Responsive banner image
 

Yazar Olabilir miyim? Yaratıcı Yazarlık Dersleri

2

Yazı dilinin günlük konuşma dilinden bambaşka bir şey olduğunu kabul etmemiz gerekir. Sonuçta her yazar dili kendine özgü olarak kullanır, buradan hareketle de biçemini (üslup) oluşturur.

Kitaptan ve katıldığım derslerinden hareketle Semih Gümüş’ün bana çok değerli ve ilginç gelen “Dil, Yazınsal Dil ve Yazınsallık” hakkındaki düşüncelerini aldığım notlar ve düzeltmelerimden hareketle özlü bir biçimde aktarmak istiyorum. Konuyla ilgili temel sorumuz şu olmalı: Nasıl bir dille yazmalıyım? Edebi, kurmaca metinler yazınsal yazıdır. Edebiyat dışındaki bütün metinler, işlevsel yazıdır. İşlevsel yazılar doğru-yanlış ayrımı yapar, kullanılmak içindir. Ancak işlevsel ve yazınsal yazılar arasındaki en önemli ayrım dildir.

KirmiziKedi_5

Doğal dil, iletişim dili yazılı dile dönüşerek zenginleşti, sıçramayla edebiyat ortaya çıktı. Doğası gereği dilin doruk noktasıdır. Yazınsal dil diğer dillerden zengindir, bu zenginlik söz sanatları, hayaller, düşler ve fantezilerle daha da gelişir. İşlevsel metinlerin dili düz anlamlıdır, tek katmanlıdır, anlamı doğrudan iletir. Yazınsal dil çok anlamlı, çok katmanlıdır, anlamı dolaylı yollardan da iletir. Yazınsallık özneldir, bu bağlamda daha değerlidir. İşlevsel yazı nesneldir, herkes için geçerlidir. Tarihte bile tarihçinin öznelliği daha değerlidir. Yaratım, üretim biçimi, gerçeğin yeniden üretimi ve yazınsallık anlamında ise edebiyat daha değerlidir.

Felsefe edebiyata yakındır. Kesitleri çekip alma, yaratıcı düşünme süreçleri açısından benzeşirler. Felsefe, düşüncelerin gerçek hayattaki karşılıklarını arar; bulmaya, köprüler kurmaya çalışır. Edebiyatta aynı şekilde gelişir ama köprüleri atar. Edebiyat gerçekle sınanmaz. Burada örnek olarak Nabakov’un Edebiyat Dersleri adlı yapıtında Madam Bovary ile ilgili bölümden şu alıntıyı hatırlayalım: “ Flaubert’in burjuvası bir zihin durumudur, cüzdan durumu değildir.” Edebiyatın sorunu maddi zenginlik değil, bireylerin nasıl davrandığı meselesidir. Yaşar Kemal’in metinlerinde de insanla ilgili temel evrensel duygular ele alınır; korku, başkaldırı gibi. Kurmaya çalıştığımız metinlerde bu duyguları yakalamaya çalışmalı, insanın temel dertlerini ortaya çıkarmaya çalışmalıyız. Yaşar Kemal “ Aslında ben tek bir romanı yazdım,” der. Sait Faik de aslında tek bir öyküyü yazmıştır, gündelik hayattaki küçük insanın öyküsünü.

Yazınsal dil ve özellikleri metnin en önemli öğesidir. Bir sözcüğün metnin içinde bulunduğu yere göre temel anlamı dışında; bambaşka, dolaylı, doğrudan söylenmeyen anlamları çağrıştıracak biçimde kullanıldığı metinler yazınsal metinlerdir. Bu dil işlevsel dillerden daha zengindir. Dili bu bakış açısıyla kullanmaya çalışmalıyız. Soyut anlamlar metni zenginleştirir. Sınır, doğru-yanlış yoktur. Bu yüzden yazarken kendimize özgü bir dil oluşturmaya çalışmalıyız. Sözcük kullanımımız çok bilinçli olmalı, üzerine çok düşünmeliyiz. Aynı metin içerisinde sözcük tekrarından kesinlikle kaçınmaya çalışmalıyız. Sonuçta edebi bir metin yazının en rafine halidir. Şive, ağız kullanımından kaçınmalı, metnin tamamında – olay, kişilik, durum, mekân anlatımlarında- standart bir dil kullanmalıyız. Bu dil sınıf, din, cinsiyet, yaş gibi kalıplara bağlı olarak tabiî ki farklılıklar gösterebilir. Fakat kendi içerisinde belli bir tutarlılığı olmalıdır. Ağdalı, süslü dil anlaşılmayı güçleştirir. Benzetmeler kapalılığa neden olur. Bizi anlatmak istediğimiz konudan uzaklaştırır. Sözcüklerin anlatmak istediğine izin vermeyen benzetmelerden kaçınmamız gerekir.

Kendimize özgü bir dil oluşturmak için arayışlar olabilir, Leyla Erbil örneğinde olduğu gibi. Bu arayış tutarlı mı, fantezi mi? Bağlamda, izlekte, biçemde yeri ne? Doğru cümleler kurmalı, düz cümleler yazmaya çalışmalıyız öncelikle. Dilin cevheri burada çünkü. Yalınlık önemli. Temel anlamlı cümleler kullanmalı, yazınsallık peşinde olmamalıyız başlangıçta. Bu aşama daha zordur. Gizlilik, kapalılık yok; kusursuzluk var. Karmaşık, süslü bir dil yok. Borges, Çehov ve Hemingway çetrefilli yazmamış; Leyla Erbil, Bilge Karasu ise tam tersi. Ancak nasıl yazmayı öğrendikten sonra istediğimiz gibi yazabiliriz. Sait Faik, ilk dönemini oluşturan Semaver, Sarnıç ve Şahmerdan adlı öykü kitaplarında yeni bir düzyazıyı oluşturmuş, üslubunu ortaya koymuş. İlk kitapta üç, ikinci kitapta üç, üçüncü kitapta ise toplam dört devrik cümle kurmuş. Yaklaşık beş yüz sayfalık metin toplamında on devrik cümle kurduğunu kabul edersek daha ilk öykülerinde ustalığını ortaya koymuş. Orhan Kemal ise günlük konuşma dilini çok iyi kullanıyor. Yeri geldiğinde malzememiz olabilir, yararlanabiliriz. Günlük konuşma dili metinde yazınsal-edebi- dile dönüşmelidir. Günlük konuşma dilini kullanmak metnimizi daha gerçekçi yapar, gerçekliği daha da güçlendirir diye düşünmek doğru olmaz. Kaynağımız sadece gerçek hayat değil, okuduğumuz kitaplar ve deneyimlediğimiz her şey olabilir.

Yazı dilinin günlük konuşma dilinden bambaşka bir şey olduğunu kabul etmemiz gerekir. Sonuçta her yazar dili kendine özgü olarak kullanır, buradan hareketle de biçemini (üslup) oluşturur.

  • Yazar Olabilir miyim?
  • Yaratıcı Yazarlık Dersleri
  • Yazar: Semih Gümüş
  • Türü: Eleştiri-Deneme
  • Baskı Yılı: Haziran 2012
  • Sayfa Sayısı: 182 Sayfa
  • Yayınevi: Notos Kitap
Serkan Parlak

Serkan Parlak

1975 yılında Bilecik'te doğdu. Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. MEB'de öğretmen olarak çalışıyor. İstanbul'da yaşıyor.
Çeşitli türde yazıları Notos Öykü, Radikal Kitap, Futbol Extra, Kırmızı-Beyaz-Siyah'ta (Samsunspor Kitabı, İletişim Yayınları) yayınlandı.
Derlediği "Başka Semtin Öyküleri" adlı öykü kitabı Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi tarafından, ilk romanı “Ormanın Kıyısı” ise Roza Yayınları tarafından yayınlandı.
Serkan Parlak

Latest posts by Serkan Parlak (see all)

Paylaş

2 yorum

Cevap Yazın