Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Sürgün Gezegeni’nde Öteki ile Yaşamak

0

Sürgün Gezegeni, bilimkurgu ve fantastik romanlara yepyeni bir soluk getirecek güçlü bir yazarın ayak seslerini duyduğumuz önemli bir roman.

Bazı yazarları, öncelikle çıkış yaptıkları kitaplarla tanırız. Özellikle çeviri kitaplarda sıklıkla başımıza gelen bir şey bu. Yazarın, edebi yolculuğunu izlemekten keyif alan okurlar ise illa kronolojik olmasa da tüm kitaplarını okumaya çalışır. Yazarın ilk kitapları, popüler olan eserleri için hazırlık sürecini de izlememizi sağlar. Ana temaların, merkezi fikirlerin kuluçkadaki halini okuyormuş gibi hissederiz bu kitaplarda.

KitapEki
KitapEki

Ursula K. Le Guin’in Sürgün Gezegeni romanı tam da böyle bir kitap. İlk kitaplardan biri olduğu için arazları var ama güçlü bir yazarın müjdesini verecek kadar da iyi bir roman. Aynı zamanda yazarın tüm edebi serüveninin nüvelerini hissettirdiği bir romanla karşı karşıyayız. Galaksinin farklı bir yıldız sisteminde hayatın sürdüğü Sürgün Gezegeni’nde, yerli halk Tevarlılar ve yıldızlararası bir yolculukla oraya gelmiş Alterralılar arasında düşmanlık uzun zamandır sürmektedir. Uzun kış yaklaşırken, Kuzey’den gelen Gaallar her iki halkın da sonunu getirecek kadar büyük bir ordu toplamış, güney topraklarını işgale hazırlanmaktadır. Tevarlılar ve Alterralılar, ortak düşmana karşı birleşerek mücadele edebilecek midir? Yoksa eski düşmanlıklar, her iki halkın da sonunu mu getirecektir?

Irkçılık ve Toplumsal Cinsiyet

1966 yılında yayımlanan Sürgün Gezegeni, 1960’lı yılların politik tartışmalarını barındıran bir roman. Beyaz tenli ve renkli gözlü muhafazakâr Tevarlıların, kara tenli Alterralıları kabul edemeyişi 60’lı yıllarda alevlenen ırkçılık tartışmalarını hatırlatıyor mesela. Benzer şekilde Rolery karakteri aracılığı ile feminizm tartışmasına da dahil oluyor Le Guin. Kimlik, cinsiyet, toplumsal sınıfların birbiri arasındaki ilişki, sürekli bir şekilde tartıştırılıyor Sürgün Gezegeni’nde. Le Guin sürekli olarak alegorik yakıştırmalardan kaçındığını vurgulasa da okurun kitabı politik tartışmalarla ilişkilendirmesinin önüne geçmek oldukça zor. Aslında Le Guin’in alegorik okumalar yerine psikolojik ve felsefi bakış açısını dürtüklemeyi arzuladığını biliyoruz. İyilik ile kötülük arasındaki diyalektik ilişkinin Taoizm ile bağlantılı olarak açığa çıkarılması çabası, Le Guin’in tüm kitapları için ortak özellik. Sürgün Gezegeni’nde her karakterine mesafeli kalarak ve kahramanlık miti yaratmaktan kaçınarak kişilerin iyi ve kötü özelliklerini ortaya çıkarmaya çalışıyor.

İyilik ve Kötülük Haneleri

Burada bir parantez açarak bu konuyu derinleştirmeye çalışalım: Çocuk ve Gölge adlı denemesinde insanlardaki iyilik ve kötülük hanelerini görmenin üzerinde durmuştur. Le Guin’e göre yaratıcı yazarlar karanlık yönlerini simgeleyen gölgelerini yanlarında taşımalıdır. Le Guin’in, romanlarındaki iyilik kötülük diyalektiğindeki psikolojik alt yapıyı Jung’un gölgeler kuramına yaslanarak tasarladığını biliyoruz. Çocuk ve Gölge makalesinde Le Guin, Jung’tan “Herkes bir gölgeye sahiptir, bu gölge bireyin bilinçli yaşamında ne kadar az içeriliyorsa, o kadar kara ve yoğun olur” ve “ eğer birey kendi gölgesiyle yüzleşmeyi öğrenirse, dünya için gerçek bir şey yapmış olur. Günümüzün devasa, çözülmemiş toplumsal sorunlarının hiç olmazsa minicik bir parçasını sırtlamayı başarmıştır” cümlelerini alıntılar. Le Guin’e göre, gölgeler bireyin kendisine özgüdür ve ancak gölgesiyle yaşamayı öğrenmiş bir insan gerçekten yaşamaya başlayacaktır. Benliğimize içkin olan, her daim iyiliklerimizle dengelemek zorunda olduğumuz gölgeler: Hırslarımız, ihanet tasarılarımız, intikam arzumuz, cinnetin eşiğinde yaşadığımız her dakika. İyilik ile kötülüğün, erdem ile zaafın, güzel ile çirkinin insanoğlunun birbirinden kopmaz gerçekliği olduğunu kabul etmek ve kötülük, zaaf ve çirkinliklerimizin üstünü örtmek yerine üstüne gitmek, en azından kendi kapımızın önünü süpürmek konusunda bize yardımcı olabilir. Diğer taraftan bu yaklaşım, toplumsallaşan ve örgütlü hale gelen kötülüğü görmemizin ve onunla mücadele etmemizin önünü tıkadığı noktada güçsüzleşir. Kişinin kendi içine bakması ve kendi ile yüzleşmesi, sadece bireysel bir kurtuluşa imkân verirse, toplumsal olana karşı körleşme kaçınılmazdır.

Tolkein Etkisi

Le Guin, Gaallar ile cisimleşen kötülüğün toplumsal bir yıkım getirmesi tehlikesine karşı, dayanışmacı bir direnişi anlatması tam da bireyselleşerek bilinç hapishanesi yaratma tehlikesini bertaraf eder. Gerçi bu bertaraf etme işlemi tümüyle sorunsuz değil. Çünkü iletişim kurmanın olanaksız olduğu kuzey halkı fikri, başka bir ötekinin yaratılması olarak da okunabilir. Ortak düşmana karşı farklılıklarını bir potada eritme düşüncesinin gizli bir muhafazakarlığı barındırdığını düşünmemek elde değil. Bu durumun ise Le Guin’in yazarlık kariyerinin başında Tolkein’e fazla yakın hissetmesinden kaynaklandığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Yine de Sürgün Gezegeni, bilimkurgu ve fantastik romanlara yepyeni bir soluk getirecek güçlü bir yazarın ayak seslerini duyduğumuz önemli bir roman. Sadece Le Guin’in kariyerini değil, Oylum Yılmaz’ın da vurguladığı gibi[1], George R.R.Martin’in edebi yaşamını da etkilemiş ilham verici bir eser aynı zamanda. Popüler yazarların sadece vitrine çıkmış eserlerini değil, yazdığı her şeyi okumaya kendini adamış gerçek okurları davet eden bir roman Sürgün Gezegeni.

  • Sürgün Gezegeni
  • Yazar: Ursula K. Le Guin
  • Çeviri: Ekin Odabaş
  • Basım Tarihi: Haziran 2016
  • Sayfa Sayısı: 142 Sayfa
  • Yayınevi: İthaki Yayınları

[1] Oylum Yılmaz Vatan Kitap’ta Sürügün Gezegeni ile ilgili çıkan yazısında George R.R.Martin’in etkilenişini vurgular: “Mevsimlerin yıllar sürmesi, neredeyse bir ömür sürecek kış mevsiminin gelişinin korkuyla beklenmesi, birbirini yabani olarak tanımlayan halklar, ve kar canavarları! Belli ki Buz ve Ateşin Şarkısı adlı serisiyle milyonları kendine bağlayan George R.R.Martin, Ursula K. Le Guin’in artık pek de yeterli bulmadığı bu hikâyeden, yazarlık kariyerinin gidişatını değiştirecek kadar etkilenmiş!”

Doğuş Sarpkaya

Doğuş Sarpkaya

1980 İzmir doğumlu edebiyat eleştirmenidir. Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi DTCF Antropoloji bölümünde, yüksek lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Yetişkin Eğitimi anabilim dalında tamamlamıştır. İlk yayınlandığı dönemlerde meraklı bir okuyucusu olduğu BirGün Kitap Eki'nde önce yazar nihayetinde ise editör olmuştur. Aynı zamanda Ayrıntı Dergi yayın kurulu üyesidir. Yazıları Karşı Düşler, Refleks, Lacivert, İzafi, 14 Şubat Dünyanın Öyküsü, Redaksiyon, Ayrıntı gibi dergilerde yayımlanmıştır. Ankara'da yaşamaktadır.
Doğuş Sarpkaya

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *