Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Şairin Suçu

0

Bir yandan kapitalizmin küresel kötülüğü, öte yandan şairi tek kişilik devlete indirgeyen, şiirin vaadini devletulus’un vaadine indirgeyen muvazzaf şairler ortasında, “insan” kalmak için mücadeleden başka şansımız yok.

Sivas katliamı ve Hrant’ın katli kimi şairleri, yazarları, “suçüstü” yapma işlevi de gördü. Bu mesele, Sivas’ta kardeşlerimizin yakılması ve Hrant Dink’in taammüden öldürülmesi olayına makaleleriyle kavram, imgeleriyle, hınç, kötülük taşıyan aydın, şair, entelektüel kişilerle de ilişkilerimizi nasıl düzenleyeceğimiz meselesidir… Bu mesele, kapitalizme kötülük taşıyan şairlerin “şiirleri üzerinden” aklanıp aklanamayacakları meselesidir. Şairi şiirlerine mutlak hariç kılan bu zihniyet dünyası, bu kişileri dergilerde, ödüllerde, idare etmekte, festivallerde oturulup kalkılmakta, yüzlerine karşı konuşulup suçları yüzlerine vurulmamakta, sonuçta kötülük, yapanın yanına kâr kalmaktadır. Başka deyişle şiirin arkasındaki şair, ırkçı-milliyetçi veya şeriatçı kötülükler görülmemektedir. Bu noktada, İsmet Özel’in Sivas olaylarından sonra söylediklerini hatırlatmakta yarar var:

KitapEki
KitapEki

Aklıma takılan şu: Aziz Nesin gibilerin kendilerini güvenlikte hissedebilmeleri için, Sırp (veya Grek, Ermeni Rus veya Amerikan) uçaklarını Sivas semalarında görmeleri mi gerekiyor?(…) Giderek olayların, Türkiye’de yaşayan insanları bir tercih karşısında bırakma ihtimali kuvvet kazanıyor: Ya Müslüman Türkiye veya hiç!” (İsmet Özel, Milli Gazete, 8 Temmuz 1993)

İslâm kuvveden fiile geçiyor.(…) İslâmi dönüşümün, Türkiye için ideal bir toplum tasarımı olmaktan ziyade bir zaruret haline geldiği günden güne daha belirginleşiyor” (İsmet Özel/ Nokta, Sayı 11, 17 Temmuz 1993)

İsmet Özel’in yıllar sonra ırkçı-faşistlerce katledilen Hrant Dink için söylediği, “H. Dink, kendini feda etti mi, etmedi mi? Ya da zaten üzerine düşen bir yük müydü bu onun, görevi miydi? Bu işleri ben böyle değerlendiririm.” cümlesini ve cenazesine katılanlar on binler için söylediği; “Türkiye’nin devamına ilişkin kaygıları olmaması bir tarafa, Türkiye’nin devam etmemesi konusundaki planların da destekleyicisi olduklarını düşündüğünü” cümlelerini okuyarak, şiirleri üzerinden şairi idare eden, aklayan mekanizmanın sorgulaması şart. Devlet ve din dersinde öldürülenlerin acısına bakmaksızın, başkalarının varlıklarını, dillerini tanımaksızın nasıl bir şair, insan olunduğunu “şair idare mekanizmaları” oluşturanlar anlatmalıdır! Irkçı-dini kötülükle Hrant Dink’in öldürülmesiyle, dini-ırkçı bir kötülükle Sivas katliamın özü aynıdır. Dinin ve dini zorun, ırkçı ve faşist zorun tarihteki rolünün edebiyata dâhil bir yüzleşme alanı olduğu atlanarak bu muhabbeti ilerletemeyiz. Ece Ayhan’ın, “Devlet ve şairleri, iki kara kaşık gibi iç içe uyurlarken” dizelerini anımsatmak isterim.

Tarihin bizlere bıraktığı ipucu, soruların ölümsüzlüğü, cevapların ölümlülüğü, olarak okunabilir. Maddenin ve mananın bilgisinin ve bilincinin bizi kuşattığı zamanın aklı, maddenin öldüğü, mananın ezel ve ebet olarak tahta kurulduğu doğrultusunda bir metafizik vaaz olarak günümüz şiir arastasında da yürürlüktedir. Hâl böyle olunca, bir yandan kapitalizmin küresel kötülüğü, öte yandan şairi tek kişilik devlete indirgeyen, şiirin vaadini devletulus’un vaadine indirgeyen muvazzaf şairler ortasında, “insan” kalmak için mücadeleden başka şansımız yok. İktidarlardan ve devletlerden uzun süren dilleri zorla iskân, asimilasyon kazığına, bağlayıp devletleri tarihin çayırına salmak, mağdurları travmaya sokan tarihsel bilgileri zorla resmi tarih kazığına bağlamak, resmi tarihçilere dönüşmüş resmi şairleri huzura salmak geleneği içinde bir şair için en kötü/yanlış ölüm milliyetçi-ırkçı olarak daha yaşarken ölmesidir.

Sivas katliamı sonrasındaki edebi-siyasi konumlanışlar farklı kavrayışları da su yüzüne çıkardı. Ayhan Songar, 6 Temmuz 1993 tarihli Türkiye Gazetesi’nde “Pir Sultan Abdal muannit (inatçı) bir Türk ve Osmanlı düşmanı. İşi gücü, zamanında İran ve Osmanlı devleti arasındaki ihtilafı körüklemek ve Anadolu halkını tahrik etmekti. Onu, kalkıyor ‘halk ozanı’, ‘mutasavvıf şair’ diye gösterip, adına şenlikler düzenliyoruz. Sonra, her yanı ile ne olduğu belli Aziz Nesin’i getirip orada konuşturuyoruz” cümleleriyle, Pir Sultan Abdal’ı imgeleminde nasıl canlandırdığını itiraf etti. İktidar karşıtı Ece Ayhan’ın imgeleminde ise Pir Sultan Abdal bir başka değere/müjdeye denk gelir:
“Bektaşi menakıpnamelerinde Pir Sultan Abdal’ın kız kardeşi ‘Ecemi Sivas’ta astılar’ der. 1993 Temmuz’unda Pir Sultan Abdal bir daha asıldı. Tarihte önemli şairler iki kere asılırmış.” (Ludingirra, Sayı 1)

Sonuç olarak Sivas katliamından söz eden her yazının, büyük insanlık ve adalet adına bir “suç duyurusu” olduğunu hatırlamak ve hatırlatmak ve bir alıntıyla bitirmek isterim:

Suçları unutmamalı, kayıtlarını muhafaza etmeliyiz. Suçluların ilk işi bunları yok etmektir zaten. Bu efendiler yalnızca masum katletmezler, hafızayı da maktul ederler. (…) Bu aşırı silahlanmış tiranlar askeri ya da iktisadi her savaşı kazanabilirler. Ama kaybettikleri bir savaş var ki, ismine kendileri ‘İletişim Savaşı’ diyorlar. (…) Gitgide daha çok insan ‘hayır!” diyor. Sonuçta bu, yenilgileri, tiranlıklarının sonu olacak. (…) İşte kayıt tutmanın, muhafaza etmenin, hatırlamanın aciliyeti bundandır. İşledikleri suçlar unutulmayacak, her kıtada ağızdan ağza dolaşacak. Her geçen gün daha çok insan ‘hayır’ diyecek. Çünkü bu gün korumaya niyetli olduğumuz ve sevdiğimiz her şeye ‘evet!’ demenin tek önkoşulu bu…
(John Berger’in Irak Dünya Mahkemesi’ne gönderdiği metin)

Sezai Sarıoğlu

Sezai Sarıoğlu

1950 Ordu/Ünye doğumlu. Deneme türündeki ilk kitabı 1994’te “Terspektifler” ismiyle yayımlandı. 1996'da yayımlanan “Doğusu-Batısı Olmayan Sözcükler” isimli kitabıyla, röportaj dalında ÇGD (Çağdaş Gazeteciler Derneği) ve Musa Anter Gazetecilik Ödülü’nü kazandı. 2001'de yayımlanan ve sekiz baskı yapan “NAR TANELERİ-Gayriresmi Portreler” isimli sözlü tarih çalışması akademik çevrelerde kaynak-örnek kitap olarak gösterildi. “annemin şarkı sandığı” isimli şiir dosyasıyla“İnsan Hakları Ödülü”, “kuşkırıntıları” isimli şiir dosyasıyla“Orhan Murat Arıburnu Şiir Ödülü” aldı.. İstanbul/ Kadıköy'de altı yıl süren "nehirmuhabbetler" isimli söyleşilerde "muhabbet ehli" olarak adlandırdığı bir grup arkadaşıyla birlikte pek çok yazar, şair, müzisyen, yönetmen ve akademisyeni konuk olarak ağırladı.

2012'de yayımlanan "aşk dediğin haram olur" şiir kitabı altı, 2015'te yayımlanan "Çerkesim, Türküm, Kürdüm, Sosyalistim" isimli anı kitabı iki, 2016'da yayımlanan "kurutma kâğıdı" isimli şiir kitabı iki baskı yaptı. Kültür sanat dergilerinde şiirleri, edebiyat yazıları ve şiir eleştirileri yayımlanıyor. Sözlü tarih, insan ve mekân ilişkilerini içeren tarih çalışmaları sürüyor. Türkiye’de ve yurtdışında şiir dinletileri yapıyor.
Sezai Sarıoğlu

Latest posts by Sezai Sarıoğlu (see all)

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *