Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Sofu görünümlü budala: Efsuncu Baba

0

Efsuncu Baba günümüz Türkçesine öylesine başarılı düzenlenmiş ki adeta emek kokuyor. Sayfalarda yer yer not edilen ek bilgiler de bize yön gösterecek derecede.

Hani eski zamanlarda hurafe saydığımız ama hacı hocaya gidenin de haddi hesabı yoktu ya. Hani ‘’Benim büyüyle işim olmaz.’’ diyenlerin kol gezdiği zamanlarda herkesin tövbeyle dolaştığını biliriz ya. İşte Efsuncu Baba; büyünün –güya– kol gezdiği, hurafenin bini bir para olduğu, okurken size kendini hayran bırakan mini bir roman. Karagöz’le Hacivat’ı hatırlar mısınız? Habire birbiriyle didişip dururlar ama yine de dışarıdan gelen kötülüklere karşı birlik olurlar. Agop ile Kirkor da bizim bildiğimiz Karagöz’le Hacivat tiplemelerine benziyor. Onlar gibi gözü açık; ancak kandırılmaya meyilli. Bu iki arkadaş makaraya ip sarma işiyle uğraşıyorlar. Çalıştıkları yer ise yerin üstü değil yerin altı.

KitapEki
KitapEki

Bir gün çalıştıkları mağaraya Enveri girer. Adam öylesine gariptir ki düşünün Agop ile Kirkor’un bile dikkatini çeker. Enveri garip bir şekilde mağarayı adımlar bir yandan da duvardaki taşlarla ilgili bir şeyler mırıldanır. Adamın da iki kafadar dikkatini çekmiş olacak ki hemen onlarla sohbete durur. Ve ardından bu iki kafadarın kendisine –Enveri- yardımcı olmaları için gönderilen Lahur ile Mahur adlı melekler olduğunu öğreniriz. Daha doğrusu efsuncu Enveri bizi durumu böyle lanse eder. İlerleyen zamanlarda durumun daha farklı bir şekilde cereyan ettiğini de öğreneceğiz.

‘’Ahmaklar her zaman ariflere sataşır.’’

Enveri, ikiliye o mağarada büyük bir hazinenin var olduğuna dair bilgisi olduğunu anlatır. Durumu ve duvardaki resimleri öylesine enteresan bir şekilde yorumlar ki iki kafadar cidden melek olarak gönderildiklerine ikna olmuş havasına girerler. Peki, Enveri kimdir? Efsuncu olmasının yanı sıra çeşitli ritüellere takıntı denebilecek seviyede bağlı.

Nasıl mı? Şöyle ki bazı uğursuzlukların birtakım efsunlar ve tılsımlarla giderilebileceğini kitaplardan bilir. Sabah uyandığında muhakkak sağ tarafından kalkar. Sağ adımla güne başlar. Her eşyanın yeri bellidir. Yapılacak her işin saati, dakikası hatta saniyesi günüyle bellidir. Acil bir işi varsa ama o iş uğurlu saatine denk gelmediyse onu bile haftalarca erteleyecek bir ruh haline sahiptir. Anlayacağınız takıntılarını takıntı haline getirmiş obsesifin biridir. Ancak her hareket bir sebeple oluşmuştur. Altında yatan sebeple de bazı şeyler gün yüzüne çıkar. Nedir peki Enveri’yi bu denli efsuna bağlı yapan. Kati inancını hangi olaya dayandırır?

‘’Binbirdirek’teki şifre halledilip Edirne ve Topkapı arasındaki yere gidilince işaret olunan mevkide uzunluğu bir arşından aşağı olmayan bir yılan, yeşil, sarı, siyah renkte üç akrep, bir kaplumbağa, bir kurbağa öldürülerek defineyi tutan tılsım bozulacak.’’

Enveri, simya meraklılarından müteveffa Nasrullah Efendi’nin oğludur. Nasrullah Efendi altın bileşimiyle, efsanevi şimşirik taşını bulmaya çalışmıştır zamanında. Ama ne yaptıysa altının bileşim sırrına ulaşamamış. Hakkın rahmetine kavuşunca bu sırrı konuşlandırdığı kütüphanesini oğlu Enveri’ye miras bırakmış. Zaten çocukluğunda babasından gördüğü şeyleri doğru bilen Enveri, babasının ölümünden sonra da efsunun devam ettiğine inanmış, böyle bilmiş. Babasının devasa kütüphanesindeki derin araştırmaları sonucunda eline İstanbul’daki bütün tılsımlı defineleri haber veren bir kitap geçer. Bunun sonrasında da Enveri birçok istihareye yatar. Yarı hayal dünyasında yarı gerçek dünyada tılsımlı yazıların bir kısmını aydınlatmayı başarmış.

Hazine Edirnekapısı’yla Topkapı arasında gömülü, anahtarı ise Binbirdirek’teymiş. (Binbirdirek, eski zamanlarda su sarnıcı) Zaten Lahur ile Mahur’u evinde barındırmaya başlayan Enveri, bulduklarını ikiliye anlatır. El mahkum bizimkiler yardım etmeyi kabul ederler. Onlar tılsımın peşinde dolanırken Enveri’nin kızına da talip çıkar. Peki, Enveri ne yapar? Onun uğursuz saydığı günlere denk geldiğinden kızının talibini reddeder. Zihnini sadece hazineyi bulmaya adar. Alır yanına Lahur ile Mahur meleklerini giderler Binbirdirek’e. Ee birinin kuyudan aşağı inip cennet kapısını açması lazım. Zar zor ikna ile Mahur kuyunun dibine inmeyi kabul eder. Kuyunun başında bizim efsuncu Enveri başlar dua’ya.

O anlarda Mahur’dan bir anlık ses kesilir. Ardından heyecanlı bir ses tonuyla aradıklarına ulaştıklarını söyler Mahur. Güllerin açtığı bülbüllerin ötüştüğü bir bahçede olduğunu söyler. Altın köşkün iki zümrüt kapısının da açık olduğunu, meleklerin onu selamladığını da sözlerine eklemeyi ihmal etmez. Lahur ona inanmasa da içinde bulundukları durum vesilesi ve de aşağı inmeye cesareti olmadığından Mahur ne derse inanmış gibi yapmayı yeğler. Enveri deseniz, altın köşkün bahçesinde Mahur’un dolaştığından pek emin. Hazineye ait bir şeylerin yazılı olduğunu düşündüğü kağıtla kuyudan yukarı çıkar Mahur. Enveri’nin içi içine sığmaz, bir an önce eve gidip kağıttaki sırra ermek ister. Mahur’u kenara Lahur ise aşağıda olan bitene inanmadığını söyleyip açıklama bekler. Gizliden anlatmaya başlar Mahur. Eve gider gitmez Enveri’ye bir not bırakıp ortadan kaybolmaları gerektiğini söyler.

Aşağıya iner inmez Mahur’u silahlı iki adam karşılar ve oranın cennet olduğuna dair zırvalıkları tehdit altında olduğu için söyler. Daha sonra Mahur’un eline bir miktar para ve not sıkıştırıp ortadan kaybolmaları gerektiği söylenir. Yaşadıklarından epey ürken Mahur, notu Enveri’ye bırakarak yanına Lahur’u da alıp derhal olay mahallinden uzaklaşır. Enveri eve gelince meleklerin bıraktığı notu bulur. Heyecanının verdiği aceleyle derhal nottaki yazıları okumaya başlar. İşte süprizli sonla da burada karşılaşıyoruz.

Aslında dönemin roman-hikaye kurgusuna dönüp bakarsak romanın sonunu tahmin edebiliriz. Ancak dönemi bilmeyenler için romanın bu kısmı sürprizli son olarak tabir edilebilir. Notta ne mi yazıyor? ‘’Hazinenin sırrına ulaşmak istiyorsan kızını hemen evlendir.’’ Yanlış okumadınız. Notta aynen böyle yazıyor. ‘’Kızını evlendir.’’ Enveri’nin efsuna merakını bilen kızının sevgilisi, evlenebilmek için Enveri’ye böyle bir plan hazırlıyor. Ne yalan söyleyeyim ben de hikayenin sonunda efsunlu bir olay cereyan edecek diye düşünmüştüm. ‘’Tilkiden kurnazı yok ama pazar onun postuyla dolu.’’ sözü tam da bu romana cuk oturuyor.

Eser günümüz Türkçesine öylesine başarılı düzenlenmiş ki adeta emek kokuyor. Sayfalarda yer yer not edilen ek bilgiler de bize yön gösterecek derecede. İkili konuşmaların düzenlenişi teatral bir hava katmış esere ki okurken değmeyin keyfe. Anlayacağınız üzere eser buram buram mazi kokuyor. Dili eski, yapısı tarihi, konusu bizden ta içimizden.

  • Efsuncu Baba
  • Yazar: Hüseyin Rahmi Gürpınar
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: 2018
  • Sayfa Sayısı: 84 Sayfa
  • Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları

 

Okuma önerisi!

Âşıklar Delidir ya da Yazı Tura – Ayfer Tunç

Güzella Bayındır’ın incelemesi; “Modern bir destan; Âşıklar Delidir ya da Yazı Tura”
yazının tamamını okumak için TIKLAYINIZ

Ayfer Tunç öykü ve romanlarını seven edebiyat okurlarındansanız onun; hüzünlü, derin, çok katmanlı diline aşinasınızdır. Can Yayınları etiketiyle Şubat ayında yayımlanan Âşıklar Delidir ya da Yazı Tura adlı romanıyla okuyucusunu yine sukutuhayale uğratmıyor Ayfer Tunç.

Aslı Cansız

Doğu Akdeniz Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü mezunu. Türkçe ve edebiyat öğretmenliği yapıyor. Yazıları daha önce www.edebiyatlar.com, www.edebiyatsultani.com, www.kitapcafe.com sitelerinde yer aldı. Gündökümü Dergisi'nde ise redaktörlük yapıyor.

Tempus

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *