Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

yüzümde, bedenimde, elimin kıvrımındaymış şiir

0

çünkü anlıyorum ki; şiirin sözcüklere ihtiyacı yok ve hangi yüzü hangi dizeye koyarsanız şiir ordadır.

bir arkadaşımdan söz edecektim size… bir hikâye değil bir yöntem arayışı belki anlatacağım şey, belki kendimi arayışım desem daha doğru olacak. ama aramayı bile akıl edemediğim bir yerde ve şekilde başladı bu yolculuk. sürpriz yumurta gibi hayatın içinden çıktı. biliyorsunuz yer yer beden de oluyor ama yüz fotoğraflarımı çekiyorum genellikle ve kendi modelliğimi kendim yapıyorum. bu heyecan ve arayış bende şöyle başladı:

KitapEki
KitapEki

yolları zorlamayı seven, heyecanlı ve meraklı arkadaşım deniz bilgen selfi çeker gibi kameranın karşısına geçip fotoğrafımı çekmemi istedi bir gün benden. o bir şey istediği zaman bana heyecan basar. çünkü mutlaka altında beni çarpacak bir fikir yatıyordur. bazen yapabilecek kadar cesur olurum istediğini, o adımı atarım; çoğunlukla da korkağım bunu da biliyorum. o gün tamam dedim ama tam da benden beklediği şeyi yapmışım. bir fotoğraf çektim evet çekerken de ışığa baktım, yüzümün en güzel görüneceği şekli aldırdım mimiklerime. kadraja dikkat ettim tabii ki; arkadaşım da olsa iyi olduğunu bildiğim bir fotoğrafçıya gönderecektim çektiğimi…üstün körü olmasın… gülümsedim; ki gülümseyince gözlerim hemen ışır. bana göre pek bir güzel olmuştu, hemen gönderdim keyifle ve  kendimden memnun. tamam dedi önce, deşifre etmedi hemen beni. şimdi de ifadesiz bak aynur kameraya, dedi. dediğini yaptım ama baktım gönderilecek gibi değil. hiç de güzel değilim. çünkü bizi bir başkası illâ güzel görmeli ya bilirsiniz, yoksa sevmezler bizi… gülümsemeden çek dedi bu kez. her seferinde tamam diyerek benle oynayacak hâli yok.. gülümsemeden çektim sözde ama daha güzelini çekeyim derken baktım yine de az biraz gülümsüyorum. yine gönderdim ama bu kez biraz suçlu bir afacan çocuk gibi; ne yapıp ne yapmadığımı sezmeye başladım ya.  dedi ki olmadı. aynur, tam ifadesiz bak.. aman yaa diyorum içimden o zaman çirkin çıkıyorum. o ise bir daha dene diye ısrar ediyor. demek ki diyorum ifadesizken güzel bir hâlimi yakalamalıyım.

derken deneme deneme üstüne, ifadesiz bakma ve kendi algıma göre çirkin olan hâlimi görebilme cesaretine kadar geldim. ama bu itiraf ediyorum günler aldı. çünkü hemen siliyordum ekranda görünen sanki ben değilmişim de yanlışlıkla çıkmış gibi bir kaçma psikolojisi… zaman içinde anladım deniz’in yapmak istediğini… ya da anladığımı sanıyorum diyelim; çünkü deniz çok zeki birisidir anlamak kolay değildir hemen öyle..))) gıcık bile gelebilir insana ilk bakışta…

“ifadesiz ifade” diye tanımlıyordu o bu hâli. ve her yerde, hemen hiç oyalanmadan, poza kesmeden fotoğrafını çek diyordu; bana ister gönder ister gönderme sonra… yolda, sokakta, yeni kalkmışken yataktan yüzünü yıkamadan, bir yere koşarken, vaktin darken, vapuru kaçıracakken tam da çıkar makineni ve çek. o telâş halini çek. o yorgun halini çek o çapaklı sabahlarını…ve çektiğine bak, incele diyordu. inanın buna alışmak kolay değildi… ama garip bir şey oluyordu, her çektiğimle sanki kendimi bir adım daha tanıyordum. hatta kendimi o hâlimle sevmeye bile başlamış olmalıyım ki face’e suratsız suratsız fotoğraflarımı koymaya, dahası o fotoğraflarımı profil yapmaya başlamıştım. arkadaşlarım da hemen akabinde bundan rahatsız olmaya başladılar. Aynur senin neyin var; aynur sil bunu. off günüm kötü başladı seni böyle görünce demeler… göğüslemek kolay değildi… hele savunmak… hele de her zaman güzel ve alımlı olması beklenen kadınlar için…

evet, öyle öyle başladım her bir yüzümün nasıl da farklı ifadelerle dolu olduğunu anlamaya. o gülen yüzümün altında aslında ne dip duygularla dolu olduğumu görmeye… kızınca nasılım, şaşırınca nasılım… şaşırma taklidi yapmaktan söz etmiyorum; şaşkınken çıkarıp çekiyorum; feci hâlde kızgınken. ayaklarım göğe değecek gibi uçarken sevinçten… ışık yüzüme düşerken ve kalkarken yüzümden geri; çekiyorum. bir adım öne atıp çekiyorum, bir adım geri alıp çekiyorum. inanılmaz keyifli bir keşfediş masalı bu… ışık bir milimle oynuyor yüzümde, bir başka milimle yeniden… ben sadece izliyorum olan biteni. zannettiğimden ne kadar daha üzgün olduğumu söylüyor bana çektiklerim; ya da tersinden o kadar da üzülmediğimi; sandığım kadar. fotoğraflardaki benle arkadaş oluyoruz zaman içinde… birbirimizi her şekliyle sevmeyi öğreniyoruz… paylaşıyorum ya sayfalarımda; sizin de beni sevdiğinizi görüyorum ne ifadede olursam olayım. sevmeye başlıyorsunuz bizzat yaşadım; inanın bundan güzel bir şey yok.

ve evet ben de eskiden beri doğal fotoğrafları seviyordum; görmeyi ve çekmeyi. ama bu farklı bir deneyim… onun da bir tık ötesi. kendini çeken olarak, çektiğini o anda bilen olarak ve bizzat çekilen olarak garip bir bileşke oluşuyor her seferinde; hatta çeken alet oluyorsunuz aynı anda çalışan…

bu çalışmaları yaptıkça sanırım gözümde farkındalık da açıldı, kendi yüzümde tanıdığım ifadelerin yanı sıra. o yüzden bir fotoğraf çekme durumu oluşunca hep aynı beden biçimini ve aynı yüz ifadesini almış olan kişiler bana sahici görünmüyorlar artık. çünkü biliyorum ki o anda sahici değiller gerçekten de. kendimi içimden kandıramam ki duymadıkları benle gönülleri olsun diyerek. aman ne de güzel yapıyorsunuz, devam edin diyemem ben içimden… kendileri bile bilmiyorlar belki de bunu. gördükleri ve yaptıkları alışkanlıklar öyle. bize dayatılan ve dayatıldığının farkına bile varmadığımız bir yabancılaşma bu… kendi yüzümüze kendi yüzümüzle kurduğumuz… bir bakıyorum; aynı benim deniz’e ilk gönderdiğim selfi gibi en şirin, en güzel hâllerini takınmışlar, öyle gelmişler bizlerin karşısına… bunu öğrenelim ve değiştirelim istiyorum işte hep birlikte; hem de kökünden değiştirelim ve gerçek yüzlerimizle yaşayıp gerçek yüzlerimizle yakınlaşalım istiyorum… yoksa derdim eleştirmek değil elbet kimseyi. kendimizin elinden tutup yüzümüzü hep birlikte çekiştirmek, hem de birbirine doğru düşünsenize… yüzümüzdeki şiirlerle tanışalım; buluşalım hevesi. çünkü anlıyorum ki;

şiirin sözcüklere ihtiyacı yok ve hangi yüzü hangi dizeye koyarsanız şiir ordadır.

Not: KitapEki.com yazarı Aynur Uluç yazılarında büyük harf kullanmamayı tercih etmektedir.

Aynur Uluç

Aynur Uluç

şair, yazar, ressam, anlatıcı, eczacı... ancak kendisi bu kimliklerin ifade ettiği anlamların sıkıştırılmış kalıplarının ötesinde, insandaki “başarı” hazzının başkasının başarısızlığı, mutsuzluğu üzerine kurulduğunu belirterek “eğer dünya daha yaşanılır bir yer olsun diye uğraşacaksak sanat bir yol, bir araç olmak zorunda. sanat, araya mesafeler girmediğinde hayatın içinde kalır, o yüzden etkin bir yoldur” diyerek anlatıyor sanata bakış açısını. ve ekliyor “sanatçı olmak gerekmiyor üretmek için...” niyet hayatı usulsakin yakalamak ve aynı şekilde doğallıkla çıktığı yerden ifade etmek olunca her yer üretim yerine, ele geçen her malzeme ayrı bir üretime dönüşüyor.

aynur uluç’un 2003’ten bu yana edebiyat dergilerinde ve gazetelerde yazıları ve şiirleri; 2013’te ‘gezi‐anı‐deneme‐öykü ve şiir’ türlerinden tatlar içeren ‘az gittim çok döndüm’ isimli kitabı, 2015'te beden-mekân-zaman ilişkisinin kadın dili ile ifadesinin yolculuğu olarak tanımladığı“yer yatağı” isimli şiir kitabı yayımlandı. kitaplarını imzalarken her okur için ayrı bir resim çizmesiyle başlayan çizme yolculuğu, yolda, izde, vapurda, otobüste çizdiği resimlerle devam ediyor. öte yandan şehir ve doğa sesleri üzerine bıraktığı doğaçlamalar da ayrı bir arşiv olarak birikiyor. zaman zaman farklı şehirlerde müzik ve şiirin iç içe geçtiği etkinlikler düzenliyor. kişiye özel yapma ilaçlar hazırladığı eczanesinde mesleğini halen sürdürmekte.
Aynur Uluç

Latest posts by Aynur Uluç (see all)

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *