Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Remzi Karabulut’tan Topaç Sergisi: “Kaytansız Dünya”

0

Remzi Karabulut; “Kıyamet dedikleri felaket aslında çivisi çıkmış dünya değil, kimyasıyla oynanan dünyanın isyanıyla olur.”

“Yazmak istediklerimi yazdım ve artık yazma isteği duymuyorum” diyen ve bir süre önce yazarlık mesleğine nokta koyan Remiz Karabulut, sanatın farklı dallarında üretmeye, sanatla nefes alaya devam ediyor. Henüz küçücük bir çocukken fırıl fırıl dönen rengârenk topaçlara sevdalanan Karabulut, binlerce topaçtan oluşan bir koleksiyona sahip ve bu koleksiyon, 15 Şubat’ta “Kaytansız Dünya” başlıklı sergiyle meraklılarıyla buluşacak. İstanbul Saint-Michel Fransız Lisesi’nin Jeanne d’Arc Salonu’nda 3 Mart’a kadar devam edecek olan sergide renkleri, boyları, biçimleri ve hikâyeleri farklı binlerce topacın yanı sıra topaç heykelleri ve resimleri de izleyenlere sunulacak. Karabulut ile topaç koleksiyonculuğunu ve sayısız topacın boy göstereceği “Kaytansız Dünya” sergisi ile ilgili ayrıntıları konuştuk. 

KitapEki
KitapEki
KitapEki

Yıllardır topaç biriktiriyorsunuz. İki bin topacınız, otuz topaç heykeliniz, otuz topaç resminiz, iki topaç konulu kısa filminiz ve bir topaç konulu öykü kitabınız var. Nedir bu topaç sevdası ve nasıl başladı, anlatır mısınız? Sanırım çocukluk yıllarına gitmek gerekiyor?

Evet, ilkokula gidiyordum. Arkadaşlarımın bir sürü topaçları vardı ve benim yoktu. Günün birinde bir arkadaşım gözden çıkardığı bir topacı bana verdi. Böyle de olsa bir topacım vardı artık, ama ne yazık ki o topacı çevirebilmek için kaytanım, yani ipim yoktu. Koca köyde bir ip bulamamıştım. Derken bu yaralı topacı tek elimle döndürmeye çalıştım. Ve gün geldi, kaytan kullanmadan, buz üstünde kaytan kullanarak topaç çeviren arkadaşlarımı yener oldum. Öykünün başlangıcı buradan. 

Nerelerden, nasıl toplandı bu topaçlar?

Bulduğum her topacı aldım. Arkadaşlarım, dostlarım hediye etti. Kendim yaptım. Başka ustalara yaptırdım.

İçlerinde ayrıcalıklı olanlar var mı?

Hepsinin ayrı ayrı boyları, renkleri, biçimleri ve hikâyeleri var.

Bu arada bazılarının isimleri de var, değil mi?

Evet, birkaçının ismini sıralayayım: Alalı, Angırşak, Arşak, Cicoz, Çini, Bozanak, Bireyme, Deleme, Deveran, Develeme, Değirme, Düğeme, Doma, Dönbaba, Dönergeç, Fırıldak, Fırdöndü, Fıçı, Fırfıra, Fırfırk, Fıtça, Firmen, İştifan, Katır, Kaytan, Kiriştek, Köçek, Kirmen, Kirildek, Muzip, Mozik, Pımpır, Pırfangaç, Totik, Topaç, Tendürük, Tutturamanço, Vızırdak, Vızıldak, Vızık, Vızvız, Yanardöner. 

Bu birikimi bir sergi vasıtasıyla herkesle paylaşıma açıyorsunuz şu günlerde. İlk olarak İstanbul’da gerçekleşecek ve çeşitli atölyeler eşliğinde izleyiciyle buluşacak olan sergi, daha sonra farklı şehirlerde ve farklı ülkelerde devam edecek. Bu konudaki detayları öğrenebilir miyiz?

Proje sandığımdan daha büyük ilgi gördü. İstanbul’dan sonra İzmir, Ankara, Antalya, Tarsus gibi birkaç kentimizde, daha sonra Yunanistan, İtalya, Fransa, Moskova gibi başka ülkelerde sergilenecek.

Serginizin ismi “Kaytansız Dünya” ve bu isim “Fırıldak durunca dünya alem de durur mu?” alt başlığını taşıyan “Kaytansızlar” isimli öykü kitabınıza bir gönderme yapıyor. Bu kitap ve sergi arasında nasıl bir bağ ya da ilişki var?

Bu kitapta, içinde topaçların geçtiği öyküler var. Dolayısıyla bu kitap da projenin bir parçası. 

Kaytansız, ipi olmayan, ipsiz topaçlar için kullanılıyor. Kaytansız dünya metaforunu “çivisi çıkmış dünya” olarak yorumlayabilir miyiz?

Yorumlayabiliriz elbette. Kıyamet dedikleri felaket aslında çivisi çıkmış dünya değil, kimyasıyla oynanan dünyanın isyanıyla olur. Dünya olağanüstü bir atmosfer, onu biz kirlettik. O kaytansız da dönüyor pekâlâ. Ölçüyü kaçıran biziz aslında…

Günümüz çocukları her şeyden çabuk sıkılan, doyumsuz, bilgisayar çağı çocukları. Topaç gibi bir oyuncağın çocukların el-göz koordinasyonu ve motor becerilerinin güçlenmesine de katkısı olacaktır şüphesiz. Çocuklara ve anne babalara bu bağlamda neler söylemek istersiniz?

İçeriye hapsolmuş çocukları dışarıya, sokağa çağıran bir oyuncak topaç. Onların toprakta, buzda ve daha başka ortamlarda oynamalarını ve hareket etmelerini sağlayan bir oyuncak. Anne babaların bu yönde bir çabaları olursa çocuklara büyük iyilik etmiş olurlar. 

Topaç, küçük büyük herkesin ilgisini çeken, geçmişi çok eskilere dayanan, hiç eskimeyen eğlenceli bir oyuncak ve varlığını bugün de sürdürüyor. Sizin çocukluğunuzdan bu yana nasıl bir değişim-dönüşüm geçirdi bu oyuncak?

Bu oyuncak dünyanın oyuncağı. Hatta dünyanın ilk üç oyuncağından biri. Ancak ne yazık ki olması gereken sanatsal ilgiyi görmedi bildiğim kadarıyla. Çok çeşitli olması, dünya gibi dönüyor olması, her yaştaki insanın ilgisini uyandırması, eğlenceli olması onu çok özel kılıyor. Değişikliğe gelince: Elbette değişecek, dönüşecek, ama temel görevi olan dönme eyleminden öteye gidemeyecek. Ki bu eylem bile tek başına yeterlidir ona. Çağdaşlığı buradan geliyor bence.

Resim, sinema, edebiyat gibi sanatın farklı dallarıyla birden uğraşıyor ve eserler veriyorsunuz. En son “artık yazmayı bırakıyorum” demiştiniz. Bırakılabilir mi yazmak?

Herhangi bir şeye kızmış, küsmüş değilim. Çok sevdiğim yazma eylemini ucuz bir öfke için harcayamam. Yazmak istediklerimi yazdım ve artık yazma isteği duymuyorum. Kendimi samimi bulmadığım bir hareketin içinde görmek istemem. İnsan her şeye başlayabiliyorsa, her şeyi de bırakabilir bence. Sanatın diğer dallarıyla uğraşmamış olsaydım, bunu böyle kolay diyemezdim belki de. Sonuçta kendimi ifade edebileceğim başka sanatsal yollar var, onun için çok zor olmadı bu karar. 

Edebiyat alanında son durum nedir?

Güzel yazarlarımız var, güzel şeyler yazılıyor. Onların okuru olmak, kimi zaman yeni bir şey yazmaktan daha anlamlı. 

Yeni planlarınızı, projelerinizi öğrenebilir miyiz?

Tarsus’ta özel bir resim galerisi açıyorum yakında. Renklerle, çizgilerle dans ede ede resimler yapmak istiyorum. Daha sonra, çok sevdiğim Tarsus’ta bir oyun, oyuncak müzesiyle birlikte birkaç sanatçı evi yapmayı planlıyorum. Bana bu söyleşi fırsatını verdiğiniz için teşekkür ederim size. Topaçla ilgili bilgisi, önerisi, görüşü olanlar, şu adresime yazsınlar lütfen: remzikarabulut33@hotmail.com Ne kadar paylaşırsak o kadar anlamlı olur dünyamız.

Elif Şahin Hamidi

Elif Şahin Hamidi

1979 doğumlu. 1998 yılında Trakya Üniversitesi EMYO Serigrafi bölümünden ve 2004 yılında Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Basın-Yayın bölümünden mezun oldu. Öğrencilik yıllarından bu yana çeşitli mecralarda muhabir, editör, genel yayın yönetmeni olarak görev yaptı ve “yazma” eylemini hep sürdürdü. Kitap değerlendirme yazıları, yazarlarla yaptığı söyleşiler ve hazırladığı dosya konuları Remzi Kitap Gazetesi, Roman Kahramanları, İyi Kitap, Aydınlık Kitap Eki, Cumhuriyet Kitap Eki, SoL Kitap Eki, Varlık, Tempo Kitap, sabitfikir.com, kulturservisi.com, isimizgucumuzkitap.com gibi farklı mecralarda yayınlandı. 2014 yılında Beta Yayınları tarafından yayımlanan “Sıradışı Uyumsuz Muhalif: Bir Entelektüeli Yitirmek/Vakur Kayador’un Ardından…” isimli kitapta, “Hep Vakur ve Hep Yalnızdı” başlıklı yazısıyla yer aldı.

Eylül 2015’te Maltepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İnsan Hakları Yüksek Lisans Programı’na kaydoldu. Ve şimdilerde tezini bitirmeye uğraşıyor. Öte yandan aynı üniversitede, İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde Uzman olarak görev yapıyor. Elbette okuyup yazma işini de bıkmadan usanmadan hala sürdürüyor.
Elif Şahin Hamidi

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *