“Yapay Zekâ, Doğanın Yerini Almaya Başladı”

0

Ağustos ayında yayımlanan, yapay zekâya sahip bir sistemin gözünden 24 saatin anlatıldığı “Yarının Aşkı” romanının yazarı Eric Sadin, İstanbul Şiir ve Edebiyat Festivali kapsamında İstanbul’daydı.

Sadin, yapay zekâ ve dijital teknolojilerin insanın yaşantısı üzerindeki etkileri üzerinde yoğunlaşan kuramsal çalışmalarıyla filozof ve yazar olarak tanınıyor.

Mavi Gitar

Söyleşi sonrasında, Sadin’e, Yarının Aşkı’nı, yapay zekânın hızlı gelişimi hakkındaki düşüncelerini ve dünyanın geleceğine ilişkin öngörülerini sordum. Sadin’in cevapları tüm bu konulara ilişkin merakımı daha da arttırdı, diyebilirim. Diğer kitaplarının da Türkçeye çevrilmesini heyecanla bekliyoruz.

Yarının Aşkı’nın kahramanı olan, 24 saatine tanıklık ettiğimiz bu nano-robotun bir ismi yok. Bu adlandırılmayışın duyurmak istediği şey nedir?

Öncelikle şunu söylemek isterim: Kitapta bir sistemi işaret ediyorum, robot ya da nano-robot olarak tanımlamak doğru olmayacaktır; tam bir sistem olarak kurguladım onu. Sistemin bir ismi yok çünkü sistemde kişisellik olarak tanımlayamayacağımız bir boyut var. Bu nedenle de sistemin isminin olmaması gerekiyordu. Bu sistemin bir kişiliği var ancak bunu bir kişi olarak tanımlayamayız.

Yarının Aşkı’nı, insanın duygu ve düşüncelerin simgelere ( smile, beğeni butonları vs.) sığdırıldığı günümüz iletişim dünyasında romanınızı insanın robotlaşması/ mekanikleşmesi karşısında bir çıkış olarak okumak mümkün mü?

Ben insanın robotlaşması ve robotun insanlaşması arasında bir paralellik kurmazdım. Daha doğrusu, bu yönüyle düşünmek daha önce hiç aklıma gelmemişti. Bu eksenden düşünmemiş olsam da şunu söyleyebilirim ki romanda, yapak zekâda giderek artan bir empatinin olduğunu görüyoruz. İnsanlar ve makineler arasındaki empati gün geçtikçe daha da dikkat çekici boyutlara ulaşıyor. Ve öyle bir yere doğru gidiyoruz ki, makineler, insanların duygularını anlamaya başlayacaklar, buna gerçekten çok az kaldı. Bu konu üzerine yürütülen birçok araştırma var.

Kitapta da buna işaret eden bir ilerleme görüyoruz. Sistem, sürekli bir şekilde kendi duygularını yorumluyor ve bir noktadan sonra, bağlı olduğu kadınlar arasındaki sınırın tamamen ortadan kalktığı bir duruma varılıyor.

Yarının Aşkı’ndaki sistem, yaptığı ufak hatalar sonrasında “özeleştiri yapıyor ve bunun sonucunda bir güncellemeyle varlığı sonlandırılıyor. Bunu, görevleri konusunda başarısız olmuş bir robotun intiharı olarak yorumlayabilir miyiz? Yapay zekânın varlık-yokluk bilincinin sınırları üzerine ne düşünüyorsunuz?

Daha önce sistemin intiharı üzerine düşünmemiştim. Sadece şunu düşündüm: Sistem, hislerinde fazla ileri gittiğini ve işlerin bu noktaya varabileceğini biliyordu. Yani, aslında “sınırları”nın farkındaydı. Bu hal, onu kırılgan yaptı ve bunu sonucunda yerine yeni bir sistem gelmesi gerektiğini kabul etti. Bu, bir intihar değil. Sistem şunu fark ediyor ve sonrasında güncelleme istiyor: “Âşık oldum, benim işlevim bu değil. Benim işlevim ona yardımcı olmak ve onun hayatını kolaylaştırmak.” İşlevi dışında geliştirdiği aşkı otomatik bir şeye dönüşüyor, gün geçtikçe kadını daha da çok seviyor. Sonucunda da bu şekilde devam edemeyeceğine karar veriliyor. Buna bir intihar demeyi tercih etmem çünkü o zaman sistemin bilinçdışından bahsetmemiz gerekir ve bu, bu roman özelinde fazla büyük bir söylem olur.

Burada sistemin muhakeme yeteneği mi var diye sorgulanabilir. Sistemin, hizmet verdiği kişinin muhakeme sürecini kolaylaştırma gibi bir işlevi var ancak kendi eylemleri üzerine muhakeme edebildiğini söylemem yanlış olur. Kendi sisteminin sınırları biliyor ve sınırın dışına çıktığını fark ediyor sadece, diyebiliriz. Yani bilmediği ve bilmemesi gereken bir episteme (bilgi) alanına dahil oluyor, bunun yanlış olduğunun da farkında.  

İnsanların doğa ile ilişkisi başarısızlıkla sonuçlandı: Doğayla birlikte var olma fikrinden uzaklaştık, doğayı yok ederek dünyayı dönüştürüyoruz. Yapay zekâ ve doğa arasındaki ilişkinin nasıl şekilleneceğine dair bir öngörünüz var mı?

Doğa ile ilgili ilişki konusunda dersime pek çalışmadım, doğrusunu söylemek gerekirse bu ilişkinin nasıl şekilleneceğini bilemiyorum. İnsan ve yapay zekâ arasındaki ilişki üzerine öngörümse şu: İnsanın sahip olduğu ve varlığının temel anlamlarından biri olan muhakeme sürecinin tamamen ortadan kalkacağını düşünüyorum. Yakın bir gelecekte insan, muhakeme yetisini tamamen yapay zekâya devredecek.

Aslına bakarsan, doğa-,yapay zekâ ilişkisinde varılacak nokta şu: bu yapay zekâlar, doğanın yerine geçiyor. Doğayı ikame edecek özelliklere sahipler ve kısa zaman içerisinde bu özelliklerin daha da artacağını söyleyebiliriz. Yapay zekâların, teknik’in doğal ritmi üzerinde bir etkileri olmaya başladı. Ne kadar şeker almamız gerektiği, ışığın açısının ne olması gerektiği gibi tüm detayları, yani insanı çevreleyen doğal koşulları belirleyecek ve yönlendirecek bir sisteme doğru gidiyoruz. İnsanlık tarihinde, tekniğin bugünkü konuma düştüğü daha önce hiç görülmedi. Teknik böylesi bir özerkliğe ve otonomiye daha önce hiç sahip olmamıştı. Bu duruma varma sebebimiz, iki noktadan temellendirilebilir: Bir şeylere tepki göstermek ve sürekli bir şekilde ilerleme halinde olmak.

Ve bir de otonomi konusu var tabii ama bu konuyu daha uzun ve farklı bir çerçevede konuşmak gerekir. Otonomi derken kastettiğim şu: Sistem benim ve ne olacağına, nereye gideceğime, varış noktamın neresi olacağına ben karar veririm.

Hızla dijitalleşen küresel dünyada insanlar, sosyal medya araçlarını kullanmamak ya da sosyal medya araçlarının hayatının en mahrem alanlarına dahil etme gibi iki ayrı uçta konumlanmış durumda. Siz gözlem yaparken ve dijital dünya üzerine diyaloglar geliştirirken (hem romanlarınız hem de akademik çalışmalarınız sebebiyle) kendinizi bu iki ucun neresinde konumlandırıyorsunuz?

Ben ikinci gruba daha yakınım, sosyal medyada varım ancak sadece profesyonel şeyler ve çalışmalarım hakkında paylaşımlar yapıyorum. Kişisel hayatım ve mahremim olarak gördüğüm şeylerle ilgili hiçbir şey paylaşmıyorum. Ve tabii sosyal medyada çok fazla gözlem yapıyorum. Dünyada da Türkiye’de de Facebook kullanımı hızla artıyor, bu benim için daha fazla gözlem yapmak anlamına geliyor.

Dünyanın geleceğine dair ütopik ve distopik öngörüleriniz nelerdir?

Öncelikle şunu söylemeliyim: Pesimist ya da optimist diye adlandırılan kategorilere kaşıyım, bunların tutarlı kategoriler olduğunu düşünmüyorum. Bana kalırsa ortada iki taraf var ve seçimlerimiz, bu ikisinin arasında: harekete geçmek, bir şeyler yapmak, tavır almak ya da hiçbir şey yapmamak.

Herkesin eylemlerinde özgür olduğu ve kimsenin, diğer insanların eylemleri üzerinde iktidar kurmadığı, kimsenin şiddet görmediği bir dünya benim ütopyam ve aslında bakarsanız bunlar minimum düzeyde ve en gerekli olan temel istekler. Bu kadarı gerçekleştiğinde bile, inanın zor değil, benim ütopyam gerçekleşmiş olur. Ve benim ütopik dünyamda, tüm insanlar kendi potansiyelleri ölçüsünde kendini geliştirebilir ve ilerleyebilirse, işte bu çok daha iyi bir dünya olur. Şu an içinde yaşadığımız sistem, buna izin vermiyor.

  • Yarının Aşkı
  • Yazar: Eric Sadin
  • Çeviri: Nilda Taşköprü
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: Ağustos 2016
  • Sayfa Sayısı: 124 Sayfa
  • Yayınevi: Sel Yayıncılık

 

Özge Uysal

Özge Uysal

1990 yılında İstanbul’da varoldu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden mezun oldu. 2015 yılında, İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali ekibinde yer aldı; Festival Antolojisi’nin editörlük görevini üstlendi. Şimdilerde bir reklam ajansında çalışıyor. Aynı zamanda çeşitli dijital ve matbu mecralarda kitap eleştiri yazıları yazmaya, çeşitli yayınevinde editörlüğe ve haber çevirmenliğine devam ediyor.
Özge Uysal

Paylaş
Share On Facebook
Share On Twitter
Share On Google Plus
Share On Linkedin
Share On Pinterest
Share On Youtube
Contact us
Sapiens

Cevap Yazın