Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Olivia Laing anlatımıyla özel bir şehir: Yalnızlık…

0

İthaki Yayınları‘ndan çıkan ve şubat ayında raflarda yerini alan Yalnız Şehir, dilimize çevirilerek yayımlanan Olivia Laing ilk kitabı.

“Ansızın ayaklanmışken bir yanın
bir yanının köleliğine;
bir yanının sakalı yüzüne yüzü sakalına
batmış bir derviş
gibi dalmışken kendine;
bir yanın kurtulmuşken kendinden
ve bir yanın yeni haberler getiriyorken
dünden bugünden,
yalnızlık susturmaktır
kendi sesinle kendini,
iç bedenini oymaktır diş diş,
düş düş genişletmektir.
Yalnızlık en çok susturmaktır.”  Hasan Ali Toptaş – Yalnızlıklar

KitapEki
KitapEki

Kaç roman, kaç öykü, kaç şiir yazılmıştır yalnızlık adına? Kaç resim anlatmıştır? Ya da anlatmaya çalışmıştır… Bilmiyorum fakat en sevdiklerimden birini alıntılayarak başlamak istedim söze. Yalnızlık… Herkeste tanımı başkadır. Neden? Değişir çünkü yankısı kıyıdan kıyıya… Bense Olivia Laing’in Yalnız Şehir’inden bahsetmek istiyorum sizlere.

İthaki Yayınları‘ndan çıkan ve şubat ayında raflarda yerini alan Yalnız Şehir, Olivia Laing’in dilimize çevirilerek yayımlanan ilk kitabı. Çeşitli dergi ve gazetelerde çalışmış olan Laing aktif olarak The Guardian ve New York Times’ta yazılarına devam etmesinin yanı sıra isminden sıkça söz edilen anı-deneme yazarlarından biri olmayı kısa sürede başarmış.

Yalnızlık Çok Özel Bir Yerdir

“Anlamaya başlamıştım, yalnızlık kalabalık bir yerdi: kendi içinde bir şehirdi. Ve biri bir şehirde yaşamaya başladı mı, hatta burası Manhattan gibi titizlikle ve mantıkla inşa edilmiş bir şehir bile olsa, ilk başlayacağı nokta kaybolmak olur.”

Yalnız Şehir, yazarımızın New York’ta deneyimlediği yalnızlığından yola çıkarak çeşitli sanatçıların hayatlarına, korkularına, acılarına, yalnızlıklarına uzanıyor. Burada dikkat çeken asıl nokta ise yazarımızın yalnızlığı bir şehir olarak ele alması. Tıpkı bir şehir gibi yalnızlık da sokaklardan oluşuyor. Bir yabancının dışlanma hissiyle oluşan yalnızlığı ayrı, bir eşcinselin toplumsal bakış sonucu duyduğu yalnızlığı ayrı bir sokak; AIDS’li bir hastanın yalnızlığı ise bir çıkmaz sokak olarak karşımıza çıkıyor. Kimi zaman hayatımıza dramatik bir biçimde yansıyor da olsa yalnızlığı yabana atılmaması gereken bir tecrübe olarak değerlendirmekten de geri durmuyor Laing kitabında.

“Yalnızlık kesinlikle tamamen değersiz bir tecrübe değildi, aslında ihtiyacımız olan ve değer verdiğimiz şeyin tam kalbine dokunan bir tecrübeydi. Yalnız şehirden birçok güzel şey çıktı: yalnızlıkla dövülmüş şeyler ve onu telafi etme işlevini gören birçok şey.”

Yalnızlıkla dövülmüş birçok eser

Laing tam da tabir ettiği şekilde yalnızlıkla dövülmüş birçok esere ve tabii onların yaratıcılarına yer veriyor. Birçok kişiye değinse de Laing’in özellikle üzerinde durduğu dört sanatçı var. Bunlardan ilki Edward Hopper. Eserlerinde bile konuşmaya karşı direncini kaybetmeyen, “duvarın ardında bırakılma ya da içeride tutulma ve bununla beraber gelen neredeyse dayanılması imkânsız bir teşhir edilmişlik hissi” yansıtan bir ressam.

İkinci olarak ise Laing’in yalnız kalana kadar önemsemediğini belirttiği Andy Warhol. New York’a yerleştikten sonra yazarımızın dikkatini fazlasıyla çekmeye başlıyor.  Warhol herkesin bir makine olmasını ve aynı ölçüde beğenilmesini isteyen zaman içerisinde de kendini bir objeye/makineye dönüştüren, kendi kendini klonlayan enteresan bir sanatçı. Bunun temelinde ise Warhol’un bir yabancı olması yatıyor. Bulunduğu ülkenin diline, kültürüne yabancı olan sanatçı herkesleşebilmenin, ayırt edilemez olmanın özlemini hayatı boyunca taşıyor.

Hanry Darger ise Laing’in detaylıca anlattığı, oldukça trajik bir çocukluk ve ilk gençlik geçirmiş, Chicaco’da hademelik yapan ve oradan emekli olan, ancak öldükten sonra ne kadar aykırı bir sanatçı olduğu keşfedilen bir ressam. Çeşitli dönemlerde bazı eleştirmenler tarafından pedofili ve sadizmle itham edilen Darger’ın yalnızlığı Laing tarafından derinlemesine değerlendiriliyor.

David Wojnarowicz’i ise bireyin düşman bir toplumda ve hatta öyle düşman ki bu bireyin varoluşuna katlanmaktansa makul bir şekilde ölmesini tercih eden bir toplumda nasıl sağ kalabileceğine odaklanan bir sanatçı olarak tanıtıyor.

Bireysel Yalnızlık mı, Kolektif Yalnızlık mı?

Genel olarak kitapta bu kişilerin yalnızlıklarının eserlerine yansıması inceleniyor da olsa temelde bir kimlik bunalımının, bedenin sınırlarına hapsolmuş olmanın ve bir arayışın incelenmesi olduğunu söyleyebiliriz. Üstelik Laing bunu yer yer kendi üzerinden de işleme cesaretini gösteriyor. Diğer bir deyişle kişilerin bireysel yalnızlığının aslında kolektif bir yalnızlık olduğunun, toplumsal algının dışarıda bıraktığı kişilerin ortak bir yalnızlığa nasıl sürüklendiğinin altını çiziyor.

  • Yalnız Şehir
  • Yazar: Olivia Laing
  • Çeviri: Gizem Gözde Uçar
  • Türü: Deneme
  • Baskı Yılı: 2018
  • Sayfa Sayısı: 304 Sayfa
  • Yayınevi: İthaki Yayınları

 

Okuma önerisi!

Yolun Gölgesi – Behçet Çelik

Gökçesu Özgül’ün incelemesi; “Behçet Çelik’ten uzaklaşanların hikâyesi: Yolun Gölgesi
yazının tamamını okumak için TIKLAYINIZ

Behçet Çelik ülkemiz edebiyatının önemli isimlerinden. Bugüne kadar “Sait Faik Hikâye Armağanı”, “Haldun Taner Öykü Ödülü” gibi pek çok ödüle layık görüldü.

Dilşad Gündoğan

Dilşad Gündoğan

1992’de İstanbul’da doğdu. İktisat Fakültesi mezunu. Hasan Ali Toptaş’ın “-Desene hayat tekrarlardan ibaret. –Tekrarlardan değil, tekrarların tekrarından…” sözüne istinaden sektöre atılıp kendine yabancılaşmayı reddetti. Açıkçası sektör de onu pek sevmedi. Kitaplar ve müzik en büyük iki tutkusu. Piyanosu Cosimo, kemanı Phantom ve mızıkası Olric ile son derece mutlu. Kitaplarını ödünç verdiğinde uyku uyuyamıyor.
Dilşad Gündoğan

Tempus

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *