Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Teoman’la Fasa Fiso muhabbetleri

0

Teoman bugüne dek hikayelerini hep şarkılarıyla anlattı. Hep Kitap etiketiyle yeni yayımlanan kitabı Fasa Fiso ise rock yıldızının yaşamından küçük izler ve hatıralar taşıyor. Oldukça fazla bir hayran kitlesine sahip olan Teoman’ın hikayelerini bu kez kitaptan okuyacağız.

Şarkılarında ortaya koyduğu duyguyu kitabında da yakalayıp yakalayamayacağı bir merak konusuydu. Ancak kitabı okuduktan sonra gördük ki Teoman bu işte de oldukça başarılı. Şimdi kitabın hikayesini Teoman’dan dinleyelim. Bakalım merak ettiğimiz sorulara nasıl cevap vermiş?

KitapEki
KitapEki
KitapEki

“Eğer ben “ünlü Teoman” olmasaydım da, bu kitap sevilir miydi?”

  • Kitap’ta önemsiz hikâyelerden bahsettiğiniz için onun ismini Fasa Fiso koyduğunuzu söylüyorsunuz. Oysa oldukça etkileyici bir anlatımınız var. Eğer Teoman gerçek bir kişi olmasaydı, yani bu kitap baştan aşağı kurmaca olsaydı yine geniş bir okur kitlesi yakalar, başarıya ulaşırdı. Henüz ilk kitapta böyle başarılı bir anlatım yakalamanızın sırrı nedir?

Ne güzel şeyler söylüyorsunuz! Açıkçası aklımın bir köşesinde hep bu soru vardı, ‘eğer ben “ünlü Teoman” olmasaydım da, bu kitap sevilir miydi?‘ diye. Ya da anı değil de, kurgu olsaydı, insanlar nasıl okurlardı? Ben işin biraz fazla içinde olduğum için, kendim değerlendiremiyordum. Yine de kendime özgü, farklı bir üslubum olsun istedim. İçerik konusunda tereddüdüm yoktu zaten. Ona güveniyordum.

  • Çocukluğunuzda kitaplara büyük bir ilgi duyduğunuz ve edebiyat derslerinizi sevdiğiniz anılarınızdan anlaşılıyor. Örneğin, “Rudyard Kipling gibi yazmak istiyorum” diyorsunuz. Peki, bir yazar olmayı ve bu şekilde anılmayı hayal ettiniz mi hiç?

Çok uzun yıllar boyunca. Yazarlara çok hayrandım ben hep. Müzisyenliği daha havalı bulsam da, edebiyatçıları daha ciddiye alırdım ve onlardan daha çok şey öğrenirdim, müzisyenlerle karşılaştırılınca.

Fotoğraf: Charles Richards

“Geleceği öngörebilsem, yine yaptığım işi seçerdim.”

  • Kitapta, rock yıldızı olmanın bile aslında klişe bir şey olabileceğini ve zamanla her şeyin büyüsünün gittiğini söylüyorsunuz. Peki, geleceği öngörebilseydiniz başka bir meslek seçer miydiniz; yoksa yine bu yolda yürümeye mi karar verirdiniz?

Şikâyet edip dursam da, yaptığım iş çok zevkli bir iş. Ve en güzel tarafı da, şarkıcılığın hiçbir öneminin olmaması. Birçok işin büyük sorumlulukları var çünkü. Aslında, başka üretim tarzlarında da ürünler verebilen biri olmak isterdim. Yaratım sürecini seviyorum ve her alanın yaratım süreci farklı işliyor. Alan değiştirmek zevkli olurdu. Eskiden, geleceği öngörebilsem, yine yaptığım işi seçerdim ama.

  • Düşüncelerinizi ve zevklerinizi etkileyen, zaman zaman özendiğiniz birçok sanatçının ve müzik grubunun ismi geçiyor kitapta. Elvis Presley, Rolling Stones, Deep Purple, Bülent Ortaçgil, Barlas Erinç, Gür Akad, INXS… Peki, sanatınızda ya da kişiliğinizde en büyük etkiyi hangi isim bıraktı?

Beni etkileyen birçok ismi özellikle verdim kitapta. Özenme duygusunu yoğun yoğun anlatmak istedim. Çocuksu bir meslekti benimki ve özenme duygusu başından sonuna kadar etkiliyordu benim gibi birini. Hayatım boyunca birçok kişiye hayran oldum ama en çok Leonard Cohen’e. Adamcağız göçtü gitti ama, hiç geçmeyecek galiba ona hayranlığım.

  • Hayatınızı ve anılarınızı, kısacası kendinizi anlatmak nasıl bir duyguydu? Kitapta ilk albümlerinizin yaşattığı heyecanı özlediğinizi söylüyor; hatta, “Bana on Grammy Ödülü verseniz ne olur artık?” diyorsunuz. Bu kitabın yazım süreci, geçmişi hatırlamanıza ve özlemenize mi neden oldu?

İnsan hayatını yazınca, kendiyle ilgili kafasındaki imaj da bir değişikliğe uğruyor. Daha doğrusu, derlenip toparlanıyor. Bir taraftan bakıyorsunuz, çok aynısınız, diğer taraftan çok farklı. Ben hem geçmişi özlediğim için bu kitabı yazdım hem de yazarken geçmişi daha da çok özledim. Ne kadar çok zaman geçtiğini anladım ayrıca. Çocukluğun, gençliğin masumiyetini, hayallerini, hayat inancını hatırlamak çok etkiledi beni. Küçücük şeylerden ne kadar çok etkilenirmişiz eskiden.

“Sevdiğim sanatçıların röportajlarını okurdum eskiden ve sanki o sorular bana sorulmuşçasına, kendi kendime cevaplar verirdim.”

  • Okurlarınız kitabı okurken bugüne kadar hayal ettiklerinden farklı bir Teoman ile karşılaşacaklar mı?

Kısa bir kitap değil bu, içinde bana dair pek çok ayrıntı var. Müzik piyasasına ilk çıktığım günden itibaren çok sadık hayranlarım oldu, ama onların bile bilmediği o kadar çok hikâye var ki bu kitapta. Farklı bir “Teoman” ile mi karşılaşırlar bilemem ama, bana, müzik dünyasına, Türkiye’ye, hayata karşı bir sürü detayımla haşır neşir olacaklar.

  • Hayran olduğunuz insanların hayatlarını okumayı sevdiğinizi söylüyorsunuz. Bu okuma deneyimleri size bir şeyler kazandırdı mı?

Evet. Okuduğum şeylerdeki konular üzerine kendimin ne düşündüğüne karar verirdim. Röportajlar için de geçerliydi bu. Sevdiğim sanatçıların röportajlarını okurdum eskiden ve sanki o sorular bana sorulmuşçasına, kendi kendime cevaplar verirdim. Kişi böyle böyle kendini oluşturuyor işte. Ya da ben böyle oluşturdum.

“Piyasanın tabiriyle, şarkı çıkmıyor.”

  • Peki, siz hayatınızı kaleme alırken hayranlarınıza yol göstermeyi ya da fikir vermeyi amaçladınız mı?

Hayır. Ama benim kendime sorduğum soruları, onlar da kendilerine sorsunlar isterim.

  • Biraz da genel konulardan bahsedelim. Kitabınızda “Müzik dünyası çöküyor. Görüyorum” diyorsunuz. Bugünün müzik piyasası hakkında ne düşünüyorsunuz? Ekonomik açıdan ya da nitelik açısından Türkiye’de müzik nereye gidiyor?

Müziğin algılanışı çok değişti yıllarla. Ben son yirmi yıla hâkimim ama müzik eskisi kadar etkileyici bir şey değil artık, bir yan ürün sanki. Dünyada da, Türkiye’de de bu böyle, ama ülkemizde daha çok hissediliyor tabii. Müziğin ekonomik ayağı o kadar zayıfladı ki, bu üretimi de etkiliyor. Piyasanın tabiriyle, şarkı çıkmıyor. Alternatif grupların çoğalması sevindiriyor bizi ama gerçekçi bir ekonomi yaratamayacak çoğu ne yazık ki. Daha süssüz söylersem, müzikten geçinemeyecekler.

  • Son olarak, kitap yazmaya devam etmeyi ya da ileride başka türlerde kitaplar yazmayı düşünüyor musunuz?

Yazım süreci çok zevkliydi, tekrar yaşamak isterim. Ama gerçek anlamda kurgu bir eser –gerçi bu anı kitabı bile bir yönüyle kurgu tabii ki– yaratmak nasıl olur, bilmiyorum. Belki ileride bir yolunu bulursam, aklıma beni tahrik eden bir fikir gelirse, yazarım. Şu andan bilmiyorum.

  • Teşekkürler

  • Fasa Fiso
  • Yazar: Teoman
  • Türü: Anı
  • Baskı Yılı: Nisan 2018
  • Sayfa Sayısı: 252 Sayfa
  • Yayınevi: Hep Kitap

 

Okuma önerisi!

Doğuş Sarpkaya’nın incelemesi; “Oyunbozan Polisiyelerin Yazarı: Wolfgang Schorlau
yazının tamamını okumak için TIKLAYINIZ

Wolfgang Schorlau gerçeği kurgu motifine çevirip sığlaştırmak yerine, tüm çıplaklığıyla betimlemeyi tercih ediyor.

Çağla Üren

Çağla Üren

1994, Bakırköy doğumlu. Boğaziçi Üniversitesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı okuyor. Daha önce Nazım Hikmet Akademisi Edebiyat Bölümü'nde okudu. soL Gazetesi'nde ve Genç Gazete'de (gencgazete.org) görev aldı. Edebiyat eleştirisi dergisi Rozinant'ta, polisiye edebiyat dergisi 221B'de ve dizi kültürü dergisi Episode'de yazıyor.
Çağla Üren

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *