“Şerefimizi uyurken kaybettik Raymond!“

0

Fırtına Çocukları, Nikolay Ostrovski’nin ikinci romanıdır. Birinci cildini ölümünden (22 Aralık 1936) kısa bir süre önce bittirdi, yazmayı düşündüğü öteki ciltlerden ancak bazı taslaklar ve başlangıçlar bıraktı.

“Ve Çeliğe Su Verildi”nin unutulmaz yazarı, Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin Rovno ilçesi, Volhynia ilinin, Vilia köyünde, 1904 yılında bir işçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Çoban yardımcılığı, komilik, deniz yolu işçiliği yapan Ostrovski, 1919 Ağustos’unda Kızıl Orduya katıldı ve Boudienny Birinci Süvari Ordusu’nda çarpıştı. Lvov önlerinde ağır yaralandı. İç savaştan sonra Kiev demiryolu atölyelerinde çalıştı ve gençlik örgütlerinde militanlık yaptı. 1924 yılında felç geçirip gözleri kör olunca gençliğin heyecanını coşturmak için bir kitap yazmaya karar verdi. 1930 yılında yazılmaya başlanan “Ve Çeliğe Su Verildi”, 1932 ile 1934 yılları arasında yayınlandı. İlk Sovyet gençliği kuşağına özgü bu romandan sonra Ostrovski 1918-1919 yıllarında Polonya ve Ukrayna’da geçen olayların büyük bir tarihi freskine girişmeye karar verdi. Böylece Fırtına Çocukları ortaya çıktı. (SS)

Mavi Gitar

Bazı kitapların edebi yanından çok politik yanı ağır basar ve bu kitaplar edebi bir yapıttan çok bir bildiri veya propaganda metni görevini üstlenir. Bu kategorideki kitaplar kalıcı olamaz edebiyat dünyasında. Bu konuda bazı eleştirmenlerin Maksim Gorki örneği ne kadar isabetli olduğunu bilmiyorum ama haklılık payı muhakkak vardır. Elinizdeki bu kitap politik bir kitaptır ama kesinlikle edebi değeri çok yüksek olan kitaplardan biridir. Yazar sadece belli bir fikri okuyucusuna aktarmakla kalmayıp, yazının tüm cazibesini ve gücünü de ortaya koymuş. Yazarın politik duruşu, geçmiş günlerde verdiği mücadele, mücadelesinin haklı yanları ve zorluluğu yürek titretecek bir cesaret örneğidir. Bu cesaret ve mücadele, yazardan kahramanlarına aktarılmış ve bu da kitaba heyecan katmıştır.

Almanya kapitalizminin etkisiyle, Polonya ve Ukrayna’nın kaderini belirleyecek, kendi çıkarları doğrultusunda yeni bir devlet yönetimi yaratmak için kolları sıvan  -Kont Moguelnitski çatısı altında-  burjuva beyleri, büyük bir plan kurar ve bu planla hareket etmeye başlarlar. Bunu yaparken de kızıl orduya ilgi duyan ve onun ideolojisiyle hareket eden ve bunları savunun herkesi gözaltında tutarlar. Faşizmin en büyük dayanakları ve destekçileri olan burjuva sömürücüler ve zamanın kiliseleri kendi çıkarları için bu yeni yönetimi savunur ve bu harekete ortak olurlar. “ Sovyet iktidarında yaşamaktansa Polonyalı efendilerin emrinde yaşamak daha iyidir (s.74)”. Karşılarında ise, devrimci, sosyalist halk gönüllüleri vardır. Bu gönüllüler işçilerin, ezilmişlerin, hakkı elinde alınan herkesin yanlarında olması için propaganda yapar, bildiri dağıtır ve zamanı gelince silahlanır. Tabi bunları yapmak için faşizmin, totaliter sistemin, despotluğun karşısına büyük bir yürekle ve kararlılıkla çıkmaları gerekir ve hepsi de bunun farkındadır.

Ostrovski’nin bu kitabı hikâye içinde hikâye anlatma, her kahramanının hikâyelerine az da olsa dokunma ve sonra da bunları bir bütün olarak okuyucuya sunması kitabın değerini tartışmasız kılmıştır. Kitabı okuduğunuzda her kahramanın hikâyesine dokunuyorsunuz, içinden biri de sizin hikâyeniz oluyor. Burada belki sizin için taraf önemli olmayabilir ama Raievski’nin, Andre’nin, Edwige’nin ve daha nice gönüllü halk devrimcilerinin davasını anlayacak ve hak vereceksiniz. Birileri fabrikasını düşünürken yaptığı zalimliliklerine karşı o fabrikayı işgal edenleri, birileri kendi iktidarı için insanları öldürürken ona baş kaldıranları, zulme karşı dur diyenleri bu kitapta daha iyi anlayacaksınız. Peki, bu insanların cesareti ve kuvvetinin kaynağı nedir diye soracak olursanız; “…yol gösterici, zalimlere karşı birlikte mücadele eden insanları birleştirici kardeşlik bağıdır (s.88)” cevabı iste bu satırda. Hepsi de bu bilinçle hareket eder her ne kadar içlerinden sonradan dönenler olsa da. Peki, bu bilinçle hareket eden insanlara karşı mücadele ettiğini düşünen burjuva kesimin dayanağı nedir? Ya da bunlar bu insanlara nasıl bakmaktadır? “Hayvanların ağılda olması gerek. Bir sürü bir sürüdür. Sırtında kırbacı hissetmelidir (s135)”.  , “Bir sürü, sürü kalmalıdır (s.142)”  onu da buradan anlıyoruz. Bu tarih boyunca hiç değişmedi mi? Bunun cevabını hepimiz çok iyi biliyoruz. Tarih tekerrür etmiyor, birebir yaşatıyor.

Tüm bunlara karşı çıkanların içinde, anneler, çocuklar, babalar, hastalar olması ve bunları bir araya getiren temel dayanak temel düşünce yine şu satırlarda en güzel şekilde ifade edilmiş; ”Dayanamam artık! Her zaman açlık ve yoksulluk… Parası ve gücü olanların sizi çizmeleriyle tekmelemeleri, yüreğinizden vurmaya hakları var… Bu canavarların canı istedikleri zaman ezebilecekleri bir toprak solucanı olduktan sonra, neye yarar yaşamak? Sokakta ölürüm daha iyi (s.166)

Kont malikânesinin ve askeri gücün elinde bulunan dava arkadaşları için kont ailesini ele geçirilen bu insanlar zaman zaman tereddüt ve yenilgi yaşasa da inançları onları ayakta tutacaktır. Sığındığı yerde yapılan küçük bir hata yakalanmalarına sebep olurken, burjuva-i kesime güvenilmeyeceğini de bir kere daha anlarlar. Burada öne çıkan kahramanlar elbette var ama çok belirgin değil. Ostrovski, eşitlik ilkesini kahramanlar üzerinde uygulayarak, sadece birini değil tüm kahramanlarını öne çıkarması ve hayatlarına dokunması, fikrine, davasına bağlılığını ve inancını gösterir. Kitap acı bir sonla bitse de önemli çocuk kahramanlarından olan Andre’nin şu son sözleri; “Şerefimizi uyurken kaybettik Raymond! Dişlerimizi kırarak iyi iş yaptılar. Şimdi kiminle dans edeceğimi iyi bileceğim” hatanın, kararlılığın, inandığı davanın önemini vurgularken, okuyucuyu da merak içinde bırakıyor. Bunun cevabı her ne kadar kitabın son sözünde dille getirilse de eminim Ostrovski devamını yazabilseydi çok farklı sürprizler bizi bekleyecekti. Ne yazık ki kitabın devamını yazamadan, sadece taslağını hazırlayarak düşüncesine ve davasına bağlı kalarak bu dünyaya veda etti.

  • Fırtına Çocukları
  • Yazar: Nikolay Ostrovski
  • Çeviri: Özdemir İnce
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: Eylül 2016
  • Sayfa sayısı: 271 Sayfa
  • Yayınevi: Yordam Edebiyat

 

Doğan Yalçın

Doğan Yalçın

1994 yılında Muş’ta doğdu. Iğdır Haydar Aliyev Fen lisesinden mezun oldu. Halen Afyon Kocatepe Üniversitesinde Biyomedikal üçüncü sınıf öğrencisi.
Doğan Yalçın kendisini şöyle anlatıyor; En büyük zaafım çok hayal kurmamdır diye düşünüyorum. Hem de imkansız türlerden.
Bazen; ”oğlum bir mühendis için bu hayaller biraz saçma değil mi?” diye sorduğum oluyor. Bazen de ‘’Edebiyata ve kitaba bu kadar önem ve zaman verdiğinden okulu bittiremeyeceksin’’ der durur şeytani tarafım. Nerden bilsin hayallerle yaşadığımı, hayallerimin de edebiyat ve kitapla yaşadığını.
En sancılı, sıkıntılı, yokluk zamanlarımda en büyük kahramanım hayallerimden kendime biçtiğim rollerdi.
Belki de bu da hayal kurmanın zaaf olduğunu sanmamın zaaflığıdır. Kim bilir…
Doğan Yalçın

Paylaş
Share On Facebook
Share On Twitter
Share On Google Plus
Share On Linkedin
Share On Pinterest
Share On Youtube
Contact us
Sapiens

Cevap Yazın