Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Şiir, beden ve ses doğaçlamaları ilişkisi üzerine

0

Yazarımız Aynur Uluç ile şiir, beden ve ses doğaçlamaları ilişkisi üzerine söyleştik.

Zeynel Abidin: Merhaba… Aşağıdaki linkteki videonuzu youtube’da izledim. Beden salınımları ile içinizden geldiği gibi doğaçlıyordunuz. Oldukça etkileyiciydi. Doğanın koynunda şifalanmanın somut örneği diyebilirim.

KitapEki
KitapEki

https://www.youtube.com/watch?v=qlFCfZnFm5s

Ve şunu demeden duramayacağım: Yaw siz nasıl bir varlıksınız! Sanki doğanın enerjisiyle sevişerek varlıksal duruşunuzu moleküllerin bıraktığı karışımla merhemleniyorsunuz. İnsan ve doğa arasındaki enerjiyi avuçlarınızla toplayarak vücudunuza sürmenin hazın da bir tür mikro evrene yolculuk ve makrodan kopmadan olanı an’ın bereketini toprağa salarak tekrardan sentezleyip kendinizi sürüyorsunuz… inanın size bu noktada eşlik etmeyi felaket istedim, samimice içtenlikle..

Sadece şu noktayı söylemek istiyorum, kayığın üstünde değil de çıplak ayaklarınızla kumda olmanız sanki doğayla tamamen bütünleşimini sağlayacaktı… Tabi bu benim bakışım… Bence siz doğa ananın orijinal kadın tarafısınız.

Doğanın koynundayım
Sadece nefes alıyorum
Sanki her şey oluyorum
Sanki hiç bir şey olamıyorum
Işık hızındayım
Zamanın katmanlarındayım
Sevginin koynundayım
Sadece kokluyorum…

Geçenlerde yazdığım ve gerçekten yaşadığım anların hakikatidir bu şiir… Sizin bu doğaçlamalarınıza bakınca yeniden aklıma düştü. Ne kadar da benzeşen noktalar var.

Aynur: merhaba… evet hakikaten de öyle. gitgide sonsuzlaşan zamanın bazı anlarını genleştirmek mümkün. yakalamaya niyet ettiğimiz her anı belki de tek tek. nefese odaklandığımız her anı… sözcüklerin arasındaki boşluklara odaklanmak diye söylüyorum ben bunu. notaların arasındaki sessizliğe dikkat kesilmek demiş beethoven da. hepsi ama hepsi; ruhumuzda söylenen şarkıyı duyumsama çabası ve hazzı. elbet her birimize bu güzellikten pay verecek doğa… ancak duymak için niyet eden her birimize tabii ki…

Zeynel Abidin: Şifacının kaynayan kazanına düşmeden, merhem olmayı denemek, beyhude bir çabadır. Sözlerin ya da doğaç hareketlerin doğuşunun özünde doğanın analığı ya da kadınsı doğurganlığı yatmaktadır. Şiirinizi dinlerken ya da izlerken diyelim; bu sözleri havadan, boşlukta dolaşan cümlelerden topladım ben de.

Duruşunuz ve dönüşümcü varlığınız bu eksende geri durmadan etrafınızdaki varlıklara dokunmanız sanırım benim de hakkımı aldığımı düşünürsek bir daha neden sizin üretimlerinize ilgi duyduğumu anlamış oldum. Sanırım kaynayan kazanınız, içinde dönüşebilecek her türlü varlığa açık olmasaydı şifa üretmeniz de mümkün olamazdı… Tıpkı doğa gibi. Ve bunu ondan teslim alan kadın… Oh gelsin doğurganlık…

Aynur: çok teşekkür ederim bu güzel görmeler için. doğru yerden görülmek insanı çok iyi hissettiriyor tabii. görülmek demişken bir şey anlatacağım. bu videonun sosyal medya paylaşımında bir takipçi “güzel, beğendim” yazıp gitmişti yoruma. düşünsenize gelmiş izlemiş, beğendiğini beyan etmiş ve gitmiş. ve bu durum hiç yadırganacak gibi durmuyor ilk bakışta. sosyal medya beğenmek üzerine dönen bir paylaşım yeri ama beğen tuşuna basmak yerine “beğendim” yazılınca hele de bu bir bey tarafından yapılınca algı başka oluyor ister istemez. paylaşılanın ona dokunduğu duygu ya da onda açtığı fikirlere dair hiçbir şey demeden jüri edası ile gelip puan verir gibi beğendim deyip gitmesi karşısında iki çift cümle bırakmadan duramadım ben de. ben bilmem gözlerim ne söylerse, olmuş bu kez de yanıt. yanıtı sevimli bir yan barındırıyor. beğendim ben de…

Zeynel Abidin: Sadece gözlerin yeteceğini düşünüyor! Oysa bildiğimiz kadarıyla beş duyusu var ve sadece bir tanesini kullanmayla olayın çözüleceğini sanmak… 

Aynur: yok yok, dua ettim ki sadece gözünü söylemiş, o yüzden ben pek kurcalamadım daha fazla yorumu. akıllı kadınımdır.

Zeynel Abidin: Aslında bu durumu deşmek önemli gibi geliyor bana ne dersiniz?

Aynur: hımm ))) bence de önemli ama bunu ayrı bir yerde belli başlı bir tema olarak açmak daha işlevsel olabilir. kişi üzerinden yapıp da polemik malzemesi yapmadan ve bizler için de konuya kişisel yaklaşımlar üzerinden bakmayı kaldırmanın özgürlüğünde. teorik olarak konuşabiliriz.

Zeynel Abidin: Peki oradan devam edelim. Düşünsenize gerçek dünyada bile tek duyulu yaşamak ne kadar büyük bir ızdırap…

Aynur: bir çoğu tek duyusunu bile kullanmıyor bence. direk ezberden görmesi belletileni görüp, duyması belletileni duyuyor sadece . uzuvlarınızın teslim alınması müthiş bir kuşatma… bu arada, hızlı yazmamı kesemiyorum. dilerim sizin için okuma sıkıntısı olmuyordur.

Zeynel Abidin: İşte siz şifacısınız hemen ilaç yapıp süpürgenize binip yetiştirmeniz gerek değil mi?

Aynur: ))) evet vakit önemli. düşünme hızımı kesiyor klavyeye bakmak.

Zeynel Abidin: Peki. Ben aradan çekileyim ne dersiniz?

Aynur: )) ilginç bir bakış açısı… demem o ki klavyeyi düzeltmeye çalışmak düşünme hızımı kesiyor o yüzden enter’a basıyorum gidiyor cümlem tamamlandığı anda.. öyle olunca da sözcüklerin hatalı olma riski başlıyor. anlatmaya çalıştığım buydu.

Zeynel Abidin: Ha, hoş görün ben zannettim ki başka varlıklarla da yazışıyorsunuz o yüzden yükünüz hafiflesin diye söyledim.

Aynur: kendime yazarken, yani yazı yazarken de böyle. ellerimi sonra toparlıyorum yazılarımda, o yüzden çok uğraşmam gerekiyor. ilk hâlleri okunamayacak kadar hatalı oluyor o yüzden.

Zeynel Abidin: Anladım, bu da ilginç.

Aynur: yazdıklarımı sonra ben bile okuyamıyorum bazen. hiç ekrana bakmadan yazma adetim var benim. baktığımda elim basmış oluyor bile. bunu değiştirmekle uğraştım ama pek başarılı değilim. enter, otomatik geliyor.

Zeynel Abidin: Oysa yaşamı hazmederek yaşamak daha sağlıklı olsa gerek…

Aynur: yazarken öyle…

Zeynel Abidin: Sonuçta o da yaşam.

Aynur: hız kesmemek için. çünkü çok hızlı geliyor arkası

Zeynel Abidin: Neyse bu da sizin tarzınız.

Aynur: yaşarken bir sonraki cümleye gitmiş oluyor aklım ben yazamam yavaş. algım açılıyor genelde klavye başında.. bunu fark edince yollarda doğaçlama ses kayıtları almaya başladım. sadece yazamayacak kadar bir şey olunca yürürken meselâ. açıyorum ses kaydını. buradan da ses doğaçlamaları doğdu. youtube’a onları koymaya başladım çünkü çok hesapsızlar ve fonda doğal sesler var köy, şehir, yol… o anda her neredeysem artık…

Zeynel Abidin: Ben şu an donuk vaziyette sizi gözlemliyorum.

Aynur: ses kaydını açtığımda ne diyeceğimi bilmiyor oluyorum. bana da sürpriz oluyor yani.

Zeynel Abidin: Belki de doğurganlığın başkaca bir yüzüdür. Sizi tatmin eden taraflarını alır diğer tarafları elersiniz.

Aynur:

https://www.youtube.com/watch?v=Aq5J5ZLMQZY

bu linkteki ses kaydını da bir dinler misiniz… motorda çay ocağında millet üst üste kahvaltı ediyor o daracık yerde. ben de kendi kendime sayıklıyorum.

Zeynel Abidin: Dinledim; çok hoş… sanki zıtlıkların içindesiniz ve kendinize taraf olarak bellediğiniz bir taraftan yaşama tutunmaya çalışıyorsunuz… Tabi ortamın çok canlı olması sözlerinizin kaybına neden oluyor.

Aynur: ama ne yapalım o anda gelmiş olan fikri ya da duyguyu yakaladığım yer. o anda demesem bir yerlere yazacak hâl de yok. elimde çay sandviç filan var; ben de kahvaltı ediyorum bir yandan çünkü. düşünsenize küçücük bir masada tabureye oturmuş bir kadın ve karşısında birileri var. telefonu çıkarıp birden bunları söylemeye başlıyor ve kapatıyor ve bir ısırık daha alıyor sandviçinden; sonra çayından bir yudum.))

motorda bir sabah; o sıkışıklık, o arbede… ve aralarına düşen doğaçlama sözcükler. komik de geliyor yani bir yandan, dışardan biri gibi baktığımda duruma.

Zeynel Abidin: Ah siz şairler…

Aynur: bunun şairlikle ilgisi yok bence… nefes alabilmek için kanal açmak gibi göğsüne. baskı boşaltmak gibi bir şekilde.

Zeynel Abidin: Hane bu yönünüz sizi sanki etrafın bütün nüvelerine ulaşma gibi bir yapıya büründürüyor o yüzden şair kelimesini kullandım. Belki de yanlış değerlendirdim.

Aynur: ben sevmiyorum sanırım şairleri, o yüzden bir şiirmde “ah şair olmak vardı” diye dalga geçsem de, şairlik bana hep antipatik gelirdi; daha da çok geliyor artık şimdilerde.

Zeynel Abidin: Peki, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz, hem şiir yazan biri olarak? Nasıl dönüştürmek istiyorsunuz?

Aynur: Durumla dalga geçen sözcüklerim ya da hareketlerim bazen düz gibi okunabilir. mümkündür. Meselâ“yer yatağı” isimli şiir kitabımın doğum gününde kalem çevire çevire dans etmiştim imza aralarında. çok güzel bir geceydi. her anını çok dolu yaşadım. amacım kalemle dalga geçmekti de demeyim de bazılarının kalem düşkünlüğü ile eğlenmekti yani. tam da ilk şiir kitabımı çıkardığım gece bu durumla eğleniyordum peşpeşe seksen imza atarken arada dans ediyordum ve kalem çeviriyordum bir yandan da. elimde oynuyordum onunla. nesneleştiriyordum iyice kendimden koparıyordum belki de. belki de zıtlık diyerek ifade ettiğiniz yerdir burası da.

“ben şiir yazıyorum” diyor ya, ya nazım, “masalların masalı” şiirinin son bölümünde, tek tek açarken doğadaki canlıların dinginleşmiş hâlini. “kedi uyukluyor/ güneş sıcak/ su serin” derken, “ben şiir yazıyorum” deyişi ile sıradanlaştırır da demeyelim de doğallaştırır diyeyim. nazım’ın şiir yazışı ile kedinin uyuklayışı aynı doğallık ve aynı önem derecesindedir o an. şairlik filan umrumuzda olmamalı. kirletiyor insanı doğamıza sonradan yamanan tüm etiketler.

Zeynel Abidin: Belki de bir şeyi yapayım değil de, o an’ın içinde olanları toplamak…

Aynur: etiketi ben etiket meraklıları için kullanıyorum bazen.  onlar takılıyorlar buna. kalemle oynamak gibi… o imzalar önemli benim için hem de çok. ama kişilerle temaslanma fırsatı sunduğu için önemli, ben şair olup imza attığım için değil.

Zeynel Abidin: Sanırım siz doğaçlama bir var oluşun yolcusu gibisiniz. En azından sizi okuduğum kadarıyla…

Aynur: evet evet bu çok doğru bir tanımlama bence. bir sonraki adımı ben acaip merak ediyorum hep. bir yandan yaşıyor bir yandan izliyor gibiyim sanki; donuk gözlerle))))

Zeynel Abidin: E bu güzel. en azından ayna olan taraftan sevinebilirim.

Aynur: evet her birimiz diğerine aynayız bence de. ne kadar kendimizle bağ varsa o kadar tutunuyoruz o şeye. bir şey ilgini çekiyorsa illâ ki karşılığı vardır sende. ya da tersini çevirelim; bende… suyun içindeki yanan oksijenleri fark etmekten tanışıyoruzdur belki de.

Zeynel Abidin: Suyun içindeki yanan oksijenleri fark etmekten tanışıyoruzdur belki de… Bence bu final olsun. Bu gecenin finali… Ne dersiniz?

Aynur: olsun bence de ; iyi geceler.

Zeynel Abidin: İyi geceler…Şev xweş…

Aynur: şev xweş. anadil gününde yakışır.

Zeynel Abidin: Bakın bu daha da güzeldi 

Aynur: her güne yakışır aslında.

Zeynel abidin: Sevgilerimle… Evet bütün diller her güne yakışır…

21 Şubat 2019

Aynur Uluç

Aynur Uluç

şair, yazar, ressam, anlatıcı, eczacı... ancak kendisi bu kimliklerin ifade ettiği anlamların sıkıştırılmış kalıplarının ötesinde bir biçimle ilişkileniyor tüm bu alanlarla. “eğer dünya daha yaşanılır bir yer olsun diye uğraşacaksak sanat bir yol, bir araç olmak zorunda. sanat, araya mesafeler girmediğinde hayatın içinde kalır, o yüzden etkin bir yoldur” diyerek anlatıyor sanata bakış açısını. ve ekliyor “sanatçı olmak gerekmiyor üretmek için...”niyet hayatı usulsakin yakalamak ve aynı şekilde doğallıkla çıktığı yerden ifade etmek olunca her yer üretim yerine, ele geçen her malzeme ayrı bir üretime dönüşüyor."


aynur uluç’un 2003’ten bu yana edebiyat dergilerinde ve gazetelerde yazı ve şiirleri; 2013’te ‘gezi‐anı‐deneme‐öykü ve şiir’ türlerinden tatlar içeren ‘az gittim çok döndüm’ isimli melez kitabı, 2015'te beden-mekân-zaman ilişkisinin kadın dili ile ifadesinin yolculuğu olarak tanımladığı“yer yatağı” isimli şiir kitabı yayımlandı. kitapeki sitesinde düzenli olarak kitaplar ve sanat ile ilgili yazıları yayımlanmakta.

kitaplarını imzalarken her okur için ayrı bir resim çizmesiyle başlayan çizme yolculuğu, yolda izde, vapurda, otobüste çizdiği resimlerle devam ediyor. ilk kitabında her okur için ayrı bir resim yapması sonrasında yayımlanan "yer yatağı" isimli kitabında da her okur için ayrı bir mektup yazıyor. bu mektuplar hem o okura yönelik oluyorlar; hem de tema olarak ayrı ve uzun bir mektubun farklı kişilere düşen parçaları gibiler.

temas ettiği her şeyin birbiri ile harmanlandığı bu üretimlerde şehir ve doğa sesleri üzerine bıraktığı doğaçlamalar da ayrı bir arşiv olarak birikiyor. zaman zaman farklı şehirlerde müzik ve şiirin iç içe geçtiği etkinlikler düzenliyor. sanatına da yansıyan şifalandırma isteği mesleğinin de temelini oluşturuyor denilebilir. kişiye özel yapma ilaçlar hazırladığı eczanesinde eczacılık mesleğini halen aktif olarak sürdürmekte.
Aynur Uluç

Latest posts by Aynur Uluç (see all)

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *