Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Şair kaç şiir tut!

0

Şiir utandırmasın. Şiir usandırmasın. Şiir uslandırmasın. Tarih ve hayat tamamına da, Devrim’e de erdirsin…

Şiir, bir tanışmadır. Öncelikle şairin kendisiyle tanışması. Sözcükleri deliğinden çıkarıp delirterek özgürleştiren şair, şiir yazma sürecinde, içine kaçarak kendini keşfeder. Dışkapılarını kapatıp içkapılarını açan şair, ömürilik’lerinde seyrüsefer yaptıkça kendiyle yeniden tanışır. Şiir yazarken ezberi bozulan şair, bilgisini ve bilincini, maddesini ve mânâsını yeni bir kalıba döker. Vakit gelir, şair kitabını dünyanın ortasına fırlatır. Şiirinin peşinden sözyaşı döken şair ile şiirinin yolları ayrılır, kitap şairi terk eder. Her birinin ayrı hayatları vardır artık. Şiir alır başını gider. Şair bir imza, bir isim, şiirin içinde gezinen bir gölge olarak kalır. Şair, şiire kendini gizleyip, sırlarını, anlamlarını yerleştirip kenara çekilir.

KitapEki
KitapEki

Şiir bir tanışmadır. Okurun, şiir üzerinden şaire “rağmen” kendisiyle yeniden tanışması. Şair yeni şiirler yazmak için, eski kendinden yeni kendine kaçmış, mânâ meydanı okura kalmıştır. Şairin şiiri kovalaması nafiledir. Şairlerin en kötü şiirlerinin hayatları olduğunu bilen, yanlış yaşayan ve yanlış yaşlanan, şiirlerine yenilen/yanılan şairleri yakından tanıyan şiir; şairi suçüstü yapmak için izler-durur. Süreç, şair kaç, şiir tut, makamında ilerler. Kitabı dünyanın ortasına bırakan yazarın sus’ması beklense de nafile! Okur ile kitap arasına giren şairlerin çarpılsa da, huylu huyundan vazgeçmez.

Şiirle okurun tanışması ise özgür bir hikâyedir. Önce, şiir okuru, okur şiiri uzaktan sözaltına alır. Bir süre sözleşip mânâlaşırlar. Okurun elinden tutan kitap, onu yeni anlam kapılarından geçirerek kendisiyle yeniden tanıştırır. Bilgiden çok sezgi, akıldan çok duygu içeren süreçte, okur, estetik keyif ve keşifle yeni anlamlara, yeni diline taşınır. Okuryaşar organik okur, şiirin çok kapılarından girip şiiri ele geçirmeye çalışır. Keçi sütü emmiş şiir, direnir. Kendini kolayca ele vermek, şairin emanet ettiği sırlarını teslim etmek istemez. Sonunda mânâ gidilir madde gidilir, bir de bakarlar ki, okur şiiri ele geçirmiş! Şiir bir köşede mânâlı mânâlı güler, çünkü, ele geçirilen aynı zamanda okurdur.

“Sokak çocuğu” olan şiirin şairinin nesi olduğu önemlidir. Bir rivayete göre şair terk eder şiirini, bir rivayete göre ise, şiir evden, şairden kaçar. Şair, şiir yaz at denize, diye avunur. Şairin şiiriyle, şiirin şairiyle adının çıkması, okur ile şiirin aşkına engel değildir. Sokağa düşen şiir, okur komününde tabusuz-tapusuz dolaşır. Organikokur kendi şiir meşrebine göre, şiiri anlam kütüğüne kaydederek, her seferinde yeniden üretir. Şair sürecin “pasif” izleyicisidir, şiiri kapan anlam denizini çoktan geçmiştir. Okur, şaire “rağmen” şiirleriyle yasak ilişkidedir. Şiir haram aşktan, klasik şair ise, helâl aşktan, organikokur anlam mülksüzlüğünden, klasik şair tabudan-tapudan yanadır. Şiir, şairini sürekli yeni aşklarla aldatır! Hayıflanan şair, şiiri eve, haremine geri çağırsa da, şiir sokakların ve yeni aşklarının hevesinde, havasındadır. Şiirle okur sıcak temas sağlamıştır bir kere, aşk mânâ bacasını sarmıştır. Şairin, şiirle okur arasına girerek “ara bölge” yaratma çabası nafiledir. Düzokurlar, şairi “ara bölge”deki tahtına yeniden oturtmak isteseler de vakit geçtir. Şairin, bilgi iktidarı kurmak için yaptığı “açıklamalı şiir izahatları” ise soğuk şakadır. Düzokurların, şiiri değil şairini okuma huyları ise trajikomiktir. Organik okur, şiirin şairini bilir ama bilmezlikten gelir. Şairi, gölge etme başka mânâ istemez, diye uyarır. Şiiri değil şairi üstlenen düzokurun kaderi/kederi ise şairin “resmi okuru”, “müşterisi” olma trajedisidir.

Şair, sokak çocuğu olan o şiirin dışında oturur. O artık şiirinin “şairokur”u olarak okurlarla eşitlenmiştir. Şiir tarihi, bu eşitliğin hem şair hem de düzokur tarafından hazmedilememesi tarihidir. Kitabın “meta” dolaşımı, “isim” gibi mülkiyet ve aidiyet işaretleri, şairin şiirine ve okurlara hükmetmesinin kanıtı değildir. Şiirinin artık kendisine rağmen bir hayatı vardır. Şiirle yasak aşk yaşayan organik okur, anlamı mülk edinerek hükmetmeyi reddeder. “aşk dediğin haram olur” şiir kitabımı çıkardığım şu günlerde, bir kez daha “Şair şiire, şiir şaire, şair şaire devlet olmayınca, yenilmeyince ve yanılmayınca yaşasın şair ve şiir” diyorsam, bu “şairanelik” değil, yerleşik olana temelden itirazdır.

Şiir utandırmasın. Şiir usandırmasın. Şiir uslandırmasın. Tarih ve hayat tamamına da, Devrim’e de erdirsin…

Sezai Sarıoğlu

Sezai Sarıoğlu

1950 Ordu/Ünye doğumlu. Deneme türündeki ilk kitabı 1994’te “Terspektifler” ismiyle yayımlandı. 1996'da yayımlanan “Doğusu-Batısı Olmayan Sözcükler” isimli kitabıyla, röportaj dalında ÇGD (Çağdaş Gazeteciler Derneği) ve Musa Anter Gazetecilik Ödülü’nü kazandı. 2001'de yayımlanan ve sekiz baskı yapan “NAR TANELERİ-Gayriresmi Portreler” isimli sözlü tarih çalışması akademik çevrelerde kaynak-örnek kitap olarak gösterildi. “annemin şarkı sandığı” isimli şiir dosyasıyla“İnsan Hakları Ödülü”, “kuşkırıntıları” isimli şiir dosyasıyla“Orhan Murat Arıburnu Şiir Ödülü” aldı.. İstanbul/ Kadıköy'de altı yıl süren "nehirmuhabbetler" isimli söyleşilerde "muhabbet ehli" olarak adlandırdığı bir grup arkadaşıyla birlikte pek çok yazar, şair, müzisyen, yönetmen ve akademisyeni konuk olarak ağırladı.

2012'de yayımlanan "aşk dediğin haram olur" şiir kitabı altı, 2015'te yayımlanan "Çerkesim, Türküm, Kürdüm, Sosyalistim" isimli anı kitabı iki, 2016'da yayımlanan "kurutma kâğıdı" isimli şiir kitabı iki baskı yaptı. Kültür sanat dergilerinde şiirleri, edebiyat yazıları ve şiir eleştirileri yayımlanıyor. Sözlü tarih, insan ve mekân ilişkilerini içeren tarih çalışmaları sürüyor. Türkiye’de ve yurtdışında şiir dinletileri yapıyor.
Sezai Sarıoğlu

Latest posts by Sezai Sarıoğlu (see all)

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *