Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
ileti
 

Özlem Özdemir, Türkiye’nin ilk ve tek polisiye dergisi 221 B’yi anlattı

0

221B’yi başından beri sadece bir polisiye kültür dergisi olarak düşünmedik, polisiye kültürün gelişmesini sağlayabilecek, yerli ve yabancı yazarların eserlerinin okurlara daha detaylı aktarılabileceği, bu anlamda okurla yazarı buluşturabilen; TV’de sinemada üretilen polisiye eserlere yer veren, çizgiromandan akademik çalışmalara uzanan oldukça geniş bir yelpazede düşündük.

Türkiye’nin ilk ve tek polisiye dergisi 221B’yi Özlem Özdemir’den dinledik…

KitapEki
KitapEki
KitapEki
  • Öncelikle klasik bir başlangıç olarak 221B’nin doğuşundan bahsedebilir miyiz? 221B macerası nasıl başladı?

Son birkaç yıldır hep hayal ediyorduk ama hatırladığım kadarıyla ilk kez Güven Erkin Erkal’ın yazdığı ve Esen Kitap’tan yayımlanan Türkiye Rock Tarihi kitabının lansmanında yani 2013 Kasım’ında Ece Özbaş’la konuşmuştuk. Esen Kitap’ın yayın yönetmeniydim, Ece de başka bir yayınevindeydi, ikimiz de polisiye yayımlamaktan ve okumaktan keyif alıyorduk, Türkiye’de bir polisiye kültür dergisi yayımlamalıyız diye konuştuk. Ve bu konuşmadan 2 yıl sonra Ufuk Kaan Altın’la Mylos Yayın Grubu’nu kurduğumuzda uzun zamandır hayalini kurduğum polisiye dergiyi artık yayımlayabileceğimizi düşündüm, 2015 sonbaharında derginin ismini belirledik, sosyal medya hesaplarımızdan duyuruları yaptık ve ilk sayının hazırlıkları başlamış oldu. Hem polisiye yazarları hem de okurlar çok sahiplendi 221B’yi, coşkuyla karşılandı diyebiliriz. Ocak 2016’da ilk sayımızı yayımladık, ilk hafta içinde 2. Baskıyı yapmamızı sağlayan bir ilgiyle karşılandık, o günden bugüne 2 yıla yaklaşıyoruz. 10. Sayımız raflarda ve şu anda büyük bir keyifle Eylül’de yayımlayacağımız 11. Sayıyı hazırlıyoruz.

  • Günümüzdeki Türkiye’de polisiye edebiyatın diğer coğrafyalara kıyasla daha fazla olanağa sahip olduğunu düşünüyorum. Çünkü burası çok karmaşık ve polisiye kurguya oldukça müsait bir coğrafya. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Ülkemizdeki örnekleri Avrupa ya da Amerika’daki çağdaşlarıyla karşılaştırmak istesek yorumunuz ne olurdu?

Politik polisiyelerden söz ediyorsanız, Avrupa ve Latin Amerika’da çok iyi örnekleri yazılıyor. Kuzey Avrupa’da; sorunsuz gibi görünen, refah içinde “gelişmiş kapitalist” toplumlardaki halının altına süpürülen politik ve toplumsal sorunların çok iyi işlendiği romanlar var. Yunanistan, Portekiz, İspanya gibi Avrupa ülkelerinde yazılan güncel polisiye romanlarda da yine işsizlik, gelir eşitsizliği, siyasi komplolar gibi konular işlenebiliyor. Latin Amerika, Türkiye ile daha fazla benzerlik taşıyor denilebilir; “failimeçhul” kalan politik cinayetler, organize suç örgütleri, devlet destekli çeteler, ABD eliyle yapılan siyasi darbeler, iktidar sorunları gibi konular oldukça fazla işleniyor. Türkiye’de de son yıllarda politik polisiyenin iyi örneklerinin arttığını görüyoruz. Bu, tabii ki içinden geçtiğimiz dönemle çok ilgili.

  • 221B yalnızca basılı bir dergi değil.  Bu çalışma içerisinde aynı zamanda internet portalı, atölyeleri ve polisiye ödülleri gibi projeler de yer alıyor. Bunlardan da biraz bahsedebilir miyiz?

221B’yi başından beri sadece bir polisiye kültür dergisi olarak düşünmedik, polisiye kültürün gelişmesini sağlayabilecek, yerli ve yabancı yazarların eserlerinin okurlara daha detaylı aktarılabileceği, bu anlamda okurla yazarı buluşturabilen; TV’de sinemada üretilen polisiye eserlere yer veren, çizgiromandan akademik çalışmalara uzanan oldukça geniş bir yelpazede düşündük. Bu nedenle 221bdergi.com dergiden daha hızlı güncellenen bir portal olarak ilerliyor. Bilgi Üniversitesi ile 221B polisiye atölyeleri yapıyoruz. Kış döneminde yapacağımız yeni atölyenin içeriğini tamamlamak üzereyiz şu anda. 221B Uluslararası Polisiye Festivali’ni her yıl düzenli olarak yaparak, edebiyat, akademi, sinema ve TV’deki güncel polisiyeleri okur ve izleyicilerle buluşturmak istiyoruz. Bu festivalin içinde 221B Polisiye Roman Ödülleri de olacak. İstanbul içinde ve dışında sergiler, söyleşiler yapmak, radyo programı hazırlamak, Youtube kanalı açarak, eser sahiplerini konuk alacağımız programlar yapmak da 2018’de gündemimizde olacak.

  • 221B ilk yılını çoktan doldurdu. Her sayıda özel bir dosya konusuyla çıktı karşımıza. Dosya bulmakta zorlandığınız hiç oldu mu?

Evet, hatta 2. yılımıza yaklaşıyoruz, 11. sayımızı hazırlıyoruz şu anda. Dosya konusu bulmakta hiç zorlanmadık; okurlarımızın da sıklıkla sorduğu bir soru bu. Ancak polisiye dünyası gerçekten çok zengin ve son yıllarda belirgin bir yükseliş dönemine girdi ülkemizde de dünyada da. Bu nedenle listemizde önümüzdeki sayılarda yayımlanmayı bekleyen epey dosya konusu var.

  • Peki, derginin genel yayın yönetmeni olarak sizin en sevdiğiniz sayı hangisiydi?

Gerçekten zor bir soru J “Kadın Dedektifler” sayımızı hazırlarken çok keyif almıştım, Uzakdoğu’dan Latin Amerika’ya “Dünyanın Polisiyesi” sayımız, benim de okur olarak sürekli başvurduğum bir sayı. Bilgi Üniversitesi’ndeki atölyemizi de bu sayıdan çıkardığımız haritayla hazırladık ve katılımcılar açısından da çok doyurucu bir atölye oldu. Bilimsel gelişmeleri yakından takip etmeye çalıştığım için “Polisiye ve Bilim” sayısından ayrı bir keyif aldım ve polisiye okurlarına başka kapılar açtığını düşünüyorum. “Casusluk” sayısının 2. Dünya Savaşı ve sonrasında yaşanan Soğuk Savaş döneminde yaşananlara dair iyi veriler sunduğunu düşünüyorum. “Sherlock”, “Agatha”, “Poe”, “Simenon” sayılarının bundan 10 yıl sonra da okunabilecek detaylara sahip olduğundan eminim. Tüm sayıları sıralamış oldum neredeyse ama 221B, mutfağındakilere de her sayısında yeni yazarlar, eserler, tezlerle buluşturan bir dergi. Bu nedenle her sayıdan okur olarak da yayıncısı olarak da farklı tatlar alıyorum.

  • Aynı zamanda, Esen Kitap gibi polisiye eserler de yayımlayan yayınevlerinde çalıştınız ve yayın grubunuzda da Mylos Kitap örneği yer alıyor. Hem dergi hem de yayınevi açısından polisiye yayıncılık yapmanın zorlukları neler?

Bir okur olarak polisiyeyle nispeten geç, 22 yaşında tanıştım ve sonrasında büyük bir iştahla okumaya başladım. Esen Kitap’ın yayın yönetmenliğini yaparken de telif ve çeviri eserlerle polisiye kategorisinin oluşmasına ayrıca önem verdim.  Mylos Kitap’ta da devam ediyoruz polisiye romanlar yayımlamaya. Yayınevi açısından birkaç zorluk var, çeviri romanlarda, iyi romanı yakaladıktan sonra teklif verme ve yurtdışındaki yayıncıyı ikna etme süreci başlıyor. Bazen çok erken keşfetseniz de Türkçe haklarını alamadığınız romanlar oluyor; bazen işler yolunda gidiyor ve haklarını alıp yayımladığınızda kitabın ve yazarın hak ettiği ilgiyi göremediği zamanlar oluyor. “Çoksatan” polisiye romanların Türkçe haklarından söz etmiyorum, bu başlıkta zaten dünyada çoksatan yazarlar ve eserleri genelde bellidir, ben biraz daha iyi ilk roman/henüz az keşfedilmiş sağlam yazarların peşindeyim. Telif ve çeviri eserlerde de ilk roman/yeni yazarı okurla buluşturmanın kendisi pek çok zorluğu barındırıyor. Nüfus ve şehir sayısı ile kitapçı sayısı doğru orantılı olan bir ülke değiliz, zincir mağazalara kitapçı diyoruz maalesef. Bu mağazalarda da kitapların raf ömrü çok kısa, öne çıkarma çalışmalarının çoğu yüksek bütçeli işler ve bağımsız yayıncılar için bu bütçeleri karşılamak neredeyse imkânsız. Kitap yayıncılığında, dağıtım ve satış tekelleri aslında en büyük zorluk.

Dergi açısındansa tüm Türkiye’deki zincir mağazalara, kitapçılara, gazete bayilerine ve dergi reyonu olan marketlere dağıtım yapılıyor. Her yeni sayıda yapılan bu dağıtımın kendisi ciddi bir masraf. Dergilerde de en büyük dağıtımcı, kendi dergi grubu da olan bir tekel olduğundan zorluklar yaşanıyor. Tüm bunlar kitapta da dergide de bağımsız her yayıncının yaşadığı büyük sorunlar ve yakın vadede çözülecekmiş gibi durmuyor. Bu sorunlara rağmen okurlarımızın ilgisiyle, yazarlarımızın desteğiyle dergi ve kitap yayımlamaya devam ediyoruz.

  • Polisiye son zamanlarda dijital ortamda da oldukça popüler bir konu haline geldi. Popüler dizilerin neredeyse yarısından çoğu polisiye türünde. Hatta Hollywood filmleri de buna dahil. Polisiye romanlar da hızla uyarlanıyor. Bu durum, basılı kaynaklara, polisiye kitaplara olan ilgiyi nasıl etkiliyor?

Olumlu etkilemeye başladı; önümüzdeki yıllarda daha da fazla etkileyeceğini düşünüyorum. Yerli işlerde de yabancı işlerde de fark edilir bir yükseliş var. Geçen sezonun en çok izlenen yerli dizisi İçerde, polisiye bir işti. TV filmi serisi Çember, yine polisiye bir iş. Cingöz Recai sinemaya uyarlandı ve Ekim ayında vizyona girecek. Yeni sezonda sinemada ve TV’de yerli polisiyelerin yükselişte olacağı aşikâr. Umuyorum senaristler ve yapımcılar, yerli polisiye romanları takip ediyordur, uyarlanabilecek epey iyi romanımız var çünkü.

Yurtdışında ise sinema ve dizilerde gerçekten polisiye ağır basan bir tür oldu, hem klasik polisiye eserlerin yeni uyarlamaları hem de yeni senaryoların yazılması, yeni romanların ekrana uyarlanması aynı dönemde yaşanıyor.  Bu anlamda üretilen polisiye eser sayısı da çok arttı. Tüm bunlar tabii ki polisiye edebiyata olan ilgiyi de artırıyor. Sherlock dizisi çok net bir örnek bu açıdan. Tüm dünyada ve ülkemizde önce diziyi izleyen ve ardından Doyle’un kitaplarını okumaya başlayan çok fazla insan var. Polisiye izleyicisinin zamanla iyi polisiye okuru da olması mümkün bence.

  • Türkiye’de dergiciliği nasıl görüyorsunuz? Yayıncılık faaliyetleri artık maddi anlamda daha zor olsa da her geçen gün yeni bir dergi uzun ya da kısa ömürlü olarak ortaya çıkıyor. Bu alanda kaliteli ürünler kendini nasıl gösterebilir?

Az önce kısaca değindiğim gibi bağımsız yayıncılar için zorlayıcı koşullar var, bunlarla baş etmeniz gerekiyor. Bu nedenle çok iyi dergiler bile mali zorluklara dayanamıyor ve kapanma kararı almak zorunda kalıyor maalesef. Bir yandan neredeyse basın bültenlerinden ve fotoğraflardan ibaret bazı dergiler, reklam gelirleri yüksek olduğundan daha rahat yayımlanıyorlar. Ya da birbirine benzeyen “edebiyat” dergileri aynı kapak ve yazar kadrosuyla çıkmasına rağmen ilgi görebiliyor. Tüm bunların yaşanması bir açıdan elbette normal, her alanda olduğu gibi dergilerde de iyi ve kötü örnekler var ve olacak.

Dergi, okurunun bir alanda/konuda uzmanlaşmasını sağlayabilecek bilgileri içeren, okuruna o alanda/konuda yeni sorular ve cevaplar üreten, eserlerle tanıştıran bir içeriğe sahip olmalı. Bu açıdan belirli bir temaya/alana dönük dergilerin daha önemli olduğunu düşünüyorum, hem bir yayıncı hem de bir okur olarak. Önümüzdeki dönemde de daha fazla tematik derginin yayımlanacağını sanıyorum. Nitelikli dergilerin öne çıkması konusunda bir formül veremeyiz sanırım, dağıtımın iyi yapılması, rafta görünür olması, kısaca potansiyel okurlarına ulaşması anlamında zorluklar var bahsettiğim gibi.

  • Polisiye eserlerde özellikle kitapları kaliteli yapan kıstaslar nelerdir? Özellikle kitaplar dememin nedeni, sinemada kaliteyi etkileyen, polisiyenin kendisinden bağımsız şeylerin var olması. Oyunculuklar ve görsel efektler gibi… Ancak kitapta okur ile daha doğrudan kurulan ve interaktif bir ilişki var. Bu yüzden kıstasları farklı olabilir mi?

İyi eserin sinemada ve kitapta ortak noktaları var bence. İyi senaryo, iyi kurgu, derinlikli karakterler, bir polisiye eser için en önemli kriterler; ekranda da kitap sayfalarında da. Bunun dışında tabii ki bir kitaptan söz ediyorsak, dilinin, anlatımının iyi olması şart. İyi polisiye eserde neden-sonuç ilişkisinin doğru kurulmasının da çok önemli olduğunu düşünüyorum.

  • Son olarak polisiye okumak okurlara ne kazandırır?

İlk başta analitik düşünme yeteneğini geliştirdiğini söyleyebilirim. Sonuçta polisiye eserlerde, genelde çözülmesi gereken bir cinayet, bulunması gereken bir katil, katil belliyse de cinayeti işleme nedenleri gibi çözülmesi gereken muammalar vardır. Bunları iyi bir kurgu içinde okuduğunuzda hem iyi bir romanın kazandırdığı gibi hayatı, insanları daha derinlemesine değerlendirmenizi, anlamlandırmanızı sağlar ve ek olarak da ipuçlarını takip ederek yahut neden-sonuç ilişkilerini kavrayarak hızlı düşünmenizin yollarını açabilir.

Çağla Üren

Çağla Üren

1994, Bakırköy doğumlu. Boğaziçi Üniversitesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı okuyor. Daha önce Nazım Hikmet Akademisi Edebiyat Bölümü'nde okudu. soL Gazetesi'nde ve Genç Gazete'de (gencgazete.org) görev aldı. Edebiyat eleştirisi dergisi Rozinant'ta, polisiye edebiyat dergisi 221B'de ve dizi kültürü dergisi Episode'de yazıyor.
Çağla Üren

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *