüsü aramak yerine novella olarak okumak çok daha doğru biçimde değerlendirmemizi sağlayacaktır.

O anda hiçbir neden ve dayanağı olmadan şöyle bir düşünceye kapıldım:
Galiba ben roman yazabilirim.

KitapEki
KitapEki

İtiraf etmeliyim ki, daha önce hiç Haruki Murakami okumadım. Sanırım okuma serüvenine başlamak için çevrilmesine izin vermediği ilk kitabının Türkçeleşmesini bekliyormuşum. Benim için genç bir yazarın ilk romanı olsa da, sadık okurları için usta yazarlarının geçmişinin ipuçlarıyla dolu bir hazine. En az roman kadar sonunda yer alan sunuş yazısı da lezzetli. Ki sırf bu sunuş yazısını okumak için bile Rüzgârın Şarkısını Dinle alınır.

Benim için yazmak son derece ıstırap verici bir eylemdir. Bir ay zaman harcayıp tek satır bile yazamadığım olur; bazen de üç gün üç gece boyunca hiç durmadan yazıp, sonra yazdıklarımı okuduğumda tamamen çuvalladığımı fark ederim.

Tüm bunlara rağmen, yazmak eğlenceli bir uğraştır. Çünkü yaşamanın zorluklarıyla karşılaştırıldığında, yazmaya anlam yüklemek çok daha kolaydır.

Üniversitede okuduğu Tokyo’dan, küçük ve sıkıcı şehrine dönen kahramanın yaz tatilinde bir anda hayatına giren ve sonra kaybolan dokuz parmaklı kız üzerinden; aşka, dostluğa, aileye, hayata ve yazarlığa bakışını anlatan kısa, keyifli, hızlı okunan ama ardında pek çok güzel tortu bırakan bir kitap Rüzgârın Şarkısını Dinle. Tortu demişken, nehir madenciliğinde eleğin üzerinden su akıtıldıktan sonra kalanların altın olduğunu hatırlatarak bir madenci gibi eleğimizin üzerinde kalanları incelemeye başlayabiliriz.

Yakın arkadaşı Fare ile birlikte sıkıntıdan kendilerini biraya ve fıstığa veren yirmi bir yaşındaki anlatıcı kahramanımız, okullar açılana kadar sadece vakit öldürmektedir. Bir sabah tanımadığı bir evde tanımadığı bir kızın yanında uyanır. Kız çırılçıplaktır, sol elinin dört parmağı vardır ve bütün gece aynı yatakta yattıkları halde birbirlerine dokunmamışlardır bile.

Genç adam iyi bir âşık değildir. Tüm ilişkilerinde çuvallamıştır. Serçe parmağı olmayan kız da başta sarhoşluğundan faydalanmaya kalkmış rezil bir adam olduğunu düşünür. Tesadüfen kızın çalıştığı plakçıda karşılaşırlar. Ardından birbirlerine sırlarını açarak sevgili olurlar. Ancak cinsel ve ruhsal anlamda birlikte olamazlar çünkü kızın sakladığı başka sırları da vardır. Okullar açılır. Kahramanımız Tokyo’ya döner, dokuz parmaklı kız, Fare ve bira içip müzik dinledikleri barın sahibi J. küçük şehirde kalır. “Her şey geçip gider. Bu gidişi kimse durduramaz. Bizler böyle yaşarız.”

1970 yılının 8 Ağustos’undan 26 Ağustos’una kadar geçen on sekiz günü sekiz yıl sonra yazarak hatırlayan yazar, “Hikâyem burada bitiyor,” dedikten sonra meraklı okur için kahramanların mevcut hallerini de aktarır. Bu bir yanıyla merakı giderirken diğer yanıyla yeni bilinmezlere kapı açmaktadır. Tıpkı hayat gibi.

Rüzgârın Şarkısını Dinle’de roman örgüsü aramak yerine novella olarak okumak çok daha doğru biçimde değerlendirmemizi sağlayacaktır. Gençlik sıkıntısını, arada kalmışlığını ve atalet halini çok başarılı biçimde anlatan, okura ruhunu geçiren diğer bir deyişle rüzgârın şarkısını dinleten bir kitap. Kitaplar, yazarlar ve yazmak üzerine barındırdığı eğlenceli anekdot ve fikirler, kalem oynatanlar için en keyifli bölümler olurken; plakları, barları, müzik kutularını, anılan şarkılarıysa müzikseverler nefis bir konser kaydı gibi takip edilecektir. Murakami’nin en büyük tutkuları olan ve tüm kitaplarına ucundan bucağından girdiğini onu okumayanların dahi bildiği; yazmak, koşmak (kitapta uzun yürüyüşler), barlar, müzik (özellikle de caz) ilk kitabında da arz-ı endam ediyor.

Bence en az metin kadar kıymetli olan kitabın sonuna eklenmiş 2014 tarihli Mutfak Masasında Kurmacanın Doğuşu isimli üniversiteden yeni mezun olmuş, okumayı seven, yirmili yaşlarını süren genç Haruki’nin yazar olmasının ve kitabının ortaya çıkışının hikâyesini anlattığı denemeyi es geçmemek gerekiyor. 1978 Nisan’ında beyzbol maçı izlemeye giden Murakami (yazarın bir diğer tutkusunun da beyzbol olduğunu biliyoruz ve pek çok kitabı gibi buna da bu spor ucundan bucağından giriyor), tribün koltukları olmayan stada girer ve çimlerin üzerine oturur. Sağlam bir vuruşla tatminkâr bir ses etrafta yankılanır. Veeee… “O anda hiçbir neden ve dayanağı olmadan şöyle bir düşünceye kapıldım: Galiba ben roman yazabilirim./ O duyguyu hâlâ net bir şekilde hatırlıyorum. Sanki bir şey gökten kanat çırparak inmişti ve ben de onu ellerimle gayet güzel bir şekilde yakalamıştım neden benim avuçlarıma inmeyi seçmişti,hiçbir fikrim yoktu. O zaman anlamamıştım, şimdi de bilmiyorum. Nedeni ne olursa olsun, o şey yerini bulmuştu. Bir vahiy gibiydi. Ya da daha iyi ifade etmeye çalışırsam, bir “aydınlanma anı”.”

Yazar maçtan çıktıktan sonra kendine bir tomar kâğıt ve bir dolma kalem alır. Her gece işten eve döndükten sonra mutfak masasında oturarak yazmaya başlar. Şafaktan önceki o birkaç saat gerçek anlamda özgür olduğu tek zamanlardır. Haruki Murakami’nin kendine has anlatım tekniğini nasıl geliştirdiğini, içindeki yazma arzusunu tatmin ettiği ilk romanının tek romanı olarak da kalabileceğini, roman yazmanın kendisi için anlamını öylesine içten anlatıyor ki, bunları ikinci bir kalemden değil de doğrudan yazarınkinden okumanız için noktayı koyuyorum. Ben susuyorum, sizleri Rüzgârın Şarkısını Dinle’meye davet ediyorum.

  • Rüzgârın Şarkısını Dinle
  • Yazar: Haruki Murakami
  • Çeviri: Ali Volkan Erdemir
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: Mayıs 2018
  • Sayfa Sayısı: 163 Sayfa
  • Yayınevi: Doğan Kitap

 

Okuma önerisi!

Görmek –  José Saramago

Doğuş Sarpkaya’nın incelemesi; “Görmek İçin Bakmak”
yazının tamamını okumak için TIKLAYINIZ

Saramago Körlük’te yarattığı tedirgin edici ve umutsuz dünyadan rahatsız olmalı ki, Körlük’ün devam kitabı da sayılabilecek Görmek’te daha umutlu bir hava çizer.

Mehmet Fırat Pürselim

Mehmet Fırat Pürselim

1975 yılında Antalya'da doğdu. Üsküdar Anadolu Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Halen serbest avukatlık yapmaktadır.

İlk kitabı Hayat Apartımanı, 2012 Naim Tirali Öykü Ödülü’ne layık görüldü. Çocuklar için hazırladığı Doğa Öyküleri serisinin ilk kitabı Flamingo Çocuk 2013 Mayıs ayında çocuklarla buluştu. İlk romanı Emanetimdeki Hayatlar 2014 yılı Haziran ayında yayınlandı.

BirGün Kitap, Sol Kitap, Evrensel Gazetesi, BirGün Gazetesi, Yeşil Gazete ve çeşitli dergilerde kitap incelemelerine ve edebiyata ilişkin yazıları yayınlandı. Uzman Tv’de kitap tanıtımı programları yaptı.

Fotoğraf: Bora Elber
Mehmet Fırat Pürselim

Latest posts by Mehmet Fırat Pürselim (see all)

Tempus

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *