Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Portakal Ağacında Oturan Kadın

0

Itzâ ve Yarince’den Felipe ve Lavinia’ya uzanan bir yeniden doğuş öyküsü var Portakal Ağacında Oturan Kadın’da. Zaman/ öykü iki paralel çizgi halinde ilerliyor. İki güzel direniş öyküsü anlatılan.

Bu yumurtayı kırıyorum, kadın ve
erkek doğuyor. Birlikte yaşayacak ve
ölecekler. Ama yeniden doğacaklar.
Ve yeniden doğduktan sonra yeniden ölecekler ve
böylece yeniden doğmuş olacaklar.
Tekrar tekrar yeniden doğacaklar; çünkü
ölüm bir yalandır.
                                  Eduardo Galeano        
                                  Kızılderili mitosu “Ateşin Anısına”

KitapEki
KitapEki

Mücadele eden kadın ve erkek var oldukça ölüm bir yalan. “Ne insan ne de doğa sonsuz bir ölüme mahkum edilmiştir.” Itzâ ve Yarince’den Felipe ve Lavinia’ya uzanan bir yeniden doğuş öyküsü var Portakal Ağacında Oturan Kadın’da. Zaman/ öykü iki paralel çizgi halinde ilerliyor. İki güzel direniş öyküsü anlatılan.

Lavinia, iyi bir eğitim almış, zeki, genç bir mimar. Bir alışveriş merkezinin planını hazırlarken orada yaşayan insanların yaşam alanlarının ellerinden alındığını fark ediyor ve bunu içine sindiremiyor. Çalıştığı şirkette tanıştığı ve aşık olduğu Felipe,  Büyük General’e karşı mücadele eden “Hareket” üyesi bir companero. Lavinia bunu uzun zaman sonra öğreniyor. Bu süreçte diktatörlükle mücadele etme konusundaki fikirleri olgunlaşıyor. Çünkü Lavinia Itzâ’nın kanını taşıyor. Direnme gücü iliklerine kadar işlemiş, tıpkı Felipe gibi.

…Sadece sefaletin yok olmasını ya da artık diktatörlerin olmamasını istediğimiz için ölmek ya da ölümle burun buruna yaşamak zorunda kalmamalıydık. Doğal olmayan onların var oluşu … bizim de buna karşı savaşmaktan başka yapacak bir şeyimiz yok.” ( sayfa 131)

Lavinia ve Felipe’nin, bir anlamda Nikaragua’nın devrim öyküsü anlatılırken bir yandan da Kızılderililerin İspanyollarla mücadelesinin öyküsü anlatılıyor romanda. Bu öykünün kahramanları da Itzâ ve Yarince. Yarince, Boaco ve Karib Kızılderililerine kumandanlık eden bir reis. On beş yıldan fazla İspanyollara karşı savaşmış. Itzâ da İspanyollara köle doğurmamak için aşktan vazgeçen direnişçi bir kadın. Bir portakal ağacında yeniden bedenlenmiş ve Lavinia’nın direnme gücünü canlandırıyor roman boyunca:

…Çığlığının Lavinia’yı dehşete düşürdüğünü fark etmiştim. Fakat ben bir an bile tereddüt etmemiştim. Zehirli okları kanında göğe doğru gerdirip bedeninin dört bir yanından bağırdım; düştüğü tereddütten sıyrılması için kasırga gibi esip parmaklarımı, onun ateş açan metali tutan parmaklarını sıktım.” (sayfa 354)

Ülkesinin ve cinsiyetinin kaderini belirlediğini düşünen Belli’nin toplumsal cinsiyet rolleriyle ilgili düşüncelerinin izlerini romanında görüyoruz. Itzâ mücadeleci yanıyla kadınlığını birleştirmekte zorlanırken Lavinia bu konuda daha net. Mücadele arkadaşı  Sebastian ve özellikle Flor ile eril yapı konusunda sık sık konuşuyorlar:

…Ancak sözünü ettiğin bu içsel savaşında bir kadın olarak sahibi olduğun özellikleri kendine çok göremezsin. Başka bir kişilik edinip kendininkini terk etmen mümkün değil. Çevremizdeki dünyayı feministleştirip savaşımızdaki gibi sert olayların olduğu yerlerde ona kadınlara özgü bir şekil verebilmemiz gerek.” (sayfa 220)

Sandinista, Kurtuluş Cephesinin içinde yer almasına rağmen vicdani retçi olabilecek kadar şiddete karşı Gioconda Belli. Bir anlamda Belli’yi temsil eden romandaki lirik karakter Lavinia da bu konuda iç hesaplaşmalar yaşıyor :

…Başka insanları bu dünyadan göndermek üzere bu aletleri imal eden insanın aklından neler geçtiğini kavrayamadan izliyordu; bundan başka bir üretmeyen dev fabrikalar vardı. Tüfeklerden, mermilerden, tanklardan, toplardan başka bir şey… Sadece karşılıklı olarak birbirine zarar vermek için. … Bu daha aşılamamıştı ve insanın vahşi doğası aşılamayacak gibi de görünüyordu. Ve silahlara dokunup onları tanımaktan ve kullanmaktan başka bir olasılığı olmayan kendisi de şimdi burada ateşli silahlarla uğraşıyordu.Tıpkı karşı taraf gibi.” ( sayfa 248)

Portakal Ağacında Oturan Kadın, Gioconda Belli’nin tek romanı. Şiir kitaplarından başka “Hiçbir değere bağlı kalmamamızın vaaz edildiği, kolayca yılgınlığa kapıldığımız, inancımızı yitirdiğimiz ve hayallerimizi inkâr ettiğimiz bugünlerde hayatı –hatta ölümü– değerli kılan türden bir mutluluğu savunmak için yazdım bütün bunları.” dediği bir anı kitabı var: Tenimdeki Ülke Nikaragua- Aşk ve Savaş Anıları.

Roman yarı otobiyografik özellikler taşıyor. Özellikle General Vela’nın evine düzenlenen baskın, 27 Aralık 1974’te Nikaragua’nın eski tarım bakanı ve pamuk zengini Castillo’nun evine yapılan baskınla büyük benzerlikler taşıyor: Tıpkı General Vela gibi Castillo da evinde bir parti verir. Bu partinin davetlileri arasında ABD Büyükelçisi Shelton, Nikaragua’nın ABD Büyükelçisi ve Somoza’nın kayınbiraderi Argüello, Dışişleri Bakanı Lang, Somoza’nın kuzeni ve Ulusal Ekonomik Kalkınma Kurumu’nun başkanı Noel Debayle gibi isimler vardır.

On üç Cephe direnişçisi Castillo’nun evini basar ve  Shelton dışında, partideki tüm davetlileri rehin alırlar.  Onlara silah çeken ev sahibi Castillo’yu vururlar. Bu olayın ardından devrime kadar uzanan bir süreç başlamıştır.

Okumaya başladığımda Nikaragua’da yaşananlarla ilgili çok az şey bildiğimi fark ettim. Nikaragua 1909’da ABD tarafından işgal edilmiş  ve 1933 yılına kadar da ABDnin güdümündeki toprak ağaları yönetmiş Belli’nin ülkesini. 1933’ten 1979’daki Nikaragua devrimine kadar baba-oğul Somozalar yönetimde kalmış. Romanda adı sık sık geçen Ulusal Muhafızlar da adeta onların özel güvenliği olmuş. İşin garibi (!) Somozalar her seferinde seçimle başa gelmiş; ülkeyi istedikleri gibi yağmalamaya devam etmişler. Somoza propagandası, Ulusal Muhafızların yarattığı korku ve Katolik Kilisesinin telkinleri dört bir yandan sarmış Nikaragua’yı.

Bütün bunlar olup biterken Belli, ülkesinde yaşananlara seyirci kalmıyor. Yaşananları şiirlerinde dile getiriyor. 1972’ de Sandinista Ulusal Kurtuluş Cephesi’ne katılıyor. 1975’ten devrime kadar Meksika ve Kosta Rika’da sürgün hayatı yaşarken gizli görevlere devam ediyor.

Portakal Ağacında Oturan Kadın’ı yazıldığı dilde okumayı çok isterdim. Eminim, öyle olsaydı bu güzel hikaye birkaç kat daha  zevk verirdi bana. Çevirisi epey sıkıntılı görünüyor. Kanımca çevirmeni Şebnem Sunar, romanı bir kez daha elden geçirmeli. Redaksiyon çalışması da titizlikle yapılmalı; birçok yazım ve baskı hatası göze çarpıyor.

Her ne kadar Lavinia halasının her zaman her zaman yaptığı gibi sabahları yıkanmış ve hazırlanmış olarak evden ayrılırken, uzun boylu ve zayıf bedeniyle kapıda durduğu ve onu kendisiyle vedalaşırken gördüğü aklına gelmiş olsa da, zayıf düşmeden ölmesi belki daha iyiyidi.” (sayfa 9)

Kent; yüksek duvarlarla çevrelenmiş villaların ve açması sefalet kulübeleriyle karşıtlıkların birbiri ardına sıralanışının biricik örneğiydi.” ( sayfa 10)

Yukarıdaki örnekleri çoğaltmak mümkün; ama bir fikir verdiğini düşünüyorum. Yazarın şiirli dilinin yakalandığı kimi yerleri okumak çok hoştu. Her şeye karşın bu güzel romanın gözden kaçmaması gerektiğini düşünüyorum.

  • Portakal Ağacında Oturan Kadın
  • Yazar: Gioconda Belli
  • Çeviri: Şebnem Sunar
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: Ağustos 2015
  • Sayfa sayısı: 355 Sayfa
  • Yayınevi: Ceylan Yayıncılık

 

Nalan Arman

Nalan Arman

Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı Bölümü mezunu. Kitap incelemeleri yazıyor ve İzmir'de yaşıyor.
Nalan Arman

Latest posts by Nalan Arman (see all)

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *