Responsive banner image
 

Şiir şuncağız bir şey işte

0

Arkadaş şair, ‘en iyiler önce ölür’ der demez ben, ‘ölüm de en iyiler de şuncağız’dır diyerek yazılamaya çıkarım bizim mahallenin çocuklarını toplayıp.

‘Yaşam şuncağız bir şey işte/ bir defter kalır gidenlerden/ ayrı düştüklerimizden bir kitap/
yıllar sonra aklına gelir de birden/ bakarsın/kuytu dalında bir sayfanın/ incecik izler vardır/
diretmişliğimizden/ Yaşam şuncağız bir şey işte’ (Emirhan Oğuz)

Kırmızı Kedi Haziran 1

Bazı kitaplar, şiirler ve dizeler zamanaşırıdır. Arkadaş, şair Emirhan Oğuz’un ‘Ateş Hırsızları Söylencesi’ kitabı bu türdendir. Dönüp dönüp yeniden okuruz bu tür kitapları. Kitabın ‘dönem kitabı’nın ötesine geçmesi poetik-politik kıymetinin delilidir. Şairlerin bazı şiirleriyle ‘uçtuklarını’ şiir meraklıları bilirler. Emirhan, 1988’de yayımlanan ilk kitabı ‘Ateş Hırsızları Söylencesi’ ile uçmuştur. Burada ‘uçmak’ sözcüğü şairin ilk kitabıyla 1987 Akademi Kitapevi Şiir Ödülü, yayımlandığı yıl Ceyhun Atıf Kansu Şiir Ödülü almasını ima etmenin ötesindedir.

Bu yazıda, şairi uçuran kitaptan değil içindeki ‘Yaşam şuncağız bir şey işte’ dizesinden söz etmek istiyorum. Dahası risk üstlenerek, içerde-dışarda, acılarla ve ölümlerle kuşatıldığımız özel dönemin ürünü bu özel kitabın bu dizeyle özetlenebileceğini söylüyorum. Kitaptaki bilgilerin, imgelerin, anlamların ‘Yaşam şuncağız bir şey işte’ dizesine indirgenmesi okura şaşırtıcı gelebilir. Hatta şairin ‘Yaşam şuncağız bir şey işte’ dizesiyle de uçtuğunu söylersem bunu ‘tuhaf!’ bulanlar da olabilir. Normaldir, çünkü okur ile şiir arasına şairi dahil kimse giremez. Bu dizenin-sözcüğün anlam kapısından geçip değişik okumalar yapabiliriz. ‘Yaşam’ sözcüğünü ‘insan ömrü’ ile sınırlayıp ‘insanlık tarihi’ ile karşılaştırdığımızda ‘şuncağız’ sözcüğünü ele geçirebiliriz. ‘Ömür denilen şey’ kadim tarih karşısında madde-mana, uzunluk-kısalık, insana dair tüm hallerin toplamı olarak ‘şuncağız’ değil midir?

Şairin, yirmi bir yıl sonra yayımlanan ikinci kitabı ‘Myndos Geçişi’nin girişine aldığı Miguel Hernandez’in ‘üç yarayla yaşarım ben:/ hayat yarası,/ ölüm yarası/ aşk yarası.’ dizeleri de ‘şuncağız’ın kapsam alanındadır. Her iki kitaptaki mekânlar ve ölen, öldürülen insanlar da öyle… ‘Metris’in önündeki kahve:/ baba çay içmez/ karın bildiği yeri arardı// iyi ölülerin kışı/ karın bildiği yerde kaldı.’ Metris, önündeki kahve, Gürcü baba, bir bildiği olan kar, tümü ‘şuncağız’dır. Bitmedi: ‘Gömleğin yakasına bir/ kış göğü sığdırırdı anne:/ senin/ kalbinden düşürdüğün sözü// damda taşta zorda gece/ kalbin gibi taşıdım:’ Daha bitmedi: küçük kız kardeş/ hüzünlü kuzeyi arardı/ el radyosunda// umut ve kuzey// her ikisi de görüş/ günü’ne yetişecek.’ Umut ve kuzey, el radyosu, küçük kız kardeş ‘şuncağız’dır. Şiirin içinde volta atmaya devam edelim: ‘Küçük çoban garmon çalmayı bilmez/ üç kartalı var cümle masal devlerine karşı:// bir de ben// benim bir aynam vardı/ bindokuzyüzseksendört kışında hücreler koridorunda/ mazgal aralığından/ kartallara bakardım// ah hüseyin’i ölürdü bir dağın:/ hüseyin’in türküsüne.’ Bereketli sözcüktür ‘şuncağız…’ ‘ben yazıyı seçtim’ diyen şair insanı yarı yolda bırakmaz: ‘Bir ölüm:// ahde vefanın menzili çünkü/ kelimenin sadakati için/ manayı bize/ tembihlemiştir:’ Arkadaş şair, ‘en iyiler önce ölür’ der demez ben, ‘ölüm de en iyiler de şuncağız’dır diyerek yazılamaya çıkarım bizim mahallenin çocuklarını toplayıp. Bitmedi; şiirlerin içinde sürekli kıymetli kardeş şahıs da volta atar: ‘Kızaran akşamın karınca yolları// demişti küçük kardeş:/ belki de işaret edilen budur bize:/ birbirimize taşıyacağımız kırık/ buğday tanesini barındırır’

Bu dize(ler) dilinizin altında, üstünde, içimizde bir yerde ‘kayıtlı!’ dururlar. Hiç eskimezler. Eskitilmezler. Dahası zamanı ele geçirirler. Başımız sıkıştığında elimizden tutup gezdirirler. Bunlardan el alıp cümleler kurmak ise benim gibi şiir heveskârının en eski huylarındandır. Tanıyanlar bilirler; ‘Şiir, şuncağız bir şey işte’ derim sıkça. ‘Aşk ve devrim şuncağız bir şey işte’ diye uzatırım cümleyi. Orada da durmam, ‘Dil şuncağız bir şey işte’ diye yeni anlam kapılarına dayanırım. Derim ki; çok alçak gönüllü olan ‘şuncağız!’ sözcüğünü küçümsemeye gelmez. O, ‘şuncağız’dır ama çok derindir ve pek kıymetlidir. Siz siz olun, şımarmayan bu sözcüğün kalbini kırmayın. Kırarsanız, hayatın, aşkın ve devrimin kalbini kırmış olursunuz.

Sezai Sarıoğlu

Sezai Sarıoğlu

1950 Ordu/Ünye doğumlu. Deneme türündeki ilk kitabı 1994’te “Terspektifler” ismiyle yayımlandı. 1996'da yayımlanan “Doğusu-Batısı Olmayan Sözcükler” isimli kitabıyla, röportaj dalında ÇGD (Çağdaş Gazeteciler Derneği) ve Musa Anter Gazetecilik Ödülü’nü kazandı. 2001'de yayımlanan ve sekiz baskı yapan “NAR TANELERİ-Gayriresmi Portreler” isimli sözlü tarih çalışması akademik çevrelerde kaynak-örnek kitap olarak gösterildi. “annemin şarkı sandığı” isimli şiir dosyasıyla“İnsan Hakları Ödülü”, “kuşkırıntıları” isimli şiir dosyasıyla“Orhan Murat Arıburnu Şiir Ödülü” aldı.. İstanbul/ Kadıköy'de altı yıl süren "nehirmuhabbetler" isimli söyleşilerde "muhabbet ehli" olarak adlandırdığı bir grup arkadaşıyla birlikte pek çok yazar, şair, müzisyen, yönetmen ve akademisyeni konuk olarak ağırladı.

2012'de yayımlanan "aşk dediğin haram olur" şiir kitabı altı, 2015'te yayımlanan "Çerkesim, Türküm, Kürdüm, Sosyalistim" isimli anı kitabı iki, 2016'da yayımlanan "kurutma kâğıdı" isimli şiir kitabı iki baskı yaptı. Kültür sanat dergilerinde şiirleri, edebiyat yazıları ve şiir eleştirileri yayımlanıyor. Sözlü tarih, insan ve mekân ilişkilerini içeren tarih çalışmaları sürüyor. Türkiye’de ve yurtdışında şiir dinletileri yapıyor.
Sezai Sarıoğlu

Latest posts by Sezai Sarıoğlu (see all)

Paylaş

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *