Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Taşra’dan Metropole Kadın Olma Sanatı

0

Modern kadının hayatını anlatan şehir edebiyatının en önemli ve ilk eserlerinden Yalancı İpek Kız romanı yazar Irmgard Keun tarafından kaleme alındı.

Almanya’da 1933 yılının Ocak ayında Nazilerin iktidara gelmesinden sonra Adolf Hitler özel yetkilerle donaltıldı. Ve o tarihten itibaren Alman halkının düşüncelerini biçimlendirmek üzere harekete geçildi. İktidarın alınmasından kısa bir süre sonra Propaganda Bakanı Joseph Goebbels, ülkede yaşayan Yahudilerin ayrımcılığa tabî tutulacağının ilk sinyallerini veriyordu:

KitapEki
KitapEki

Bir zamanlar basında, tiyatro ve sinemada bizim göreneklerimize yabancı olan Yahudi aydınlar ortalıkta cirit atıyordu. Bugün bunlar kamu sahnesinden silip süpürülmüşlerdir. Ve onların yerine, şimdi yeniden baş gösteren Alman düşünce yaşamının kültür filizleri yeşermektedir.

Propaganda Bakanı’nın açıklamaları sonrası üniversiteler de karışmış, bir hınç ve intikam politikası devreye sokulmuştu.

Alman Yüksekokul Öğrencileri Birliği 1933 Nisanı’nda, “Devlet ele geçirilmiştir ama yüksekokullar değil” sloganını kullandı.

Kimdi bu Alman olmayanlar? Nazi’lere karşı mücadele edenler; bazı sosyalistler, pasifistler ve elbette Yahudi yazarlar.

Bahsi geçen Öğrenci Birliği, o tarihten itibaren “Alman olmayan düşüncelere karşı faaliyetler” adı altında bir dizi etkinlik düzenlemeye başladı. Döneminin en büyük etkinliği ise 10 Mayıs 1933’te kitap yakma faaliyeti oluşturdu. Nazi yönetimi bu etkinliklerin düzenlenmesine katılmıyordu, bunları yüksekokul öğrencileri planlıyor ve uyguluyordu.

Nihayetinde yüzlerce kitap dönemin Nazi yanlısı öğrencileri tarafından kalabalık meydanlarda ‘coşkuyla’ yakıldı…

***

Modern kadının hayatını anlatan şehir edebiyatının en önemli ve ilk eserlerinden Yalancı İpek Kız romanı yazar Irmgard Keun tarafından kaleme alındı ve Nilay Kaya çevirisiyle İletişim Yayınları’ndan çıkarak, okuyucuyla buluştu.

1905 yılında Berlin’de doğan Irmgard Keun sekiz yaşındayken ailesiyle Köln’e taşındı. Weimar Dönemi’nin ilk yıllarını bir orta sınıf ailede, halinden memnun geçirdi. Daha sonra ailesinin teşvikiyle liseyi bitirdikten sonra daktilo ve stenografi eğitimi aldı.

Daha sonra ise tiyatroya merak salarak, hayallerinin peşinde oyunculuk okuluna yazıldı. 1925-1927 yılları arasından bu okula devam eden Keun, 1929 yılında Berlin’e taşınarak orada ilk romanlarını kaleme almaya başladı.

Yazar ilk romanı Gilgi- İçimizden Biri’ni henüz 26 yaşındayken yazmış ve kısa zamanda büyük bir üne kavuşmuştu.

Yazar Keun, Weimar Dönemi’nin Berlin’inde özellikle öne çıkan kadın imgesi üzerine odaklandı. Kişisel olarak; yeni bir dünyada –yeni ve özgür kadın-, feminizm, kadının toplumsal yeri ve Yeni Kadın Hareketi’nin yaratılması meselelerine büyük ilgi duydu.

Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi’nden hemen önceki Berlin’den kadın tasvirleri yazarın kaleminin gelişmesinde de pozitif etki yarattı. Kadınların yeni ve özgür bir hareket dalgası yaratması, kısacık kesilen saçları, toplumsal ve siyasal alanda belirgin olma gayretleri Keun için hem kişisel motivasyon, hem de romanlarında kadınların bir adım öne çıkmasını önceleyen edebi üretimlere dönüştü.

Keun’un için tiyatro, sinema, edebiyat, çok kültürlülük cenneti olarak tanımladığı Berlin’in, Nazi Almanya’sıyla birlikte değiştirildiği, dönüştürüldüğü gerçeği kişisel hayatında birçok bedeli ödemesine de sebep olmuştur.

Hiçbir zaman Nazi yanlısı olmayan, hatta bizzat Nazi’ler tarafından kitapları yakılan yazar Keun’un, Nazi yanlısı ilk eşinden boşanması, kitaplarının yakılmasını mazeret göstererek Nazi’lere dava açarak direnmeye çalışması ve sonrasında gelen sürgün hayatı kalemini de keskinleştirmiştir.

Dönemin kaynakları incelendiğinde Nazi’ler tarafından Keun’un kaleminin yeterince Alman olmaması ve Keun’un kitaplarının tabiri caizse asfalt edebiyatı olarak nitelendirilmesi hedef gösterilmesinin temel gerekçelerindendir.

Kitabın arka kapağında Maria Tatar bu durumu şöyle ifade etmektedir:

Nazi sansür heyetlerini kızdıran şey romanın çarpıcı gerçekliği değil, insanlığın ortak olduğuna dair verdiği mesaj olmuştur”

Yazar Keun’un Yalancı İpek Kız romanının konusu, yukarıdaki bilgileri okumuş olan okur açısından tanıdık gelecektir. Yazar Keun belli ki kendi kişisel hayatından hareketle romanında bizleri 18 yaşındaki Doris’le tanıştırıyor.

Kendi döneminin popüler edebi yazım şekli olan olay anlatıcılığının aksine Yalancı İpek Kız romanı, bizzat Doris tarafından ben diliyle anlatılıyor. Ben dilinin kullanıldığı ve günlük türünü hatırlatan bu romanımızda olaylar ve durumlar Doris’in etrafında dönerken bir genç kadın olarak Dorin’in duygusal gelgitleri, fikirleri ve hayalleri de bizi tasvir etme, teşbih ve mübalağa sanatının incelikleri üzerine düşündürüyor.

Kendi bedeninin, güzelliğinin, arzularının farkında olan Doris; düzenin bekası için çalıştığı 9-6 ofisinden çıkıp, hayallerinin peşinde Berlin’e gidiyor. Bu açıdan yazarın gençliği, hayalleri ve belki de hikayesi Doris’e romanımız boyunca yol arkadaşlığı ediyor.

Keun’un Yeni Kadın Hareketi çerçevesinden şekillenen fikirleri Doris’in patavatsız ve içten ifadeleriyle gelişigüzel yerleşiyor romana.

Taşranın ‘sessizliğinden’ kaçıp, bir yıldız olmak için Berlin’e giden Doris, orada görkem, ışık, parıltı değil tam aksine çığlıklar arasında derin bir sessizliğe tanık oluyor.

Hayalini kurduğu Berlin’de başarılı olmak için üstündeki kürkü, yalancı ipek elbiseleri ve fiziki özelliklerini öne çıkararak var olma savaşımı vermesi ise Doris’i acı gerçeklerle yüzleştiriyor.

Çalıştığı tiyatroda yaptığı küçük usulsüzlükler, hak etmediği bir başarıyı büyük bir keyifle göğüslemesi ve bu anları anlatırken insanın olanca bencilliğinin Doris’te vücut buluyor olması enfes bir şekilde işleniyor.

Daha kitabın başında bu bir günlük gibi sıkıcı olmayacak; bir yıldızın film gibi hayatını sizlere anlatacağım diyerek kalemi eline alan sevgili Doris, ne yazık ki kitabın sonunu aynı özgüvenle bitiremiyor…

Sık sık kendiyle dalga geçen Doris’in, okurun bu genç kadına çoğunlukla sempatiyle bakmasını ise oldukça mümkün kılıyor.

Ancak aşık olduğu erkeğin, başka bir kadına aşık olması ve Doris’in başka bir kadın için acı çeken bir erkeğin yaralarını kendi sevgisiyle kapatmaya çalışması ince bir sızı olarak romanımızın temel motiflerini belirleyecek…

Çok karanlıktı-elimi tutmayacak mı? Elimi ona yaklaştırıyorum-ama tutmuyor-saçının kokusunu alıyorum-nerede bu şarapnel yarası? Bu sinema mı yoksa aşk mı? Gemicilerin aşkıdır bu… Karşılığının parayla ödeyebilecek olsaydım, saçına bir kez dokunmak için kürkümü satardım’’

Dostluğun, yol arkadaşı olmanın ve daha da güzeli sevilen birine duyulan tarifsiz şefkatin işlenmesi ise Doris’in anlatımıyla bir şölene dönüşüyor. Edebiyatta üstü örtülen hislerin aksine, Yalancı İpek Kız bir hisler- hissetme romanıdır. Aşk vardır, acı da…

Yazar Keun, okuru -Doris’le birlikte- hissetmenin dahası ‘hissettiğini kabul etmenin’ erdemine davet ediyor.

Şilan Geçgel’in yazısı13.05.2018 tarihinde İleri Kitap‘ta yayınlanmıştır.

  • Yalancı İpek Kız
  • Yazar: Irmgard Keun
  • Çeviri: Nilay Kaya
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: Nisan 2018
  • Sayfa Sayısı: 166 Sayfa
  • Yayınevi: İletişim Yayınları

Tempus

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *