aşk hangimize yakın; bihakkın…

cumhur taşkın şiirlerinde yaşadığı acılara dokunmuş. yalnızlığa hayır derken, umudu yeşertmeye çalışmış bir yandan da için için…

“aşk bana uzakmış anne” cumhur taşkın’ın ilk kitabı… içinden geçen yolculuklar dizelere dönüşmüş her şairde olduğu gibi. evet yaptıklarımızın anlamına dair sayfalar dolusu konuşabiliriz; yazdıklarımız şöyle dünyaya dair, böyle dünyaya dair diyerek. dünya bizim algıladığımız dünyadır ve her şair içini yazar. aslında her birimizi yazdıran dünyaya bir çentik atma isteğidir öyle adım kalsın diye değildir bu da. en dip var oluş dürtüsünde, duygum bir yerlerde kalsın diyedir. varlığımızı duyumsamak isteriz. taş tabletlere kazımak isteriz içimizden geçeni… anlatmak söze dökmek isteriz o yüzden tam da…

cumhur taşkın da şiirlerinde yaşadığı acılara dokunmuş. içini yakan hüzne dokunmuş yer yer dili sloganlaşsa da görmezden geldim ben oraları. yalnızlığa hayır derken, umudu yeşertmeye çalışmış bir yandan da için için çünkü. sayfalara yansıyan genel duygu şu ki; en çok dertli dertli açmış içini… “ölüm ve ayrılığa efekt olur tüm sessizlikler” demiş. belli ki o sessizlikleri evirmiş çevirmiş bükmüş içinde hayli bir zaman.

TİMAŞ
TİMAŞ

“bir yalanım oldu adı aşktı,
aşk olsun ki kısa ömürlü olan bu yalanı bana tattırana
yeni bir yalan bulmalıyım ki
hayatımı değiştirecek bir yalan kısa ömürlü olmayan
beni sımsıkı saracak bir yalan”

bu dizelerde hayatın ironisi düşmüş sayfaya. ölene kadar inanmak isteriz yalanlara, ve bunu itiraf etmek zordur. sahicilik der tuttururuz ama her şeyin bize özel anlama biçimi ile içimizde yer değiştirebildiğini de bilmenin yakıcı sahiciliği örter tüm yalanları. yolculuklara çıkayım derken dipsiz kuyulara düşmek de an meselesidir. o yüzden belki de güneşe dönmek önemli yüzümüzü. yalanların içinden yalan seçerken hayat hangi yalanı zihnimizde kıvırıp, büküp, süsleyip getirecek önümüze ve hangi yalanı sahi yapmayı seçeceğiz biz sahi deyiveririz günün birinde.

çok yaralar, çok sızılar gördüm; yara ile sızı aynı şey değildir. çok yaladım yaralarımı, kapılarda çok ağladım, çok aktım içime, içimi çok akıttım dışa. ne kadar akıtsam da çoğu içimde kaldı. ve tüm bunların sonunda içimdeki canlı noktayı diri tutmanın çok ama çok önemli olduğunu anladım ben hayattan. yaralar, dertler ancak öpe seve yaklaşılan bir dille şifa bulurmuş anladım. bu dili dışardan beklememek gerektiğini de anladım. klişe olsun diye değil hakikaten kendini sevmenin ne önemli olduğunu anladım en çok. ama önce bir görmek gerekirmiş o girilen dehlizi. karanlığında bir bana bana yıkanmak gerekirmiş. kaçmadan, sakınmadan, örtmeden üstünü başını, hiçbir yanını halı altına süpürmeden. acıysa en dip köşemizden dahi geçmeliymiş ki bulaşmayan yerimiz kalmasın. iyice bir kaybolmalıymışız içinde ki çıkma umudu yeşerebilsin yeniden. dibi bulalım bulacaksak; öyle ara yerde kalmayalım. düşelim ki kalkma olanağı oluşsun. ben acıyı anlatan şiirlere artık karamsar demek istemiyorum. bunun geçici bir merhale olduğunu anlamak istiyorum. burası acılı bir coğrafya; her yerden dert fışkırıyor. ülke hâlinden tutun da ikili, üçlü ilişkilere kadar enerjimizi emen örneklerin içinde yaşayıp duruyoruz sürekli. kompleksli insanlar cehennemi burası. çok fazla acı biriktirmiş bir coğrafya… atalarımızdan çok sızı devraldığımız… çok fazla acıyı her gün yeniden yeniden üreten bir coğrafya. kitaptan el alırsam hepimizin içinden “gözlerimizdeki kirliliği bu şehrin üstüne kusmak” gelebilir zaman zaman, normaldir. ancak içim diyor ki elbette önce bir kusmak, çıkarmak o safrayı; ama orda kalmamak, o kiri sevgiye dönüştürmek gerek usulca. çünkü yüzümüzü güneşe dönmenin önemi normalde bir birimse bu coğrafyada beş kat önemli. birbirimizin de yaralarını kanatıyoruz çünkü; ne kendimize, ne birbirimize izin vermiyoruz ki şifa bulalım.

yaraları bir yerden sonra sevmekle, onların bizim kıymetli öğretmenlerimiz olduğunu görmekle mümkün bu da… kabuğunu kaldırıp kaldırıp tadına bakmak değil, önce bir bihakkın düşmek içine ama sonra kalkmaya niyet ederek dosdoğru çıkışa bakmak gerekli. hiç bir molada gereğinden uzun kalmamak.

Not: KitapEki.com yazarı Aynur Uluç yazılarında büyük harf kullanmamayı tercih etmektedir.

  • Aşk Bana Uzakmış Anne
  • Yazar: Cumhur Taşkın
  • Türü: Şiir
  • Baskı Yılı: Eylül 2018
  • Sayfa Sayısı: 112 Sayfa
  • Yayınevi: Karina Yayınevi

Aynur Uluç
Vinkmag ad

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Read Previous

Çocuklarını Yiyen Satürn

Read Next

Murat S. Dural Ağustos – Eylül 2018 Okumaları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *

Follow On Instagram