Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Hayali bir ülkede geçen ütopyacı bir hikâye: Yeni Atlantis

0

Bacon’ın ölümünden yaklaşık bir sene sonra yayımlanan Yeni Atlantis, felsefe dünyasına yeni bir ütopya evreni olarak giriş yapmıştır.

Bir insanın kendine saygısı ahlaksızlıkların dizginlenmesinde dinden sonra en mühim şeydir.”  S. 71

Bacon’ın ölümünden yaklaşık bir sene sonra yayımlanan Yeni Atlantis, felsefe dünyasına yeni bir ütopya evreni olarak giriş yapmıştır. Ütopya kavramının tarihçesine baktığımız zaman, bu kavramın ilk olarak karşımıza Thomas More’un 1516 yılında yazdığı De Optima Reipublicae Statu deque Nova Insula Utopia Libellus vere Aureus kısaca Utopia adlı eserinde çıktığını söyleyebiliriz. Etimolojik olarak Yunanca olan ütopya; gerçekleşmesi mümkün olmayan, ideal düzen anlamına gelir. Kavramsallaşması 1516 yılını bulsa da ideal düzen anlayışı aslında en eski toplumlarda da karşımıza öykü, efsane vb. şekillerde çıkmaktadır.

KitapEki
KitapEki

Yeni Atlantis kitabı Bacon’ın bilime dayalı bir uygarlık isteğini bize anlattığı, açıkladığı bir eserdir. Bacon, her şeyden önce bilgisiz bir geçmişe başkaldırır. Onun felsefesinde modern toplum, bilime adanmış bir toplumdur. Bilgi, güç içindir. Bilginin gücü ise doğa yasalarını kontrol etmemizi kolaylaştıran, yeteneğimizi geliştiren ve hayatımızı daha rahat bir hale getiren şeydir. İnsan, doğanın gücüne boyun eğen ama daha sonra bilim ve deney ile bu güce üstünlük kurup kendi çıkarları için kullanabileceği hale getirebilen bir varlıktır.

Yeni Atlantis, Bilim Ütopyası

Bacon’ın bu eseri daha önce Platon’un da anlattığı -eserde bunun da üstüne duruluyor- Atlantis efsanesini yeniden ele aldığı bir ütopyadır. Kitap bir tacir grubunun Peru’dan hareket edip Çin ve Japonya’ya gitmek için yaptığı deniz seyahatinden bahsederek başlar. Gezginler, kötü hava koşulları nedeniyle günlerce denizin ortasında kalınca ve erzakları tükenmeye başlayınca Tanrı’ya dua ederler. Tanrı dualarına karşılık verir ve böylelikle Güney Denizi’nde keşfedilmemiş bir kara parçası karşılarına çıkar, oraya doğru hareket ederler. Bu keşfedilmemiş adanın sakinleri kendilerine Bensalem adını vermişlerdir. Dış dünyadan kopuk bir hayat süren bu halk, 12 yılda bir diğer ülkelere seyahat ederek seyahat ettikleri ülkelerdeki bilim, sanat, edebiyat gibi gelişmeleri gözlemler, bunlar hakkında bilgi toplarlar.

Burada dikkat çeken nokta ise her 12 senede yaptıkları bu seyahat, diğer ülkeler onların varlığından haberdar olmadığı için bilinen ülkelerin kimliklerini takınarak, gittikleri ülkelerde kendilerini tanıtmalarıdır. Bensalem halkı çok yardımsever, adaya dışarıdan gelenlere karşı korsan olmadıkları sürece -çünkü bu vasfa sahip kişileri adalarına almıyorlar- o kişilerin kendi gemilerinde ihtiyaçlarını karşılıyorlardı. Bensalem halkı misafirperver, kendi içlerinde çok adaletli ve huzurlu yaşayan bir halktır. Gezginlerin dikkatini çeken bu huzurlu, sakin yaşam onları iyice meraklandırır. Bensalem halkının bir yöneticisine sorular yönelten gezginler ada hakkında bilgi edinmeye başlarlar.

“Bundan yaklaşık 1900 yıl önce bu topraklarda hüküm süren, batıl inançla değil ama diğerlerinin arasında fani olduğunu bilsek de ilahi bir aracı olarak hatırasına en çok hürmet ettiğimiz ve ülkemizin yasa yapıcısı olarak saydığımız Salomana adında bir kral vardı. Bu kralın gönlünün büyüklüğüne ve iyiliğine akıl ermezdi, krallığını ve halkını mutlu etmeyi aklına koymuştu.” Syf 59

Yönetici, daha sonra kralları Salomana’nın en önemli eseri olan Salomon evinden bahseder. Bu ev tarikat ve bilim evidir. Bensalem halkına göre bu kuruluş, yeryüzündeki en yüce kuruluş ve krallıklarını aydınlatan bir fenerdir. Burası Tanrı’nın eserlerini ve yarattıklarını incelemeye adanmış bir yerdir. Bacon eserinin devamında ise Salomon Evi’nde neler yapıldığını detaylıca anlatır. Bilimin bir yuvası olan bu evde Bensalem halkının doğanın kanunlarını tamamen kendi bilgisinin gücüyle nasıl bir yarara çevirdiklerini görebiliriz.

Bacon’ın bu eserini Ortaçağ döneminin baskıcı tutumuna karşı bir meydan okuma olarak tanımlarsam yanlış tanımlamış olmam. Bacon, Rönesans ile değişen toplum ve din anlayışını daha da temellendiren ve hayal ettiği ideal toplum düzenini Yeni Atlantis eserini yarım bırakmış, tamamlamamış olmasına rağmen dile getirmeye çalışmıştır. O, bilim temelli ada ütopyasında, toplum düzeninin inşasını devleti yönetenlerden ayrı olarak rahip ve filozof topluluğunun yapmış olduğu bilimsel çalışmalarla toplumun istikrarının sağlandığını söyler. Gelişen bilim ve bu sayede doğanın dizginlenmesi ve insanın hayatını kolaylaştıracak icatların bulunmasıyla, Bacon’ın bu ideal toplum anlayışı günümüz ile karşılaştırıldığında ve teknolojiyle birlikte oluşan birçok sorunu göz önüne aldığımızda, onun ütopyasının şu an distopya olduğunu söyleyebilir miyiz? Bu karşılaştırmayı ise eseri okuyacak olan siz sevgili okura bırakıyorum.

Son olarak, Say Yayınları’nın tekrar çeviri olarak yayımladığı bu kitaba genel hatlarıyla baktığımız zaman ise meraklısına kitabın ilk bölümünde Engin Abat yazısıyla kısa bir ütopya tarihçesinin ele alınmış olduğunu görüyoruz. Daha sonra Bacon’ın hayatı, eserleri ve bir de kronolojik bir şekilde yaşamından notların olması Bacon’ın eserini okumaya başlamadan önce hem genel bir ütopya kavramı hakkında bilgi hem de Bacon’ın hayatı ve eserlerini kronolojik olarak öğrenebilme imkânı sunuyor. Ütopik düzen anlayışlarına ilgi duyuyorsanız, gerek çevirisi gerekse kapak tasarımı ve baskı kalitesi ile oldukça güzel olan bu kıymetli eseri okumanızı tavsiye ederim.

  • Yeni Atlantis
  • Yazar: Francis Bacon
  • Çeviri: Selin Aktuyun
  • Türü: Felsefe
  • Baskı Yılı: 2018
  • Sayfa Sayısı: 88 Sayfa
  • Yayınevi: Say Yayınları

Tempus

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *