Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

zifir bir karanlık içinde yol

0

o özel kadın; o özel şair füruğ ferruhzad karanlıkta sevgiliyi nasıl keskin gördüğünü anlatır bir şiirinde, derdik elbet sözün bir münasip yerinde…

güzel sohbeti kendim de yapsam anında tanırım, biliyorsunuzdur huyumu. ve şiirin izini her yerde sürebilirim. her yer benim zifiri aydınlığım olabilir kopkoyu. hiç akılda yokken bakın ne güzel bir sohbet çıktı ortaya. ve ben şimdi tam da oradan dalayım mı sözün bal kaymağına. sevgili arkadaşım mustafa’yla bakın neler de konuşmuşuz ayaküstü, faceüstü:

KitapEki
KitapEki
KitapEki

Not: KitapEki.com yazarı Aynur Uluç yazılarında büyük harf kullanmamayı tercih etmektedir.

Aynur:

face sormuş: “bir haftalığına kapkaranlık veya tamamen aydınlık bir odada kilitli kalacak olsan, ikisi arasından tercihin ne olurdu”…karanlık oda olurdu dedim. soru çok ilgimi çekti aslında. hakikaten sıkı soru… düşünmek bile kendini keşfe çağırıyor ve hayatı elbette… senin tercihin ne olurdu?

Mustafa Sedat:

Karanlık oda tercih ederdim. Geceyi neden seviyoruz?

Aynur:

huzurdur, şifadır, yenilenmedir. karanlıktan korkmazsak, karanlık daha güvenlidir hep.

Mustafa Sedat:

İçinde çok şey barındırır karanlık.

Aynur:

gece bizi iyileştiren mekanizmalar harekete geçer. kolinerjik sistemimiz yani…

Mustafa Sedat:

Daha çok kendimiz oluruz gece.

Aynur:

adrenalin geçerse de feci tavan yapar bak))))

Mustafa Sedat:

Evet, bu da var.

Aynur:

kesinlikle yaaa.. karanlık kendimiz olmaya daha müsait… “görülmekle kendimiz olmak arasındaki ilişki” nasıl da görünür oldu bak karanlıkta :))))

Mustafa Sedat:

hem de nasıl.

🙂

***

sevgili arkadaşlar; o gün bu sohbet ilerleme zamanı bulamadı iş güç derken kesildi kaldı burada… devam edebilseydik sanırım varlığımızın farkına varma olgusu ile ötekinin varlığı arasındaki ilişkiye sapacaktı yol iyice… karanlıkta kendini duyumsamaya sapacaktı. bedenini, zamanı, mekânı derin algılamaya. ve şiire tabii ki… ben bilmem mi içimi, içimizi bilmem mi şiire kaptırmışsak bir kere şiire kesin sapardı… o özel kadın; o özel şair füruğ ferruhzad karanlıkta sevgiliyi nasıl keskin gördüğünü anlatır bir şiirinde, derdik elbet sözün bir münasip yerinde… bu şiiri yazdı diye çocuğunu bir daha ömür boyu görmemeyi içi yanarak göze alsa da dik duruşundan vazgeçmediği için kocasına ithaf ettiği kitabına aldığı “zevkle dolu bir günah işledim” şiirinde, demeden geçilir miydi sohbet.

türkçeye “o karanlık zulada” diye çevrilen şiirinde aslında neyi kastettiğini, yani zipzifir bir karanlığı kastettiğini anladığımda ki şiiri yeniden çevirmeye çalışıyordum o günlerde; kanatlanıp uçar gibi olduğumu anımsıyorum. hem de bunu aynı tarihlerde yazdığı bir öyküsünden anlamıştım.  hiç de o an için bu şiirin izini filan sürmüyor,  kendimi rüzgârına kaptırmış öyküyü okuyordum. birden aman allah’ım dedim, bu öyküsü, şiirine ışık tutuyormuş ya işte. karanlık derken alacalık filan değilmiş kastettiği füruğ’un. resmen zifir bir karanlık varmış odada ve füruğ sevgilinin ışıyan gözlerini görüyormuş işte o zifirin içinde. ahh tam da yakışır aşka. o anda kalbim sevinsin mi, şaşırsın mı; uçsun mu, konsun mu bilememişti. dedim evet, evet tam da ilk hissettiğim şeyi söylüyor füruğ; ki onun şiirlerini çevirirken dil bilgimden çok sezgi bilgim bana yol gösteriyordu. yıllar sonra neleri de anımsadım. karanlık sen ne güzel bir kuyusun… ve ne güzeldir ki arkadaşımın dilinden yakalamakmış bunu; hem de o bunları söylememişken.

ben seni nasıl sevmem; şiir sen ne güzel şeysin… karanlığın dopdolu, ışığın sonsuz…

çizgi: aynur uluç

Aynur Uluç

Aynur Uluç

şair, yazar, ressam, anlatıcı, eczacı... ancak kendisi bu kimliklerin ifade ettiği anlamların sıkıştırılmış kalıplarının ötesinde, insandaki “başarı” hazzının başkasının başarısızlığı, mutsuzluğu üzerine kurulduğunu belirterek “eğer dünya daha yaşanılır bir yer olsun diye uğraşacaksak sanat bir yol, bir araç olmak zorunda. sanat, araya mesafeler girmediğinde hayatın içinde kalır, o yüzden etkin bir yoldur” diyerek anlatıyor sanata bakış açısını. ve ekliyor “sanatçı olmak gerekmiyor üretmek için...” niyet hayatı usulsakin yakalamak ve aynı şekilde doğallıkla çıktığı yerden ifade etmek olunca her yer üretim yerine, ele geçen her malzeme ayrı bir üretime dönüşüyor.

aynur uluç’un 2003’ten bu yana edebiyat dergilerinde ve gazetelerde yazıları ve şiirleri; 2013’te ‘gezi‐anı‐deneme‐öykü ve şiir’ türlerinden tatlar içeren ‘az gittim çok döndüm’ isimli kitabı, 2015'te beden-mekân-zaman ilişkisinin kadın dili ile ifadesinin yolculuğu olarak tanımladığı“yer yatağı” isimli şiir kitabı yayımlandı. kitaplarını imzalarken her okur için ayrı bir resim çizmesiyle başlayan çizme yolculuğu, yolda, izde, vapurda, otobüste çizdiği resimlerle devam ediyor. öte yandan şehir ve doğa sesleri üzerine bıraktığı doğaçlamalar da ayrı bir arşiv olarak birikiyor. zaman zaman farklı şehirlerde müzik ve şiirin iç içe geçtiği etkinlikler düzenliyor. kişiye özel yapma ilaçlar hazırladığı eczanesinde mesleğini halen sürdürmekte.
Aynur Uluç

Latest posts by Aynur Uluç (see all)

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *