Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

“Aslında uzun hikâye, ama ben kısa anlatacağım”

0

Burhan Sönmez’in İstanbul İstanbul kitabını alalı uzunca süre oldu. İçindekilerden korkumdan mı, kapağındaki görkemli İstanbul görüntüsünden mi bilmem hep öteledim okumayı.
İstanbul İstanbul Neler Gördü *

Aynı durumu siz de yaşıyor musunuz bilmem. Kimi kitapları aldığım gibi okumaya başlarım. Kitabı alıp otobüse binene kadar zor dayandığım, boş koltuğu kitaba daha çabuk başlayacağım diye kutsal bir tapınak gibi karşıladığım çok olmuştur.

Bazı kitaplar ise çantaya konulduğu andan itibaren bir ateş gibi yakar elimi. Uzanır kapağına dokunurum. Rafa koymaya kıyamam, masanın bir köşesinde bekler. Tozunu siler, hızlıca sayfalarına bakar, tekrar yerine kaldırırım. Her kitabın bir “okunma zamanı” var. Burhan Sönmez’in romanını okumak için İstanbul’dan uzakta olmayı beklermişim meğer. İstanbul’dan kilometrelerce uzağa giderken kısıtlı eşya ve kitapların arasına İstanbul İstanbul’u koyarken bilinçaltım zamanın geldiğine ikna olmuş demek.

İnsan gençken çok şey biliyor. Burhan Sönmez’i uzun yıllar önce tanıdım. O yaşlarda kendimizden birkaç yaş büyük olanları yaşlı sanırdık. Burhan da benim için büyüklerdendi. Ağabeylerden. Şimdi kırklı yaşlarda anlıyorum ki ne kadar yakınmış yaşlarımız. Sohbetlerini, mücadeleciliğini, entelektüel birikimini bilirdim de – yine ne çok şey biliyormuşum-, edebiyatçılığını bilmezdim. İnsan gençken ne kadar az şey biliyor.

Romanları olmasa, bu durum bir vesile yaratmasa, o dönemi hatırlayamayacak kadar uzun zaman olmuş tanışalı. Yıllar var karşılaşmadık.

Kuzey romanını kitapçıda gördüğümde çok şaşırmıştım. Sonrasında Masumlar geldi. İstanbul İstanbul romanı ise okuduktan sonra rahatça söyleyebilirim, bence şimdiye kadar yazdıklarının en iyisi.

“İstanbul’da kuşku ile başlayan günün, sana kuşku dolu bir hayat vadetmesinden korkarsın.”

Dört ana anlatıcı ve bir suskunun hikâyesi İstanbul İstanbul. Öğrenci Demirtay, Doktor, Berber Kamo ve Küheylan Dayı adlı dört kişinin ağızlarından anlatılan kişisel hikâyelerden oluşuyor roman. Kişisel hikâye mi dedim yanlışlık oldu, toplumsal hikâyeler. O da değil, yalnızlık hikâyeleri. Mutluluk ve mutsuzluk, kavuşma ve kavuşamama, ölüm ve ayrılık, nefret ve tutku hikâyeleri. Yani insan ve şeytan, yani doğa, yani martı, yani deniz eni sonu bir şehrin hikâyesi. İstanbul’un hikâyeleri.

“Sıradan İstanbullulara benziyorduk. Ya dünü özlüyor ya da yarını hayal ediyorduk. Bugünü yok saymaya çalışıyorduk.”

Öğrenci Demirtay ve Doktor üçer; Berber Kamo ve Küheylan Dayı ise ikişer öykü anlatıyor 10 gün boyunca. İstanbul şehrinin bir zindanında kendi hikâyelerini anlatırken, araya başka öyküler koyuyorlar. İşkence görmeye gidiyor, işkenceden geliyorlar. Yaralarını gösteriyor, donmak üzere olan, işkenceden parçalanmış bedenlerini yaslıyorlar birbirlerine. Bir kişi daha var aralarında. Tam aralarında sayılmaz aslında. Karşılarındaki hücrede kalıyor Zine Sevda. Sesini duymuyoruz, hikâyesini anlatmıyor. Onun hikâyesi diğerlerinin hikayesine karışıyor. Sessizlikle ve dirençle ortaya koyuyor kendisini. Kadın kürt direnişçilerden Zine Sevda hem yan yana hem de biraz mesafeli duruyor ana anlatıcılara. Roman boyunca söylendiği gibi gerçek ve hikâye sık sık yer değiştiriyor. Solla kürt ulusal hareketinin arasındaki mesafe gibi bir mesafe. Aynı kişilerden işkence görülüyor fakat aynı hücrede kalınamıyor. İstanbul’un altı tüm direnişçilere aynı muameleyi reva görüyor.

“…boyun eğmemeye yeminli son isyancının, şarkıcılık hayaliyle evden kaçan kızın, para babalarının, hırsızların ve şairlerin vardığı kent İstanbul’dur. Her hikâye burayı anlatır.”

Yeraltındaki İstanbul’da yaşam mücadelesi verenler, birbirlerine hikâyeler anlatıyorlar. Çoğu herkesin bildiği hikâyeler bunlar. Bilmeceler soruyorlar, yanıtlar için tartışıyorlar. Tüm anlatılanlar İstanbul hikâyesine dönüşüyor sonra.

Bir felaket sonrası hep iyi ve mutlu günlerden konuşanların yaşadıklarını yaşıyorlar hâsılı. ‘Sarı Kahkaha’larla gülüyor, gülüşlerini cellatları duymasın diye ağızlarını kapatıyorlar.

Hem Batı edebiyatında hem de Doğu edebiyatında felaketi, yaşanılan anın korkunçluğunu geçmişten anılarla, geleceğe dair kurgularla unutmaya çalışanları anlatan edebi eserler var. En bilinenleri Decameron ve Binbirgece Masalları. Decameron’da veba salgınından kaçanları geçmişe yönelik hikayeler anlatırken resmeder Boccacio. Binbirgece Masallarında ise Şehrazat gerdek gecesinin sonunda öldürülmemek için Sultanı masallarla büyüler. Her ikisi de gündemdeki acıdan kaçmak için masal ve öykülere sığınanları anlatır. Burhan Sönmez kendisi de romanında gönderme yaptığı Decameron’la aynı yoldan ilerliyor. Anın acılarından kaçmak için kurgunun mutluluğuna sığındırıyor kahramanlarını. Decameron’u birkaç farklı yerde anarak selam veriyor insanın umudunu diri tutma yöntemine.

Romana adını iki kere verdiren İstanbul çoğu kez fark etmiyor altındaki ve üstündeki hikâyeleri. Yine de anlatılan her hikâye onu anlatıyor.

Burhan Sönmez gönderme yaptığı metinlerle, karakterleri ve kurgusuyla çok önemli bir roman kaleme almış. Metaforik öğeler, alt metinler romanı tekrar tekrar okumayı lüzumlu kılıyor. Fazladan tek bir cümle, eksik tek bir sözcük bırakmadan kotarılmış bir metin bu. Karakterlerin birbirine dolanan hikâyeleri, hikâyelerin birbirinden ayrılan dili çok uzun olmayan bir romanı sindire sindire, üzerine düşüne düşüne okumayı gerekli kılıyor.

“Onlara İstanbul’u anlatıyorum, anlamıyorlar. Gösteriyorum, görmüyorlar. Acıya yenileyim, bağlanmaktan vazgeçeyim istiyorlar. Hem kendime hem de İstanbul’a inancımı yitireyim ve onlara benzeyeyim istiyorlar. Her eziyeti yapıyorlar. Ruhum onların ruhuna benzesin diye bedenimi parçalıyorlar. Bu kente inancımın daha da güçlendiğini fark etmiyorlar.”

Çok satanı değil, iyi romanı okurum diyenler için iyi kitapları bulmak çok zor değil. İyi yazar, iyi roman iyi okuru buluyor.

*Kesmeşeker grubunun İstanbul İstanbul şarkısından alınmadır. Şarkının sözleri aşağıdaki gibidir.

Dünyada bir şehir,
Şehir ki ne şehir
Londra, Paris, Roma
Bu çok farklı bir maya
Ne doğuda ne batıda
Ben asyadayken
Sen avrupada
Bırakıp gitmemi isteme benden, istesem de gidemem
Sevdim bir kere!
Yaşamaya devam
İstanbul, İstanbul-neler oldu
İstanbul, İstanbul-neler gördü
Her yerden, her şeyden, herkesten bir parça
İstanbul, İstanbul her şey ortada
Dünyanın incisi İstanbul-şehrinde, bir sahil kahvesinde
Oturdum, bir bardak cay içmeye
İnsanlar her yerde, her yerde, her yerde, yalnızdım her yerde
Sevdiklerim kaldı geride

  • İstanbul İstanbul
  • Yazar: Burhan Sönmez
  • Türü: Roman
  • Basım Tarihi: Mart 2015
  • Sayfa Sayısı: 228 Sayfa
  • Yayınevi: İletişim Yayınları
Takip için

Güzella Bayındır

Akıntıya Karşı Aziz Nesin;
Akıntıya Karşı Orhan Kemal;
Akıntıya Karşı Behice Boran-Tek Başına Bir Koro belgesellerinin yapıcısı SineGöz Film Atölyesi'nin üyesi.
Belgeseliyle aynı ada sahip Behice Boran kitabının yazarı.
Zela'nın annesi.
Okur, yazar, düşünür, gezer.
Güzella Bayındır
Takip için

Latest posts by Güzella Bayındır (see all)

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *