Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Şairin imzası: “Tarih öncesi köpekler havlıyordu”

0

Hiçbir semtte berberi olamayan 26 yılda 29 ev değiştiren Cemal Süreya, salt Dersim, Erzincan sürgünü değil ev, semt, aşk sürgünüdür aynı zamanda.

“Ben bir yük vagonunda açtım gözlerimi. Bizi bir kamyona doldurdular. Tüfekli iki erin nezaretinde. Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular. Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar. Tarih öncesi köpekler havlıyordu. Aklımdan hiç çıkmaz o yolculuk, o havlamalar, polisler. Duyarlığım biraz da o çocukluk izlenimleriyle besleniyor belki. Annem sürgünde öldü, babam sürgünde öldü.”
Cemal Süreya

KitapEki
KitapEki

Oruç Aruoba’nın, “Bir şairin gözleri kapanınca, dünyada görülecek şeyler azalır” cümlesinden el alarak başlayalım. Doğrudur; şairler politikacılara, imgeler kavramlara gör(e)mediklerini, öteyi, daha da öteyi, düşlere en yakın yeri gösterirler. Ne var ki, tüm varoluşları, başka dilleri, başka kavimleri görmemek, başka halkların acılarına bakmamak ve görmemek üzerine kurulu olanlar için yapacak bir şey yoktur. Kulakları şiir ve tarih çınlasın, aykırı şair Ece Ayhan bu gibi durumlar için, “Tarih layıkların layığın versin!” mealinde bir cümle kurardı. Resmi tarihin kör ettiği politik, sanatsal figürlerin, bildik hamasi cümleleri bağırmaktan öteyle yaptıkları bir şey yok. Sistemin tapu ve tapularını cümlenin başında ortasında ve sonunda kullanıp, muhaliflerin başında kılıç gibi sallandırmak dışında bir sükseleri de yok! Hal böyle olunca, kendilerini Allah’ın dünya görüşüne göre tarif eden cümle İslamcılar karşısında, politik ve ideolojik olarak her tartışmayı kaybediyorlar. Resmi tarih çoğaltıcılarının konuşmalarında ve yazılarında “imza” yerine sistemin kutsallarını atmaları, tapuları ve tapuları mühür olarak basmaları aklıma “şair ve imza” meselesini getirdi.

Türkçenin usta şairlerinden Cemal Süreya, hayat hikâyesi kadar ilginç özellikleriyle de tanınır. Onu, özgün kılan özelliklerinden birisi imzasıdır. Darphane müfettişi olmasına rağmen, sürekli imza değiştiren sonunda bir imzada karar kılan şairin, imzasının neye benzediğine ilişkin çeşitli yorumlar söz konusu. Kimileri onun yoruma açık ilginç imzasını şapkaya benzetir. Kimileri imzadaki “Ce” ile “al” harflerinin ortadaki “M’ harfine ip yaparak, ip çevirdiklerini söyler. “Ce” ile “al” harfleri ip çevirmektedirler ama ip atlayan ortada yoktur. Belki de “hiç insan” ip atlamaktadır! Belki de insanların birbirlerine “Dilim sende!” diyerek altından geçecekleri bir Kavimler Kapısı’dır, imzadaki “M…” Fatsalı Şair Fatin Hazinedar ise bu imzanın yandan bakınca Cemal Süreya’nın profiline benzediğini, imzadaki “ü” harfinin noktalarının şairin ağzından düşürmediği sigarasının delili olduğunu söyleyerek bir başka anlamlandırma yapar. Şair Sunay Akın ise, bu yorumdan yola çıkarak imzayı şovlarında uzun uzun hikâye eder… “Cemal” sözcüğünün Arapçada “Yüz, yüz güzelliği” anlamına geldiği bilgisinden hareketle böyle bir yorum, anlamlandırma elbette mümkündür. Çünkü genelde sanat özelde, bir metnin veya imzanın, resmin yorumlanması hayallerimizde cimri olmamayı gerektirir. Sonuçta, her okurun, bu imzayı kendince yorumlama hakkı vardır. Melih Cevdet Anday’ın, “Eksik bırakacağım şiirimi! Onu sen tamamla!” cümlesi bu okuru şair karşısında gölge olmaktan çıkarıp özgürleştirir. Okurun bir metni, bir resmi, bir imzayı sahibine rağmen yorumlama hakkından hareketle, Cemal Süreya’nın, “Şapkam Dolu Çiçekle kitabından çoğaltarak, imzasının ve şapkasının şiirlerle dolu olduğunu da söyleyebiliriz. İmzası, kendisi değilse de bir tür “suretidir” şairin. İmzası şairi temsil eden bir işarettir. Cemal Süreya bir tarihte “Şairin hayatı şiire dâhil” demişse, bizler de “Şairin imzası ve şapkası hayatına ve şiirine dahil” diyebiliriz…

Söz, usta şair Cemal Süreya’dan açılmışken, onun en önemli aksesuarlarından olan kişiliğinin, kimliğinin bir parçası olan şapkasından söz etmemek olmaz. Sivas’ta öldürülen şair Metin Altıok, “Şapka” isimli şiirinde onun imzası ile şapkası arasındaki diyalektik ilişkiyi şöyle dillenir: “Cemal’in imzasındaki fotör/ Bazen başında da olurdu/ Yalnız biraz amatör/ Biraz da mahçup dururdu.// Ve Cemal hep bir yerlerde/ Unuturdu o şapkayı/ Ama şapkaydı belki de/ İsteyen unutulmayı!// Kolay değildi doğrusu/ Öyle bir başta durmak/ Hem bir şairin forsu/ Hem sıradan eşya olmak.”

Şapka bahsi uzun bir bahistir. Şapka deyip, imza deyip geçmeyelim. Şairin olduğu kadar şapkanın da imzanın da bir bildiği olabilir. Cemal Süreya, “Adam” şiirine, “Adam şapkasına rastladı sokakta/ Kim bilir kimin şapkası/ Adam ne yapıp yapıp hatırladı” diye başlar… Cemal Süreya sokakta gezerken, ağzından sökülüp alınan Kürtçe diline rastlar. Ne yapıp yapıp, bilinçaltını karıştırıp hatırlar. Çocukken üç ay aynaya bakmayan Cemal Süreya, akşam kamyonlara rastlar, sonra da yandan şarklı aynalara bakar. Hoplayıp silerek çevresini kollayarak bakar aynalara… Aynanın içinden devletler, devletsiler, tarih öncesi kötülükler çıkabilir çünkü… Aynada, tarih öncesi zalimlerin kimler olduklarını görür. İrkilir. Sonra, arkası horozlu cep aynasını çıkarır, fotoğrafı bile olmayan sürgünde ölen annesini ve ninesini görür. Koca adam olmuştur artık, ninesi sürgünden gelirken mendil içinde düğümlediği “sürgün delili” paraları emanet eder ona. Cemal Süreya, sokakta su’ya rastlar… Ne yapıp yapıp o suyun ana fikrini anımsar: “Fırat suyu bütün bir bölgeyi/ Takma adlarla dolanmak/ Zorundadır” diye imza atar su’ya… Tarihe, su imzası atar… Şairin ıslak imzası, su’ların, dillerin kalbini kıran egemenlerin “ıslak imzası”na benzemez.

Hiçbir semtte berberi olamayan 26 yılda 29 ev değiştiren Cemal Süreya, salt Dersim, Erzincan sürgünü değil ev, semt, aşk sürgünüdür aynı zamanda. Bu onun hem acısı hem de süksesidir. Dilde zorla iskân, mekânda zorla iskân, resmi tarihin en büyük zorlarından biridir ve bunu resmi tarih çoğaltıcılarının anlama şansları yoktur. Cemal Süreya şiiri git, git bitmeyen bir şiirdir. 1966 tarihle “Kurt” şiirinde şöyle dillenir dünyaya: “Köpek, diliyle içer suyu/ Kurt soluğuyla/…/ Ödleriyle öten kuşlar gibi/ havlaya havlaya kirlenir/ Düşen kulaklarıyla birlikte/ buruşur sevinci/ Ama diktiler mi kurdun karşısına/ Ağzı cehennemleşir.// Kurt altı yavru doğurur/ Köpek olur bunlardan biri”

Cemal Süreya’yı, “milliyetçi-ırkçı” bir geleneğe eklemlemek çabası karşısında, onun tarihsel imzasını ve forsunu temsil eden en kıymetli cümlelerden birinin “Tarih öncesi köpekler havlıyordu” olduğunun altını çizmek gerekir… Kim ne derse desin; Cemal Süreya’nın politik-poetik imzası budur…

Sezai Sarıoğlu

Sezai Sarıoğlu

1950 Ordu/Ünye doğumlu. Deneme türündeki ilk kitabı 1994’te “Terspektifler” ismiyle yayımlandı. 1996'da yayımlanan “Doğusu-Batısı Olmayan Sözcükler” isimli kitabıyla, röportaj dalında ÇGD (Çağdaş Gazeteciler Derneği) ve Musa Anter Gazetecilik Ödülü’nü kazandı. 2001'de yayımlanan ve sekiz baskı yapan “NAR TANELERİ-Gayriresmi Portreler” isimli sözlü tarih çalışması akademik çevrelerde kaynak-örnek kitap olarak gösterildi. “annemin şarkı sandığı” isimli şiir dosyasıyla“İnsan Hakları Ödülü”, “kuşkırıntıları” isimli şiir dosyasıyla“Orhan Murat Arıburnu Şiir Ödülü” aldı.. İstanbul/ Kadıköy'de altı yıl süren "nehirmuhabbetler" isimli söyleşilerde "muhabbet ehli" olarak adlandırdığı bir grup arkadaşıyla birlikte pek çok yazar, şair, müzisyen, yönetmen ve akademisyeni konuk olarak ağırladı.

2012'de yayımlanan "aşk dediğin haram olur" şiir kitabı altı, 2015'te yayımlanan "Çerkesim, Türküm, Kürdüm, Sosyalistim" isimli anı kitabı iki, 2016'da yayımlanan "kurutma kâğıdı" isimli şiir kitabı iki baskı yaptı. Kültür sanat dergilerinde şiirleri, edebiyat yazıları ve şiir eleştirileri yayımlanıyor. Sözlü tarih, insan ve mekân ilişkilerini içeren tarih çalışmaları sürüyor. Türkiye’de ve yurtdışında şiir dinletileri yapıyor.
Sezai Sarıoğlu

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *