Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Sabahattin Ali’nin Apartman Hikayesinde Ezen ve Ezilenin Çelişkisi

0

Sabahattin Ali siyah beyaz karakterler aracılığı ile ezen ezilen çatışmasını örneklediği “Apartman” hikayesinde kulandığı anlatım teknikleri ile okurun ezilenin tarafında olmasını sağlamayı amaçlar.

Sabahattin Ali’nin, ünlü “Apartman” eseri toplumcu gerçekçi edebiyatın inceliklerini gözler önüne seren önemli yapıtlardan biridir. Hikaye, bir apartmanın çatısını örtme işinde çalışan bir inşaat işçisi, mal sahibi ile onun “kralcı” uşağı ve işçinin küfeci oğlu arasında geçmektedir. Hikaye boyunca gerilimi arttırmayı ve okuyucuyu sarsmayı başaran yazarın çıkış noktası ise birçok toplumcu gerçekçi eserde olduğu gibi, sınıfsal eşitsizliktir. Tabi ki anlatıcı bu noktada, taraf tutan bir anlatıcı konumunda olmakla birlikte, tuttuğu taraf ezilen sınıfın tarafıdır. Anlatıcı tüm hikayeyi işçinin gözünden anlatmakla ve kelime seçimleriyle okuyucuyu da taraflaştırmaya çalışmaktadır. Bu durum da kısaca diyebilirim ki, yazar ezen ve ezilen çatışmasında okuyucunun ezilene acımasını, ezilenin yazınında olmasını sağlayan anlatım teknikleri kullanır.

KitapEki
KitapEki

Bunu öncelikle yazarın metinde kullandığı dilde, kelime seçimleri ve sembollerde görürüz. Öncelikle metinde “ezen” konumunda olan mal sahibi anlatıcının nasıl betimlediğine bakalım:

Herif bazen pencereyi açıp göbeğini kenara dayayarak saatlerce baktığı…

Burada “Herif” diye söz edilen mal sahibi bu betimlemede göbeğini pencereye dayayıp emirler yağdıran şişman itici bir patron olarak karşımıza çıkıyor. Bu durum yukarıdaki tezi kanıtlar niteliktedir. Bunun yanısıra ilerleyen kısımlarda mal sahibinin bir betimlemesi daha mevcut:

Birden bire karşı pencere açıldı, apartman sahibinin evvela büyük göbeği sonra kırmızı başı göründü.

Burada da patron, şişmanlıktan nefes alamayan, göbeği önden giden kırmızı suratlı bir “canavar” gibi betimlenmektedir. Ayrıca çocuğun sepetinde “şarap” yahut “kırmızı su” yerine “kan rengi sular” taşıyor olması da hem hikayedeki gerilimi arttırarak hikayenin sonuna sinyal vermekte, hem de patronun, düşünce  “piç” diye hakaret ettiği çocuğun babasının da onun çatısında çalışıyor olması önemli bir göndermedir. Çünkü bu sözcük seçimleriyle anlatıcı, okuru kanlı bir sona hazırlamakta ve germekte, aynı zamanda ezilenlerin, ezen sınıf için canı pahasına çalıştıklarını ve “insan” sayılmadıklarını göstermektedir.

Yazarın kelime seçimi ve sembol kullanımının yanısıra başvurduğu en etkili yöntem ise anlatıcının hikayeyi çatıdaki babanın gözünden anlatmasıdır. Anlatıcının yer yer geri çekilip bir “focalizer” olarak öykünün akışını babaya bırakması iki şey sağlıyor: Babanın psikolojisini anlamamızı, okuyucu olarak babayla empati kurmamızı sağlıyor ve okuyucuyu harekete geçmeye teşvik ediyor. Öncelikle psikolojide bir savunma mekanizması olan “yön değiştirme”yi yani bir kişiye kötü davranıldığı durumda onun da başka birinden sinirini çıkarması durumunu bir “sınıf psikolojisi” haline getiriyor:

Bir akşam olsa, bir eve gitse, bir arka üstü yatsa ve karısı ile küçük kızına şöyle göğsünü kabarta kabarta bir bağırıp çağırsa..!

Bu alıntıdan da anlaşılacağı üzere eve gelip karısını çocuğunu döven baba figürünün sınıfsal eşitsizlikten dolayı bunu yaptığı gösteriliyor ve onunla empati kurmamız sağlanıyor. Böylece bütün hikayeyi çatıdaki babanın gözünden okuyup izleyen okuyucu, sonunda çatıdaki adamın seyirci kaldıkları yüzünden ölümünü, mal sahibinin ise acımasızlığını ve umursamazlığını açık biçimde görerek pozisyonunu alacaktır.

Sabahattin Ali siyah beyaz karakterler aracılığı ile ezen ezilen çatışmasını örneklediği “Apartman” hikayesinde kulandığı anlatım teknikleri ile okurun ezilenin tarafında olmasını sağlamayı amaçlar. Toplumcu gerçekçi sanat anlayışı için sanatın işlevselliği ve verdiği mesaj birincil önem taşır. Marksist bir dünya görüşü ve toplumcu gerçekçi edebiyat anlayışı ile eserler üreten Sabahattin Ali de pek çok hikayesini ezen ezilen kutuplaşması üzerine kurmuş ve okura sistemin acımasızlığını göstermeye çalışmıştır.

Çağla Üren

Çağla Üren

1994, Bakırköy doğumlu. Boğaziçi Üniversitesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı okuyor. Daha önce Nazım Hikmet Akademisi Edebiyat Bölümü'nde okudu. soL Gazetesi'nde ve Genç Gazete'de (gencgazete.org) görev aldı. Edebiyat eleştirisi dergisi Rozinant'ta, polisiye edebiyat dergisi 221B'de ve dizi kültürü dergisi Episode'de yazıyor.
Çağla Üren

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *