“ÇOCUK SORU SORAR, YETİŞKİN KABULLENİR”

Barış İnce ile çocuklar için yazmanın zorluğunu, Kıyıdaki Çocuklar isimli kitabının merkezi temaları olan ötekileştirme, iletişimsizlik, bir arada yaşam ile barışı ve gelecek planlarını konuştuk.

Barış İnce çok değil sadece iki sene önce ilk romanı Çelişki ile edebiyat dünyasına adım attı. Ardından yayımlanan Sarsıntı ise Melih Cevdet Anday roman ödülünü Neslihan Önderoğlu’nun Yeryüzü Yorgunları ile paylaşırken İnce’nin edebiyatçı olarak rüştünü ispatladığını müjdeliyordu.

Geçtiğimiz ay çıkan çocuk kitabı Kıyıdaki Çocuklar ise yazarın yazma serüvenine zenginlik katan bir eser olarak dikkat çekiyor. Barış İnce ile çocuklar için yazmanın zorluğunu, kitabının merkezi temaları olan ötekileştirme, iletişimsizlik, bir arada yaşam ile barışı ve gelecek planlarını konuştuk.

Kıyıdaki Çocuklar ilk çocuk kitabınız. Çocuklar için yazmanın zorluklarından bahsedilir hep. Sizi en çok zorlayan şey neydi?

Yazıyla, edebiyatla uğraşan kişilerin farklı türlere ilgi göstermesini, farklı kesimlere hitap etme isteğini yadırgamamak gerek. Son dönemlerde sistemin “meslekte uzmanlaşma” algısı sanatçıları da etkiledi sanırım. Oysa Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Yusuf Atılgan gibi pek çok örnek var karşımızda. Yazının içine girdiğinizde ve bu konuda çalışmalar yaptığınızda başka türlere açılma isteği de kendiliğinden gelişiyor. Ben Yedi Yetmiş adlı çocuk edebiyat dergisini çıkaran ekipteydim. İlk dönemlerinde ayda 10 bin civarında satışa ulaştı. Çocuklardan aldığımız dönüşler önemli bir deneyim oldu bana…  2 yıl boyunca bu dergiyle uğraştım. Bu dergiyi çıkarmaya karar verdiğimizden itibaren bu konuda hem kuramsal açıdan hem de edebi örnekler açısından epey çalışma yaptım. Çocuklar için yazarken dikkat etmem gereken noktaları kafamda şekillendirdim. Beni zorlayan şey çocuklara yazmak değil ailelerin tepkisini düşünmek zorunda kalmak oldu. Maalesef ki yeni dönemde ilginç bir korumacı aile tipi gelişti. “Çocuğum onu görmesin, bunu görmesin” diyen ve çocuğun hayal ile gerçeği ayırabileceğini düşünmeyen bir aile tipi bu. Bu kesimin linçine maruz kalmayı da göze alarak, çocukların gözüyle aileleri eleştiren bölümler de ekledim.

Kitabın merkezi bir koy. Bu koy sincapların eviyken B, G ve Z geldiğinde kaçıyorlar. Sonrasında ise balıkçı ve “yeni gelenler” bizim üç kafadarın huzurunu kaçırıyor. Ama kitabın asıl anlatmaya çalıştığı şey iletişimsizlik ve ötekiyi düşman olarak kodlamanın bir arada yaşama kararlılığından daha konforlu olması sanki. Yaşadığımız sorunlardan ikisinin iletişimsizlik ve konforlu düşman yaratma pratikleri olduğunu söyleyebilir miyiz? 

Artık kabullenmemiz gereken şeyler var. Bu dünyanın sahibi sadece biz değiliz. Doğa da bu dünyanın sahibi, bizden öncekiler de bizden sonrakiler de… Yurtdışında geçirdiğim sürede bunu çok düşündüm. Kimi nedenlerle ülkene gelmiş insanları küçümsüyorsun da sen geldiğinde de sen başkalarını rahatsız etmiştin belki. Bu yurt şu an senin evet ama senden önce de burada birileri vardı. Sokakta yaşayan bir köpek yaşadığımız yere geldiğinde “aaa bunun burada ne işi var, gitsin” diyoruz. Peki sen buraya otoban inşa ederken köpeğe sordun mu? Eskiden okullara “nakil öğrenciler” gelirdi. Sonradan gelen öğrenci önce bir dışlanırdı. Çünkü “mekânın sahibi” değildi o. Kendini kanıtlaması için bir şeyler yapması beklenirdi. “Yeni gelen” ile “orada olan” çatışması hep var. Burada dediğiniz gibi iletişim yani önyargıyı aşma devreye girebilir. İkincisi de düşman yaratmanın yani biz ve öteki kavramlarının sorgulanması işe yarayabilir.

Z’nin: “Sorularım bitecekse büyümek istemiyorum,” cümlesi yetişkinlere bir serzeniş sanki?

Bir önceki sorunuzla da bağlantılı… Çocuk soru sorar, yetişkin kabullenir. Çünkü bir düzen vardır ve bir kuraldır bu. Kural olmasın demiyorum, insan kurallarla düşünüyor hatta mutlu oluyor. Fakat kurallar da tartışmaya açılabilmeli. Bir şey çalınınca ilk “sonradan geleni” suçlarsın, peki neden? Öyledir çünkü, öyle görülmüştür. Oysa çocuk bunu sorgulayabilir.

Bir de nasihat vermeden, parmakla göstermeden anlatma konusu var. Anlatıcının “Merak etme, öğüt verecek değilim. Çünkü kıyıdaki çocuklar nasihat dinlemekten hoşlanmazlar” uyarısı aslında bundan özellikle kaçındığınızı gösteriyor. Anlatmak istediğiniz konuların -ötekileştirme, iletişimsizlik, bir arada yaşam, barış- genişliği düşünüldüğünde bunu yapmak zor olmadı mı?

Anlatma göster kuralına epey riayet etmeye çalıştım, bu da didaktiklikten uzaklaştırdı kitabı. Daha eğlenceli bir hale getirdi. Çocuklara kitap okumayı bir ders gibi anlatıyorlar. Ebeveynler çocuklarının okumasından hoşlanıyor çünkü onlar için eğitimin birer parçası kitaplar. Oysa edebi eser aynı zamanda bir eğlence bir duygu doyumu aracı olmalı. Eğiticiliği bunun içindeyse anlamlı. Çocuğun ya da gencin onca uyaran içinde kitaba yönelmesini istiyorsak artık nasihat dilinden uzaklaşmalıyız. Bir derdimiz varsa onun da hikâyenin gücüyle, karakterlerin samimiyeti ile anlatmalıyız.

Bir de sokakta olma, sokaktan öğrenme konusu var. B, G ve Z çocukların evlere hapsolduğu bir zamanda günlerini sokakta geçiriyorlar. Sizce çocukların sokağa dönmesi nostaljik bir özlem mi yoksa bir gereklilik mi?

Onlar şanslı çocuklar ve bunun farkındalar. O yüzden de o koyu korumak istiyorlar. Biliyorlar ki koy giderse eve kapanacaklar. Evde de o tip bir aile yapısında, hayal kurma şansları yok diye düşünüyorlar. Özgür oldukları alanı savunuyorlar aslında. Peki, o alanı paylaştıkça da özgür olabilirler mi? Bunu sınıyorlar. Bu kısım sadece sokak olarak değerlendirilemez. Özgür olduğumuz alanları önemsemek ve paylaşmak olarak değerlendirdim. Bunu da anlatıcının “odanın içinde çadır kurma” anekdotu ile anlatmaya çalıştım.

Sadece yazan değil yazma sürecine dair bilgilerini paylaşan da birisiniz. İzmir’de açtığın atölyelerin ilgi gördüğünü biliyorum. Bu çalışmalardan biraz bahsedebilir misiniz? Bir de şunu merak ediyorum: Atölye çalışmaları sizin yazma sürecini nasıl etkiliyor?

Atölye çalışmaları benim açımdan yazmayı tetikliyor. Çünkü hep yazı ve edebiyat konuşuyoruz.  Katılımcılarla egzersizler yapıyoruz. Pek çok farklı metin bulup getirmeye çalışıyorum, onları analiz ediyoruz. İrdeledikçe deneme hissi oluşuyor. Bunu istiyoruz. Araştırdıkça, bildikçe üretme hissi doğuyor. Elbette ki atölye boyunca uzun süreli yazma imkânım olmuyor ama atölyelerim benim için güzel bir birikim dönemi aynı zamanda. Her hafta saatlerce edebiyat ve yazı konuşmak, hazırlıklar yapmak müthiş geliştirici bir süreç.

Önümüzdeki günlerde Barış İnce okurları nasıl bir kitapla karşılaşacak?

Son üç yıl epey yoğun ve üretken geçti diyebilirim. Biriktirme, tartışma sürecindeyim ve biraz zamana ihtiyacım var. Okurların karşısına çıkarsam birkaç yıl sonra yine bir yetişkin romanı ile çıkarım. Son aldığım roman ödülü de beni bu anlamda kamçıladı diyebilirim.

  • Kıyıdaki Çocuklar
  • Yazar: Barış İnce
  • Resimleyen: Mavisu Demirağ
  • Türü: 10, 11, 12 yaş
  • Baskı Yılı: 2019
  • Sayfa Sayısı: 64 Sayfa
  • Yayınevi: Can Çocuk

0 Reviews

Write a Review

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Haldun Alkanat

Read Previous

BİRBİRİMİZE BAĞLIYIZ

Read Next

İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN MI KAZANIR, MELEK Mİ?

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *