Avrupa’da Aydınlanmacı Bir Işık

www.avrupa-kultur.eu editor Osman Çutsay ile söyleşi: “Avrupa’da yaşayan, kültür ve sanatla yakından ilgili insanlarımızı ortak bir tavra çağırıyoruz”

METİN AĞAÇGÖZGÜ – Edebiyat dünyası sizi 1987 Mayıs’ında çıkmaya başlayan Edebiyat Dostları dergisi ile tanıdı. Edebiyat Dostları, genç edebiyatçıların yaptığı güçlü ve iddialı bir çıkıştı. Bu çıkışın, siyasette olduğu gibi sanatta da yeni bir arayış içinde olanların zihninde tatlı bir hırçınlık ve aydınlanma, halden ve halinden memnun olanların zihninde ise acı bir tat bıraktığını söyleyebilirim. O günden bugüne edebiyat eleştirileri ve “aydın duruşu” üzerine yazılar yazıyorsunuz ve bu kez online dergi “Avrupa Kültür” ile karşımızdasınız. Öncelikle, ilk göz ağrınız olan Edebiyat Dostları’nı siz nasıl hatırlıyorsunuz, diye sormak isterim.

TİMAŞ
TİMAŞ

OSMAN ÇUTSAY – Edebiyat Dostları eski bir hikâyedir. Galiba benden başka ısrarlı bir devamcısı yok. Sosyalist inkârı da içeren bir devamlılık hırsından söz ediyorum. O dergi ve zamanıyla ilgili geniş bir bilançoyu genç kuşaklara son yayımlanan kitabım “Öfke”de ayrıntılarıyla verdim. İlericilikte hesap vermek, döküm çıkarmak, kanundur. Edebiyat Dostları’nın bende bıraktığı tadı soruyorsunuz: Ona aslında, Türkiye’nin dönmeyen ve ısrarlı devrimcilerinin “1923 Projesi”ne baktığı gibi bakıyorum. Bir anomali değildi, bir ilerlemeydi, bir gereklilikti ve bugün artık çok yetersizdir. Ona geri dönmek ise hiç mümkün değildir. Zaten Edebiyat Dostları kadrosunun ezici çoğunluğu, o dergi çizgisinin tamamen dışına kaçmış, daha doğrusu onun kuruluş ilkelerine düşman bir cephenin savaşçılarına dönüşmüş görünüyor. Öyle kariyer yaptılar. İsteyen Murat Yetkin-Akif Kurtuluş-Gürsel Korat üçüzlerine ve oluşturdukları “azap tablosuna” bakabilir. Başkaları da var. Onlar orada, “bizler” buradayız. Neyse… Ayrıntısı “Öfke”de…

öfke_ön kapak

Bugün artık daha başka işler, görevler ve kavgalar içindeyiz. Çöken bir Türkiye karşımızda. Çoktan çökmüş, bir çöplük halini almış, hatta ülkesini de halkını da çürütmüş bir edebiyatın içindeyiz. Böyle bir durumda geçmişteki hikâyelerin hatırlanması bile gereksizdir. Yeni zamanlardayız, yeni sorunlar önündeyiz. Birden çok alanda birden çok görevimiz var. Yayıncılık faaliyetim bununla doğrudan ilintili.

METİN AĞAÇGÖZGÜ – Avrupa Kültür’ün çıkış bildirgesinden anlaşılıyor ki, önünüze koyduğunuz görevlerden birisi de, Avrupa’da aydınlanmacı bir müdahale ve özellikle de Türkçe bir müdahale. Neden aydınlanmacı ve neden Avrupa’da?

OSMAN ÇUTSAY – Batı Avrupa’da, kökleri Türkiye’de 5,5 milyon insan yaşıyor. Bunun 3 milyonu Almanya’da. İnsanlarımız, özellikle son yıllardaki her türden dinci ve milliyetçi darbeler sonucunda, çağdaş Türkçenin bir aydınlanma dili olduğunu adeta unuttular. Gerçi Türkiye’de de durum pek farklı değil. Çağdaş Türkçe, solun damgasını taşır ve ne kadar yıkılmaya çalışılırsa çalışılsın, ülkenin birden çok dinsel, mezhepsel, etnik parçaya bölünebileceği yolundaki işaretler çok açık olmasına rağmen, aydınlanmacı bir çıkışın sonucudur. Bunun önünü kesmeye çalışıyorlar ve bunu “liberal endişeler” eşliğindeki dincilik ve etnikçilikle gerçekleştiriyorlar. Epey mesafe almadıklarını kim söyleyebilir? Ama biz başka bir sektördeyiz.

osman CUTSAY_01

Şöyle bir öneriyle ortaya çıkıyoruz: Avrupa’da yaşayan ve Türkçe kullanabilen, ama bir Avrupa dili, ki en büyüğü Almancadır, içinde yaşayan, kültür ve sanatla yakından ilgili insanlarımızı ortak bir tavra çağırıyoruz. Yazarak yaşamalılar. Birbirleriyle haberleşmeliler. Derin Avrupa’yı, Almanca, Fransızca, Flamanca, İtalyanca, Danca, İsveççe, İngilizce vs. üzerinden ve kültürel derinlikleriyle algılamak, Türkçeye aktarmak ve eleştirmek, bunu da Türkiye Türkçesini anlayabilen 100 milyona yakın bir nüfusa iletmek mümkün. Teknoloji buna izin veriyor. Erişim sorunu yaşamıyoruz artık. Önemli olan, gerçekten ilginç, sevimli ve derinlikli işler çıkarabilmek. O zaman, aklı eren ve eli kalem tutan Avrupalı ve Türkçe kullanabilen bütün aydınlanmacılardan bu dergiye katkıda bulunmalarını isteme hakkımız var. Türkçe büyük bir dünya dili, diğer temel dillerde ne olduğunu rahatça paylaşabiliriz. Bir kültür gazeteciliği üzerinden bunu gerçekleştirmeye çalışacağız. Tabii bir “kamu hizmeti” bilinciyle hareket ettiğimizi eklemeye gerek yok. Yani sadece entelektüel yükü değil, mali yükü de “yurttaşlık bilinciyle ve ortaklaşa” sırtlanmış durumdayız.

Avrupa’da yerleşik ve aydınlanma düşüncesinin eşitlikçi, özgürlükçü, adil ve derinlikli temel değerlerini Türkçe yeniden üretmemiz önemli. Bunun özellikle Avrupa’da yaşayan sanat ve kültür insanlarımızca yapılması gerekiyor. Türkçe, kesinlikle dincilerin, şovenlerin, Türkiye ve Türkçeye bir anomali olarak bakmayı “demokrasi” sayanların/sananların egemenliğinde kalmamalı. Biz bir ilk adımı bu yayın faaliyetiyle atabiliyoruz. Ama sadece bir ilk adım. Daha yapılacak çok iş var. Hep söyleriz: Türkiye ve Türkçe bir aydınlanma sürecinin ürünüdür. Şimdi geriye çekilmesi, aydınlanmacı fabrika ayarlarının ve onun sonuçlarının göz ardı edilmesini gerektirmez. Aydınlanma düşüncesi, gericilikle mücadeledir ve hepimizin ortak paydasıdır. Bu derginin özellikle Avrupa’da yapılması da başlı başına bir mesaj tabii, haklısınız ­sorunuzda.

METİN AĞAÇGÖZGÜ – İnsana adeta ortaçağa dönülmüş hissi veren yaşadığımız bu dönemde “aydınlanma” kavramına vurgu yapılması insanın içini ısıtıyor. Yanı sıra “aydın” akla geliyor. Sizin Baykuş Yayınları’ndan çıkan Öfke kitabınızdaki yazılarınızdan Türk aydınını öfkesiz bulduğunuz anlaşılıyor. Bu tezinizi “kitapeki” okuyucuları da merak edeceklerdir.

OSMAN ÇUTSAY – Aydın her tarihsel dönemde ve belli ölçütlere göre tanımlanmalıdır. Tarih dışı bir aydın tanımı yok. O nedenle sosyalizm çağında sosyalizmden bağımsız bir aydın tanımı yapamayız. Yani aydınlanma düşüncesinin kendiliğinden aydın ürettiğini hiç düşünemeyiz. Aydın, 21’inci yüzyılın ilk çeyreğinde, yani Ekim Devrimi’nden bir asır sonra, ancak piyasa ve sosyalist iktidar faktörleriyle bağlantılı olarak açıklanabilir. Her bilgi üreten ve dağıtana aydın diyemeyiz. Onlar teknokratlardır. Aydın, bence, piyasaya karşı, hatta onu mahvetmek üzere bilgi üreten ve dağıtan insandır. O nedenle zaten “inteligentsia” ile “teknokratsia” arasında bir fark var. Bunlar düşman kardeşlerdir. Birbirlerinin canına kastetmek zorundadırlar. Böyle bir tanıma rağmen, Türk aydınında bir öfke eksikliği olduğunu söyleyebiliriz. Teknokratta zaten ilerici/eşitlikçi olan her şeye bir nefret var. Tabii aydınımızda da belli boşluklar var. Tamam da, Yalçın Küçük’ten sonra bunu iddia etmek de kolay değil. Hele Haziran İsyanı’nı yaratan “98 Kuşağı”na bakınca bu iddia iyice temelsizleşiyor. Bir öfke de kendini hissettiriyor yani.

Teknokratların veya teknokratsianın, yani her türden Murat Belge-İlber Ortaylı çizgisinin, ki bu isimler birbirinden hiç hazzetmez, malum, sinirleri alınmıştır ve bunlarla hayranlarının Türkiye’deki sınıflar ve ilericilik mücadelesini algıladığı bile söylenemez. Bu “piyasa hayranlarına” aydın dersek, Yalçın Küçük’e ne diyeceğiz? O nedenle aydını piyasa denilen mezbaha ve sosyalizmle ilişkilendirerek yeniden tanımlamak zorundayız. Elbette bu konuda benim yazdıklarımın dikkate alındığını falan sanmıyorum. Ama umurumda da değil. Ben biraz Tevfik Fikret biraz Dr. Ziya Somar, hatta Hüseyin Cöntürk gibi bir yalnızlığın insanıyımdır. Sadece kendi kafamın içindeki bir kavganın neferi olurum. Ama orada Türkiye aydınlanma tarihi, Türkiye’deki sol-sosyalist yürüyüş var tabii. Bir biçimde o büyük kafileye katılırım. Örnek: İlhan Selçuk’u mezarında fırıldağa çeviren şu “yeni” Cumhuriyet gazetesinin yazarları ve okurları mı bizi, bu ağrımızı anlayacak? Bu teknokrat sürüyle aramızda uçurumlar var. Onlar dipte, bitmişler. Biz çok başka bir yerdeyiz. O nedenle hep bir çaba içindeyiz.

METİN AĞAÇGÖZGÜ – Aydınlara yaptığınız bu eleştirilerin “aydınlanma” çağrılarınızda sizi yalnızlaştıracağını sanıyorum, yanılıyorsam bağışlayın, ki benim bu sanımı boşa çıkartırcasına “Avrupa KÜLTÜR” dergisi (www.avrupa-kultur.eu) birinci sayısında dolu dolu bir 98 sayfa ile yayınına başladı. Derginiz kaç okuyucuya ulaştı? İlk sayınıza gelen tepkiler nasıl oldu? Beklediğiniz oranda bir destek işareti var mı?

Avrupa-KULTUR_Sayi-1_Kapak

OSMAN ÇUTSAY – Yalnızlık vurgunuz doğrudur. Ama bu duygulara rağmen bizim genç kuşaklara karşı görevlerimiz var. Kendi köşemize çekilip dünyayla dargıncılık oynayamayız. Ortaya çıkacağız ve bilgi üretimine katılacağız. Bu nedenle zaten “avrupa-kultur.eu” ile yeni bir yola girdik. Kültür haberciliği yapıyoruz. Burada dincilik ve milliyetçilik propagandası olmaz. Aydınlanmanın evrensel değerleri, laiklik, kadın özgürlüğü tartışılmayacak kadar ortak değerlerimizdir. Avrupa’nın içinde Avrupa kültür dünyasında ne olup bittiğini geniş bir biçimde işlemeyi hedefliyoruz. Türkçe, dünyanın büyük dillerinden biri, diğer büyük dillerle bir haberleşme içinde olmalı, onlarla tartışmaktan kaçınmamalıdır. Bu alanı gericilerimize bırakamayız. Kaldı ki, Avrupa’daki milyonlarca insanımızın böyle bir projeyi yaşatacak ağırlığı da var. Bu ağırlığı hareket geçirmek ve bir enerji üretmek istiyoruz. Becerebilir miyiz?

Bize şu sıralarda çok küfrediliyor, ama ben kendimi hep “jakoben Türk aydın geleneğinin” bir parçası sayarım. Bir tek kişi bile olsak halka yürürüz. Kaldı ki özellikle kadınlar şu son dönemde inanılmaz bir enerji gösteriyorlar. Umutlu olmamak için neden yok. Çalışmak zorundayız. Oturduğumuz yerden ağlayıp sızlamak benim anlayabileceğim bir iş değil. Bu çerçevede de zaten sosyalist olmadıkları bilinen Tevfik Fikret, Dr. Ziya Somar ve Hüseyin Cöntürk gibi isimlerden ayrılırım. Sosyalistler Türkiye’nin en önemli parçasıdır; bu aydınlanmacı projeyi yıkmaya yemin etmiş gericilere karşı mücadele edenleri, o projeyi ileri taşıyanlara bir bardak su verebilirsem, görevimi yapmış sayarım. Bu onur bana yeter.

Dergi ilk sayısında özellikle sanat yönetmenimiz Ömer Yaprakkıran’ın yaratıcı uygulamaları nedeniyle çok övgü aldı. Yaprakkıran’ın nasıl bir sanatçı olduğunu daha yakından izlemelerini öneririm insanlara. Ayrıca yayıncımız Ali Yıldırım da Berlin’in canlı arşividir, gazetecidir, onun da hakkı verilmelidir. Ama daha yolun başındayız. Yapacak çok işimiz var. İlericiler, birlikte olmak için yeni zeminler kurmak zorunda.

METİN AĞAÇGÖZGÜ – “avrupa-kultur.eu”nun sonraki sayılarında hedefleri nelerdir? Bu anlamlı çabaya omuz vermeleri için “kitapeki” okuyucularına nasıl bir çağrı yaparsınız?

OSMAN ÇUTSAY – Avrupa kültürünü harmanlamak istiyoruz. Bunu da kimsenin okuyamayacağı doktora tezleriyle falan değil, sevimli, canlı ve derini gözeten bir kültür haberciliği üzerinden yapabileceğimizi düşünüyoruz. İlk adımlarımız olumlu yankılar uyandırdı. Bu dergi Avrupa dillerinde yaşayan, ama bir Avrupa ülkesinde yerleşik Türkçeli insanların doğrudan ürünü olacak.

Elbette “kitapeki”nin Avrupa’da yerleşik takipçileri bizimle bağlantı kurabilir. Ama dergicilik konusunda biz, en azından ben, “Bize de yazar mısınız?” diye yaklaşamam kimseye. Konuşmamız, tanışmamız, tartışmamız gerek. En az bir kez telefonlaşmamız ya da elektronik posta üzerinden yoğun bir haberleşme yaşamamız gerekiyor. Birlikte bir yemek pişiriyoruz aslında. “Müstakbel” yazarımızı mümkünse bir kez telefonda duymam iyi olur. Adresimiz derginin künyesinde yer alıyor.

Benim yayıncılık anlayışım karşılıklı sıkı haberleşmeye dayanır. Birbirini bir biçimde tanımayanların, birbirlerini entelektüel üretimlerini bilmeyenlerin, ortak bir iş kotarmalarının mümkün olmadığını düşünürüm. Avrupa’nın ortasında böyle bir kültür gazeteciliğine katkıda bulunmak ve kültürün herhangi bir alanında yazarak düşünmek isteyen Türkçelilere kapımız açıktır. Elbette herkese değil: Örneğin, dincilerle, milliyetçilerle ve Türkiye aydınlanma tarihine, Türkiye’nin çağdaşlaşma mücadelesinin her zaman önünü çekmiş Türk ilericiliğine hakaret etmeyi, Türkiye ve Türkçeyi anomali ilan etmeyi tek iş belleyenlerle zaten benim bir işim olamaz. Kadın özgürleşmesini öne çıkarmayanları ise tanımam bile. Bunun dışında, değişik eğilimlerden herkese kapımız açıktır. Buradan çağrıda bulunmuş olayım.

Metin Ağaçgözgü
Latest posts by Metin Ağaçgözgü (see all)
Vinkmag ad

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Read Previous

Monşerlerin Mumla Arandığı Bir Konjonktürden Geçerken…

Read Next

Sömürülmekten Beter Dışlanmalar

3 Comments

  • Kutluyorum bu girişiminizi ve yukarıdaki umut dolu söyleşiyi.

  • Çok teşekkür ederiz…

  • Çok sıcak, çok samimi ve hedef kitlesini kucaklayan bir röportaj! Kutluyorum…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *

Follow On Instagram