Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Yerelden Evrensele Uzanan Bir Ozan; Yaşar Kemal

0

71 yıllık yazın hayatına 26 roman, 11 deneme, 9 röportaj ve 2 öykü sığdıran Yaşar Kemal; kelam ustasıydı. Onun sözlüğünde bu ülkenin adı, “bin bir çiçekli bahçe”ydi.

Asıl adı Kemal Sadık Gökçeli olan “Türk edebiyatının koca çınarı” Yaşar Kemal, 1923’te Osmaniye’nin Kadirli ilçesine bağlı Hemite köyünde, Van Gölü yakınlarındaki eski adı “Ernis” olan Ünseli köyünden Birinci Dünya Savaşı’ndaki Rus işgali yüzünden göç etmek zorunda kalan Halime-Sadık çiftinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Nüfus cüzdanına ancak ilkokulda sahip olabilen Yaşar Kemal’in doğum tarihi kayıtlara 1926 olarak geçti.

KitapEki
KitapEki

Romanlarının Ülkesi

Yaşar Kemal, “romanlarının ülkesi” Çukurova’da, roman gibi bir çocukluk geçirdi. Evlerinde Kürtçe, köylerinde ise Türkçe konuşulurdu. Türkmen köyüne göç etmiş Van muhaciri ailesiyle köylüler arasındaki ilişkiyi yıllar sonra Yaşar Kemal, “Doğduğum bu Türkmen köyünde bizi Kürt diye hiç ayrı saymıyorlardı. Biz de kendimizi onlardan hiç ayırmıyorduk. Bütün köylülerle akraba gibiydik” diye anlatmıştı.

Yaşar Kemal’in, 4 yaşındayken babası camide, gözü önünde ağabeyi diye bildiği evdeki “besleme Yusuf” tarafından öldürülünce, dünyası altüst oldu.

Çocukluğunu kuşatan her şey, yazacağı romanlarının malzemesini oluşturacak, onu dünyanın en büyük ‘modern destancısı’ yapacak, dünya edebiyatı Homeros’tan sonra ikinci büyük anlatıcısını kazanacaktı.

Kadirli Cumhuriyet İlkokulu’nda okudu ve edebiyata karşı ilgisi ortaokul yıllarında başladı. 1939’da orta mektebin son sınıfından ayrıldı. 1941’de ‘tastiknamesini aldı. Bu arada ağıtlar derliyor, yazdığı şiirler edebiyat dergilerinde yayımlanıyordu. İkinci Cihan Harbi yıllarıydı. Ankara aydınlara, muhaliflere göz açtırmıyordu.

O şiirler, Gökçeli’nin hayatını yönlendirecek, onu yazarlığa ve ‘Yaşar Kemal’ olmaya sürükleyecekti.

1940’lı yılların başında Pertev Naili Boratav, Abidin Dino ve Arif Dino gibi sol eğilimli sanatçı ve yazarlarla ilişki kurdu. Abidin Dino, ona ‘Türküler Müfettişi’ adını taktı. Adana’da kütüphanede çalışmaya başladı. Batı klasiklerini hatmetti, okumadığı kitap kalmadı. Daha sonra Orhan Kemal adıyla muhteşem romanlar, hikâyeler yazacak olan Raşit Kemali Öğütçü’yle burada tanıştı.

Çalışmak için İstanbul’a gitti, ama orada  tutunamadı, Adana’ya döndü. Arzuhalcilik yapmaya başladı Kadirli’de; hapishaneyle o günlerde tanıştı. Adı ‘komünist’e çıkmıştı.

Yaşar Kemal, 1950’lerin başında Cumhuriyet Gazetesi’nde işe başladı. Nadir Nadi onu hemen Diyarbakır’a gönderdi. Cebine 1500 lira koymuştu. Bu kadar büyük bir parayı ilk defa bir arada görüyordu.

Çok kısa bir süreye o kadar çok röportaj sığdırdı ki, ünü hemen her yere yayıldı. “Anadolu Notları” başlığı altında, “Doğu’da İnanılmaz Şeyler Gördüm”den “Mağara İnsanları”na kadar ses getiren bir dizi röportaja imza attı. “Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün” isimli röportajı ile Gazeteciler Cemiyeti’nin düzenlediği bir yarışmadan Özel Başarı Armağanı aldı.  İstanbul’da da insan portreleri yazdı, Sait Faik’e dair yazdıkları bu alanda ilktir. Hayatı boyunca Sait Faik’i, kendisini etkileyen yerli yazarlar listesinin en başına koydu.

Yaşar Kemal ilk eserlerini Kemal Sadık Gökçeli adıyla yazdı. Daha sonra Cumhuriyet gazetesine girince Yaşar Kemal adını kullanmaya başladı. 1947 yılında İnce Memed’i yazdı ama yarım bırakarak 1953 – 1954 yılları arasında tamamladı. Bu roman belki de Yaşar Kemal dendiğinde akla ilk gelen eserdir. Bu romanı yazma amacı eşkıya olan ve dağda vurulan amcasının oğludur. İnce Memed ile 1955 yılında Varlık Roman Armağanı’nı kazandı.

Yazar  ilk gençlik yıllarında benimsediği sol kimliğini yıllar içinde de sürdürdü.

Yaşar Kemal’in politik olarak en aktif olduğu dönemlerden biri Türkiye İşçi Partisi süreciydi.

1962’de girdiği Türkiye İşçi Partisi’nde genel yönetim kurulu üyeliği, merkez yürütme kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. İlerleyen yıllarda ifade özgürlüğünden Kürt sorununa birçok konuda fikirlerini kamuoyuyla paylaştı.

1966 yılında arkadaşı Fethi Naci’yle birlikte “Ant” Dergisi’ni çıkarmaya başladı. Üç yıl sonra Sovyetler Birliği Çekoslovakya’yı işgal edince, işgale açıktan cephe aldı. Bu tavrıyla çok tepki çekti. Çünkü büyük çoğunluk böyle düşünmüyordu.  Bu tarihten itibaren Yaşar Kemal, Türk solcuları arasında hiçbir zaman “muteber” bir aydın sayılmadı, hep küçümsendi.

Uzun süre “siyaset” nedeniyle ara verdiği yazarlığı bir anda nüksetti. Peş peşe romanlar yazmaya başladı.

1970’te Ağrı Dağı Efsanesi, 71’de Binboğalar Efsanesi, 72’de Çakırcalı Efe, 73’te Demirciler Çarşısı Cinayeti, 75’te Yusufçuk Yusuf, 76’da Al Gözüm Seyreyle Salih ve Yılanı Öldürseler, 77’de Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca, 78’de Kuşlar da Gitti, Allahın Askerleri ve Deniz Küstü romanlarını yazdı. ‘İnce Memed’ serisi, ‘Bir Ada Hikayesi’ serisi, ‘Ağrıdağı Efsanesi, ‘Al Gözüm Seyreyle Salih’, ‘Allahın Askerleri’, ‘Baldaki Tuz, ‘Binbir Çiçekli Bahçe, ‘Binboğalar Efsanesi, , ‘Çakırcalı Efe’, ‘Çıplak Deniz Çıplak Ada / Bir Ada Hikayesi 4’, ‘Çocuklar İnsandır’, ‘Deniz Küstü’, ‘Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca’, ‘Gökyüzü Mavi Kaldı’, ‘Hüyükteki Nar Ağacı’, ‘Kuşlar da Gitti’, ‘Neredesin Arkadaşım – Seçme Röportajlar’, ‘Nuhun Gemisi / Bu Diyar Baştanbaşa 1,’ ‘Röportaj Yazarlığında 60 Yıl’, ‘Sarı Defterdekiler – Folklor Derlemeleri’, ‘Sarı Sıcak’, ‘Sevmek, Sevinmek, İyi Şeyler Üstüne – Seçme Yazılar’, ‘Tek Kanatlı Bir Kuş, ‘Teneke’, ‘Ustadır Arı’, ‘Üç Anadolu Efsanesi – Köroğlu, Karacaoğlan, Alageyik’, ‘Yağmurla Gelen’, ‘Yılanı Öldürseler’, ‘Yolda – Seçme Öyküler’, ‘Zulmün Artsın’. Yılanı  Öldürseler’, ‘Ölüm Tarlası’, ‘Murat’ın Türküsü’, ‘Karacaoğlan’ın Kara Sevdası’, ‘Bu Vatanın Çocukları’ filmlerinin senaryosunu Yaşar Kemal yazdı.

Ayrıca ‘Menekşe Koyu’, ‘Mutsuzlar’, ‘Yer Demir Gök Bakır’,  ‘Ağrı Dağı Efsanesi’, ‘Bebek’, ‘Ala Geyik’, ‘Urfa İstanbul’, ‘Beşikteki Miras’, ‘Ala Geyik’, ‘Dertli Irmak’, ‘Namus Düşmanı’, ‘Kara Çalı’, ‘Beyaz Mendil’ filmleri Yaşar Kemal’in eserlerinden yola çıkılarak beyaz perdeye aktarılan filmler oldu.

Yaşar Kemal, bütün romanlarında, insanın, insanla, çevreyle ve toplumsal kurumlarla ilişkisini öykülerken, insansal değerleri ikinci plana atmayarak, insanı bir roman malzemesi olmaktan çok bir karakter olarak ele aldı. Bunu sağlayan en önemli öğe, kullandığı, kendine özgü gözlem gücü ve şiirsel üslubudur.

“Ben halk içinde yetiştim. Okuryazarlığı öğrenmeseydim, şimdi Anadolunun bir köyünde, kasabasında destan anlatıyor, türkü söylüyor olurdum. Yolumu ta çocuklukta çizmiştim. Bu etki doğaldır ki, bir kişinin yaşamından kolay kolay silinecek bir etki değil. Böylesi etkiler yazarlık yaşamında çok tehlikelidir. Bir insanı kötüye de götürür. Halkı, halk sanatlarını özümsemek, onu kaynak bellemek, temel kültür bellemek var, bir de ona öykünmek var. Bizde yerel kültür özümsenmedi, ona öykünüldü. Osmanlılar da Batıyı özümseyememiş, işin kolayına kaçıp ona öykünmüşler.” 

Dünya edebiyatının parçası

Yaşar Kemal sadece Türk değil dünya edebiyatının da parçasıydı. Kitapları 40’tan fazla dile çevrildi. Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilen ilk Türkiyeli yazar Yaşar Kemal oldu.

Ayrıca yurtdışında, aralarında Uluslararası Cino del Duca ödülü, Légion d’Honneur nişanı Commandeur payesi, Fransız Kültür Bakanlığı Commandeur des Arts et des Lettres nişanı, Premi Internacional Catalunya, Légion d’Honneur Grand Officier rütbesi, Alman Kitapçılar Birliği Frankfurt Kitap Fuarı Barış Ödülü’nün de bulunduğu birçok ödüle layık görüldü.

Dünya çapında yazarların hakları için faaliyet gösteren Uluslararası PEN’in Türkiye ayağında önemli bir isimdi.

71 yıllık yazın hayatına 26 roman, 11 deneme, 9 röportaj ve 2 öykü sığdıran Yaşar Kemal; kelam ustasıydı. Onun sözlüğünde bu ülkenin adı, “bin bir çiçekli bahçe”ydi. “Bir bahçede hep aynı çiçekten olursa o bahçe güzel olmaz. Sen, ben, o varız diye güzel bu bahçe. Koparma farklı çiçekleri, kalsın renkleriyle kokularıyla…” derdi. O, bu bahçenin tam ortasında koca bir çınar ağacıydı. O ağacın gölgesindeki bütün halklar kardeşten de öteydi. O yüzden Kürt’tü, Türk’tü, Arap’tı, Laz’dı, Çerkez’di, Ermeni’ydi, Musevi’ydi, Rum’du, Ezidi’ydi. O yüzden tüm insanlığın ortak değeriydi.  “O güzel adam o güzel ata binip gitti”.

Selma Sayar
Selma Sayar

Latest posts by Selma Sayar (see all)

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *