Responsive banner image
 

Şiirsiz zamanlarda şiir

0

“Geceyle Bir” bize bir güzel şiir kozmosu sunuyor. İncelikle, umutla ve güzellikle dolu bir özel şiir dünyası,  baştan sona aksamadan süren bir ses, ritm ve anlam uyumudur elimizdeki kitap…

Süreyya Aylin Antmen, yaşadığımız onca dil ve gürültü kirliliği arasında bir kristal ses, hakiki şiir kitabı; “Geceyle Bir” ile ses veriyor. Kitap ile günceli böyle bir “kirlilik” üzerine kurulmuş bir cümleyle özetleyebiliriz. Bu kirlilik, açık bir ikiyüzlülük ve riyanın neden olduğu politik bir kirlilik.

Kırmızı Kedi Temmuz 1

Çokça yineleme pahasına bir kez daha yazmalı: Güncelin olanca kötü ve kötücül olmasına karşın, şiirde hala umut var. Şiir hala insanı anlatabiliyorsa, demek ki güncelin içinde insan da var! Bir şeyler hep yanlış giderken, avunumuz, sığınağımız olan şeylerden biri şiirler. İnsanlığımızı, insani duyguları, insani duyumsallığı anımsatan çabalar…

Yazının şiir dışı çerçevesi!

Gündelik politikadaki dil, bayır aşağı giden bir görünümde. Gürültü kirliliğinin politik çıkar için bile isteye yapıldığı bir sığlıktayız. Yöntem, gücünü göstermek, olası rakiplerini korkutmak için olanca gürültü koparmak olan, maymunların kullandığı yöntemi andırıyor. Ama bu sadece bir andırma. Çünkü bu yöntemim uygulanmasından sonra ortaya çıkan sonuçları “masum” maymun gösterilerinden çok  farklı ve çok fazla. Sürüde kendini kanıtlamak isteyen erkek maymun en fazla göğsünü yumruklayıp uluyarak, çevredeki kuru dalları parçalayarak korku veriyor. İnsanlar dünyasında, sosyal düzlemde yapılan ucuz politik manevralar, halklara, ülkelere ve insanlara kalıcı kötü etkiler bırakıyor. Onca kin ekmeler, onca ucuz tehditler insanların bilinç atına yerleşiyor.

Batı demokrasinin ikiyüzlülüğü ile Doğu faydacılığı amansız bir yarış içinde. Kimi zaman kullanıldığında fazlaca klişe sayılabilecek olan “ikiyüzlülük” nitelemesi bu zamanda en doğru yerine oturmakta. Örneğin, uygar Batı göçmen krizinde amansızca ve imansızca bütün tarihsel kazanım ve değerleri bir yana koyup, sorunu para ödeyerek satma yoluna gitti. Bu satış süreci ve sonrasında, başlangıç noktası olarak Fransız Devrimi’nden alırsak, yaklaşık, iki yüzyılı aşan olağanüstü bir insani kazanın kulesini yıkıverdiler… Satış işleminde en az iki taraf olmakla; yapılan bu insan paralığında temiz taraf da yoktur.

Bu tür sorunlarda, yanlışı tek tarafta aramak da ayrı bir yanlış. Her iki taraf da mutlak bir yanlışın içinde. Bir başla açıdan da, her iki tarafın da kendine göre haklı ve hatta “meşru” nedenleri var. Sonuçta, Mehmet Akif’ten mülhem, bir oy uğruna ne insani birikimeler batırılıyor… Hem Batı hem bizim Doğu, kaba bir kriz politikası üzerinden bir seçim stratejisi güdüyor. Yeni dış düşman, mağduriyet, seçmeni avlamak… Kısa vadeli ve peşin yargılı politik kararların orta ve uzun vadede, zararları…

Şiirsiz zamanlarda şiir

Sığ hesapların yarattığı kaotik ortamda şiirin sesini duyabilmek ne zor. Bu yazıda bile şiirden söz etmek için kendimize fırsat vermiyoruz. Böyle ortamda belki günün sorunlarının, kavgalarının yansı sıra, genel bir kötüye gidişin, bozulmanın ötesine geçebilmek için şiirin steril sesini korumak anlamlı çaba oluyor. Sterillik, olumsuz değil, olumlu bir anlama ve içeriğe dönüyor burada.  Bir şiir savunusu ve mücadelesi söz konusu olduğunda, şiirin güncelin kirinden kendini koruması, bu anlamdaki bir sterillik ile olası.

Bütün bu kötücül hallerin üstünde olup, buna karşın bu hallerin bir soyutlaması olan, ya da okumanın mümkün olduğu şiirler, insanın dilini iyiye de döndürebildiğini anımsatıyor bize. Şair  “acıya merhamet edin yıldızlar” (s.16) diyor. Güncel olandan, olumsuz anlamdaki reel politikten insani şiire bir geçit buluyoruz. Burada insani şiir derken aslında iyi/olumlu anlam yüklenebilecek pek çok niteleme sıralayabiliriz. Yani yükü ağırdır şiirin. Ağırlaştırılmış bir müebbettir zaten esasında şiirin çektiği ceza. “Geceyle Bir” bütün yükü taşımakla birlikte bunu bize hissettirmeden yapıyor.

Bizi sağaltan şiirler de olmasa, Leyla Erbil’in saptaması ile bu hasta toplumda ‘hepimiz hastayız’ tanısı bizi daha da dibe çekecek; “İnsan yaralıdır. Hasta ve deli dendiğinde içine “demon” olanı da alacaktı. O vakit artık sizin bu yeni insanla ne yapacağınıza sıra gelmiştir. Yeteneğinize göre, parçalanmayı, yabancılaşmayı (cinselliği de içine alarak) kapitalizmin nesnel gerçeğine dayanarak anlatabilmek; asıl temelde hepimizi güden ölüm korkusuyla cebelleşerek kendi dilini yaratabilmek…”

Bizi ürperten kabalıklar, şarlatanca politik kıvırmalar. Bu gösterinin seyircisi olmanın ötesine geçip, oyna katılan milyonlarca “masum” insan, ekilen geleceksizlik tohumuna tarla olmaya soyunuyorlar.

Antmen kitabını oluşturan tüm şiirlerde, seçtiği yumuşak bir seslem ile incelikli bir ses duygusu yaratıyor. En sert içerikli şiirde bile bu saptama geçerli. Örneğin “Gül bedendedir” (s.65) derken bile gülün dikenini değil, başka bir yumuşaklığı buluyorsunuz. Seçilen seslem, ses birimleri ile yaratılan bu yumuşaklık ve sükûnet iki emel örnekle açıklanabilir: Birincisi,  güncel için yaptığımız değerlendirmelerin olumsuzluğu açık. Bu olumsuz hallere karşı olası tepkilerimiz için dilimizi ve insanlığımızı yumuşatıyor. Dil bizi sakinliğe, makul olmaya ve ılımlı olmaya çağırıyor. “sınırları kan doldu sözün.” Dizesi ile başlayan bölüm “öldürmeyecektin.” İle bitiyor s.61). Şiirin yargı dairesine aldığı özne biz olmasak da, dildeki saldırganlığı kabul etmeyen kullanım ve sözcük seçimi bizi de kendimize getirmeyi başarıyor. Yani, insan olarak, olası dışa dönük tepkilerimiz için bir “yumuşatıcı” işlev söz konusu.

İkici olarak, şairni kullandığı dil, kendimize yönelecek olumsuzluklar için de bir dalgakıran işlevine sahip. Dışta içe, bize yönelik olanca söz/kirli politika/hücuma karşı da yine dile sığınıp, korunaklı bir sipere sahip oluyoruz. Çünkü “bir gün/ elbet uyanacak taşlar” (s.69) dendiğini okumak, üzerimize gelenlerin heybetini ufalayıveriyor.

Bu değerlendirmelerden anlaşılmasın ki, kitaptaki şiirler çok zorlu bir şiirsel çözümleme süreci gerektiriyor! Hiç öyle değil. Şiiri anlamak, çözmek için çok derin dehlizlere girmek gerekmiyor. Onca derinliği olmasına karşın.  Örneğin  “Binlerce damla akşamı” şiirinde olduğu gibi (s.42) şiirin içine, derinliklerine girmek için zorlu bir okuma yokuşuna tırmanmaya gerek kalmıyor.

Kısacası “Geceyle Bir” bize bir güzel şiir kozmosu sunuyor. İncelikle, umutla ve güzellikle dolu bir özel şiir dünyası,  baştan sona aksamadan süren bir ses, ritm ve anlam uyumudur elimizdeki kitap…

  • Geceyle Bir
  • Yazar: Süreyya Aylin Antmen
  • Türü: Şiir
  • Baskı Yılı: Ekim 2016
  • Sayfa Sayısı: 70 Sayfa
  • Yayınevi: Ve Yayınevi

 

Sabri Kuşkonmaz

Sabri Kuşkonmaz

Hukukçu-Yazar/Şair.
Şiir, roman, anlatı, film öyküsü ve seçki olarak yayımlanmış on altı kitabı var.
Kısa Film ve belgesel çalışmaları yaptı. BESAM kuruluşunda görev aldı. Çağdaş Hukukçular Derneği’nde YK üyeliği yaptı. PEN Türkiye Merkezi YK üyeliği ve genel sekreterlik yaptı. Edebiyatçılar Derneği ve TYS üyesi.
Hukuk Fakültesini bitirdi. Marmara Ü. İletişim Fakültesi’nde yüksek lisansını tamamladı. Halen Beykent Üniversitesi’nde sinema-televizyon doktora programında öğrenci.
Otuz yıl avukatlık yaptı. Altı yıl Birgün Gazetesi'nde köşe yazarı olarak kültür sanat yazıları yazdı.
Sabri Kuşkonmaz

Latest posts by Sabri Kuşkonmaz (see all)

Paylaş

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *