Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Var olamayan bir kahramanın romanı

0

Basri Doğu’nun Girdap romanını bitirip, kapağını kapattıktan sonra kendi kendime sordum: Artık niye kimse kahraman olmak istemiyor?

“Eğer bir girdabın tam ortasında isen çevrende sadece mükemmel daireler görürsün. Unutma ki; bu acımasız ve ketum yaşamda, seni sana anlatabilecek yegane şey, düşünebileceğinden çok daha ötesinde bir acıdır.”  cümlesiyle bir pazar sabahı başlıyor. Romandaki ismi de Kahraman olan kahramanımız işten üç gün izin alıp kendini, hayatı, geçmişi ve geleceği sorgulamak üzere bir yola çıkma kararı alıyor. Roman işte bu pazar sabahı ile cuma gecesi arasında geçen 6 günlük süreyi kapsıyor. Kahraman’ın yolculuğu çocukluğundan başlıyor. İstanbul’un çeşitli semtlerinde gezdiriyor bizi. Gençliği, sevdiği filmler, şarkılar ve artizlerle karşılaşıyoruz. Belgin Doruk’un acıklı hikayesini okuyoruz. Belgin Doruk için yazdıklarını okuyoruz:

KitapEki
KitapEki

“En güzeli neydi biliyor musun küçükhanım
Bir duble rakıya bakardı seni sevmek
Gazete kağıdına sarılı, iki şişe biraydı sana aşık olmak
Bir bilet parasına katil olurdu insan senin için mesela
Bir şişe şaraba kırmızı
En güzeli neydi biliyor musun küçükhanım
Sendin, sen” (sayfa: 81)

Hayatla, insanlarla ilgili gözlemlerini anlatıyor. Bunu yaparken şiirsi bir dil kullanıyor. Yazar zaman zaman araya girip hayat, evlilik, yağmur, insanların değişmezliği, yalnızlık gibi konularda düşüncelerini aktarıyor ve bunlar üzerine düşünmemizi istiyor. Bunu yaparken çok uzun cümleler kullanıyor. (Sayfa: 226-227) Serbest dolaylı anlatım tekniğini kullanıyor. Ama bunu yaparken pek dikkatli davranmamış. Yazarın sesi, kahramanın sesine karışıyor. Basri Doğu bunu fark etmiş aslında. O yüzden yazarın sesini italik karakterde, kahramanın sesini times new roman karakteriyle yazmış. Ama bir süre sonra tıpkı yazarla kahramanın birbiriyle iç içe geçmesi gibi onlarda iç içe geçmiş. Örneğin aşağıdaki bölüm times new roman olarak yazılmış. Kahramanın sesi:

Bir ilişkinin sonuna yaklaştığını nasıl anlarsın biliyor musun? Sen ne söylersen söyle karşındaki kişi bunu dinlemiyor ya da öyle görünüyorsa o ülkede oturma izninin süresi dolmuş, artık gitme zamanı gelmiş demektir. Bu arada durumu bilen arkadaş çevresinin kendileri için mi, sizin için mi yaptıkları pek de belli olmayan birleştirme çabaları; aile efradından araya girenlerin kifayetsiz öğütleri, icap yerine gelsin diye gidilen psikologlardan alınan; ‘O seni anlamamış, başka birini bul’ ya da ‘bunlardan bu kadar olur, beklentini yüksek tutma’ gibisinden derin anlamlar içeren yaklaşımlarla dolu görüşmeler ve yenilenen kavgalarla sonlanan bir iki buluşma dışında, zaten karar çoktan infaz memurunun eline ulaşmıştır…” ( sayfa: 21)

Şiirsi anlatım, dolaylı teknik, uzun ve üzerinde düşünmeniz gereken cümleler, zaman kaymaları olunca siz girmeye çalıştıkça roman sizi dışarı atıyor.

Romanın tanıtım yazısını okurken anti-kahraman romanı olarak sunulduğunu gördüm. Anti-kahraman nedir? Bunun üzerinde biraz konuşmak gerekli belki de. Anti-kahraman post modern bir terim.  20.yy sonunda kullanılmaya başlamış. Kötü adam değil. İdeal insanda değil. Dürtüleri, içinde yaşadığı şartlar, eğitim düzeyi, hedefleri yaptırıyor ona eylemlerini. Hedefe ulaşmak için yöntemleri farklı onların. Okuyucu O’nun yerinde olmak istemez. Onunla özdeşleşemez. Bir kahramanın kaybeden ya da mağlup olması (İngilizce: Loser); ya da bohem (Fransızca, tdk sözlüğü: günü gününe tasasız, derbeder yaşayışı olan kimse ya da gurup) onu anti-kahraman yapmaz.

Suç ve Ceza’nın Raskaolnikov karakteri, Nathaniel Hawthorne’un romanı Kırmızı Leke’nin Hester karakteri, Luc Beson’un Leon filmindeki Jean Reno’nun canlandırdığı Leon karakteri anti-kahraman olarak sayılabilir. Bu karakterlerin hiçbirinin yaptığını onaylayamazsınız. Onların yerinde olmak istemezsiniz yani onlarla özdeşleşemezsiniz. Ama bir yandan Raskolnikov’un yakalanmamasını isterseniz. Oysa adam baltayla yaşlı bir kadını öldürmüştür. Leon olmak istemezsiniz. Çocuk ve kadın öldürmeme prensibi olsa da, sadece kötüleri öldürse de adam kiralık katildir sonuçta. Ama bir yandan onun saflığına, kirlenmemişliğine gıpta etmekten kendinizi alamazsınız.

Basri Doğu’nun kahramanına gelirsek; kullanmayacağı halde sadece el sanatları kaybolmasın diye  tespih alıyor. Ayakkabıları boyalı olduğu halde boyalı elleriyle yavan ekmek yiyen çocuktan etkilenip ayakkabılarını boyatıyor. Kendisine kaba davranan garsonlara alttan alıyor. Çevreye duyarlı. Kötü adama yakın bile değil. Gayet kolay bir şekilde işten üç gün izin alıyor. Üç gün boyunca rakı balık yapıyor. Rakı balık muhabbetlerini Kuzguncuk İsmet Baba ya da Kurtuluş’ta Madamın Meyhanesi’nde yapıyor. Ekonomik kaygısı yok. Yerinde olmak istemeyeceğin bir karakter değil. Kahraman kendinden başka kimseye zararı olmayan birisi. Sürekli kendisiyle boğuşuyor. Zararı sadece kendisine. Hedefi yok. Yani anti-kahraman tanımına pek uymuyor.

Romanda emeği ve biriktirmişliği hissediyorsunuz. Yazar romanı beş yılda yazmış. Geçen yaz Kadıköy Nazım Kültür Merkezi bahçesinde bir arkadaşım ile edebiyat üzerine konuşuyorduk. Arkadaşım” Romanlar, hikayeler şarap gibidir. Yazacaksın, dinlendireceksin, sonra yeniden yazacaksın” diye bir cümle kurmuştu. Girdap’ı okuduktan sonra onun sözlerini düşündüm. İyi bir şarap için ne gerekir? Şaraptan pek anlamadığımı da baştan söylemeliyim. Ama kulaktan dolma bilgiler ve dost sohbetlerinden öğrendiklerim kadar biliyorum. Herhalde iyi bir şarap için iyi üzüm gerekir diye düşünüyorum. Romanda bu fazlasıyla var. Bir roman için bir hayli fazla güzel şiirsi cümlelerle dolu. Üreticinin teri ve işini severek yapması olmalı belki. Bu da mevcut. Mayanın pek önemli olmadığı kalmış aklımda. Ama bu romanın mayası iyi. Üzümlerin yetiştiği toprak da önemlidir herhalde. Yazar İstanbul’u yaşamış ve yaşıyor. Ama şarap yapımında bunlar kadar önemli şey daha vardır sanırım. O da şarap yapım tekniği. Ama ev şarabı yapıyorsanız bunu çok iyi bilmenizin de bir önemi yoktur. Çünkü ev şarabını kendiniz ve dostlarınız için yaparsanız. Ama Basri Doğu sanırım romanı, yazmanın rahatlatıcı özelliği nedeniyle yazmış:

“Son yıllarda kendini en çok rahatlatan, gerçekte ise iyileştirdiğini düşündüğü şeydi yazmak. Velhasıl şu yazma işinde, ölümsüzlük ağacından habersiz koparılmış meyvelerin tadını alıyordu.” (sayfa:274)

Roman’ın son kısımlarında yukarda yaptığım eleştirilerin hepsi kaybolmuş:

“Marmara uzaktan görününce, Kahraman’ın yüzü aydınlanmış, zihni mavi bir sıcaklıkla gevşemeye başlamıştı. Güneş, denizin üzerinde deli kaçkını ışıklarıyla bin bir türlü oyunlar oynuyor ve şu uzakta görünen umutsuz kara parçalarına da ada deniyordu. Şu dünyada herkesin bir adası olmalıydı; hayatının korsan hazinelerini saklayabileceği ve yerini gösteren haritayı, sadece sevdiğinin kalbine işleyebileceği bir adası…” (sayfa:331)

Daha kısa ve üzerinde daha az düşünmeniz gereken cümleler, şiirsi dil. Güzel bir şarabı damağınızda hissetmeye başlıyorsunuz. Kitap bitiyor. Her son yeni bir başlangıç olduğuna göre bir sonraki romanın daha iyi olacağını düşünüyorum. Son bir okuma daha da iyi bir hale getirebilirdi. Finaldeki zaman hatasını bile giderebilirdi:

Yazar, romanı yazarken onunla yaşamış. Belki kendisini yazmış. Basri Doğu sanırım beş yıldır taşıdığı yükten yorulmuş. Yasak ve tehlikeli bir tomar bildiriyi artık sokağa inip, dağıtmak istemiş. Nerede ve ne zaman dağıtılmasını gerektiği umurunda olmadan dağıtmaya başlamış.

Basri Doğu’nun Girdap romanını bitirip, kapağını kapattıktan sonra kendi kendime sordum: Artık niye kimse kahraman olmak istemiyor? Sanırım bu sorunun cevabı ve bu kitabın özeti başka bir şairin dizelerinde saklı. Ahmet Telli’nin “Konuğum Ol” şiirindeki dizelerde belki:

“Kendimize daha az zaman ayırsak da olur geceden

Çünkü boğulabilir insan yalnız kendini düşünmekten.”

  • Girdap
  • Yazar: Basri Doğu
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: 2016
  • Sayfa Sayısı: 384 Sayfa
  • Yayınevi: Yirmi Üç Yayınları
Sonay Özdemir

Sonay Özdemir

1972 Niksar doğumlu. Aile Hekimliği Uzmanı. Tren garları, otobüs terminalleri, havaalanları ve vapur iskelelerinde dolaşmayı seviyor.Biriktirdiklerini yazmaya yeni başladı.
Sonay Özdemir

Latest posts by Sonay Özdemir (see all)

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *