Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Barış Makinesi, Barış Rüyası

0

Barış Makinesi projesi, ihtilal girişimleri, heyecanlı gelişmeler, ilginç insanlar… Özgür Mumcu’nun romanında umut var!

Makine, daha önce görülmüş herhangi bir şeye benzemiyor. Kalın bir cam fanus içinde aralarında kıvılcımlar dolaşan ve boşlukta asılı gibi duran çeşitli boylarda taş parçaları, ufak cam tüpler, büyük bir boru, hepsine dolanmış kıvrıl kıvrıl kablolar… Pierre’in uzun yıllar üzerinde çalıştığı, parçalarını ve tasarımını geliştirdiği bir makine bu. Dünyayı bu amaçla dolaşıyordu, bütün mıknatıs dağlarını inceliyor, onların demiri kendine çeken özelliklerini ve öylesine açıkça görünmeyen sırlarını çözmeye çalışıyordu. Zaten Arif’le tanışmasını sağlayan Manisa seyahatlerini de bu kapsamda yapmıştı. Üretimini tamamlamaya ve kullanmaya ömrü yetmemiş de olsa, Barış Makinesi’nin parçalarını hazırlamış ve çizimlerini ayrıntılı biçimde tamamlamıştı.

Uygulama aşamasını ise, bu hayalperest adamların bir sonraki kuşağı yürütüyor. Müthiş fiziksel gücü ve üstün yetenekleriyle Arif’in manevi oğlu Celal de işin içine giriyor. Kendisine yönelik planın akışına kapılıp İstanbul’dan çıkıyor yola, Paris’te, Belgrad’ta ve çeşitli şehirlerde serüvenlere atılıyor.

Başlangıçta Celal’in bir barış makinesinden falan haberi yok elbette. Adını bilmediği ama varlığından haberdar olduğu Celine; o gizemli, o karşı konulamaz güzellik çekiyor onu. Kitabın sayfalarını çevirdikçe başta Sahir olma üzere diğer kahramanlarla da tanışıyoruz. Dragan, Komiser, Vesa, Apis…

Aslında bu sadece bir makine değil, daha çok, bir proje. Barış Makinesi’ni üretmek, çalıştırmak, kullanmak projenin ancak bir parçası. Gerçekte, yürütülen bir tarih projesi, bir siyaset projesi.

MIKNATISLAR BARIŞI ÇEKSİN DİYE

Avrupa’daki kraliyetlerin yıkılmayı beklediği zamanlarda yaşanıyor bu serüven. “Yıkılamadıkları için acı çekiyorlar” diyor Sahir. 1900’lü yılların hemen başındaki durumu, “(yıkmaya) Birinden başlarsak hepsi onu takip edecek.” diye açıklıyor. “Biz onların yıkılmasını kolaylaştırmazsak ancak büyük bir cihan harbiyle yok olacaklar.”

Çeşitli ülkelerde, birbiriyle bağlantılı ve bağlantısız birçok ihtilal hazırlığı var. Avrupa adeta kaynıyor. Hem çeşitli memleketlerin içi kaynıyor hem de ülkeler arasındaki ilişkiler.

Kahramanlarımız, bu kritik dönemde dünya tarihine müdahale etmeye çalışıyorlar. Bunu da barış makinesiyle deniyorlar. Pierre’e göre hayatın en temel gerçeği olan manyetizma gücüyle bu büyük projeyi gerçekleştirecekler. Barış Makinesi’nin dünyaya yayacağı manyetik dalgalar insanların ruhlarına ve zihinsel fonksiyonlarına etki edecek.

Fakat makinenin bu etkisi, ancak uygun bir toplumsal koşulda istendiği gibi kalıcı sonuç verebilir. Sahir bu nedenle, önce bütün ülkelerde yönetimin meclis eliyle ahaliye verilmesi yönündeki gidişatı desteklemek gerektiğini anlatıyor. Uzun hazırlıklarla sağlanmış ilişkileri kullanarak, kahramanlarımız bazı ihtilal girişimlerini desteklemek üzere harekete geçmeliler.

ŞÜPHECİ BİR İYİMSERLİK

Özgür Mumcu’nun Barış Makinesi romanındaki olayların geçtiği o dönemi, başka kitaplardan da biliyoruz. Belki de aydınların, siyasetçilerin, hayata müdahale etmek gibi bir derdi olan insanların en umutlu, en heyecanlı oldukları bir dönem.

Örneğin Stefan Zweig, uçakların icadından dolayı çok heyecanlanıyordu. Dünyada nihayet savaşların sonunun geldiğine inanıyordu. İnsanların karada yaşayıp o şekilde yolculuk yapması dikkate alınarak uydurulmuş ülke sınırları artık anlamsızlaşacak, savaşa neden olan devletlerarası ilişkiler ve sınırlar yok olacak, barış gelecekti. Ne var ki, çok geçmeden o uçakların gökten bomba yağdırarak kentleri yıktığını görmek, Zweig gibi insanların şok yaşamasına neden oldu.

Romandaki kahramanlarımız da genç Zweig gibi biraz fazla iyimser kabul edilebilir. Fakat politik gerçeklerin daha fazla farkındalar. E, ne de olsa 2010’lu yıllarda Özgür Mumcu’nun zihninde canlanan kahramanlar onlar. Özellikle Sahir, teknolojideki gelişmelerin beraberinde getirdiği belalar karşısında oldukça bilinçli bir tavır içinde: “Her derdin dermanı kendinde saklı.”

“Bütün büyük yazarlar mutabık” diye hatırlatıyor Sahir, “vakti gelen bir fikirden daha kudretli bir nesne bulmak imkan dahilinde değil.” Barış makinesi daha önce icat edilseydi, zaten işe yaramazdı diye düşünüyor. Çünkü dünya genelinde barış fikrinin vakti daha yeni yeni geliyor diye inanıyor.

SÜRÜKLEYİCİ VE DERİNLİKLİ BİR ROMAN

Gazete yöneticisi Abdi İpekçi’nin bir işe gönderdiği foto muhabirlerinin arkasından seslendiği anlatılır: “Bir iki fotoğrafta sen de görün.” Yüzlerce fotoğraf çekecek olan bir kişiye, zarif bir uyarıdır bu söz; fotoğrafçıya fotoğraflarda görünmemesi gerektiğini anlatmaktadır.

Her fotoğrafında fotoğrafçı zaten bulunacaktır. Ama kendi görüntüsüyle değil; çektiği konuya bakış açıcıyla, konuyu sınırlandırması, elemesi ve odaklanmayı tercih ettiği noktayla fotoğrafçının varlığı ortaya çıkacaktır.

Bir tür hikaye anlatma ve olay zinciri içinde karakter canlandırma işi olan romancılık için de aynı durum geçerli değil mi? Romanda tartışılan görüşler, geliştirilen düşünceler, verilen bilgiler hakkında doğrudan söz söylemek, fotoğrafçının çalışmaları arasına girmiş kendi fotoğrafları gibi durur herhalde. Yazar zaten hikayenin ilerlemesinde, kahramanların canlanmasında, hayata bakılan açıda çeşitli biçimlerde yapıtında yansıyacaktır.

Bu açıdan bakınca, oldukça zor bir roman, Barış Makinesi. Uzun tartışılacak derinlikli konuları ele alıyor. Ana konu ve asıl hikaye dışında çeşitli insanlık halleriyle ve toplumsal hayatla ilgili birçok düşünceye değiniliyor. Bu durum, fotoğrafçının sergileyeceği fotoğraflarda kendini doğrudan göstermesi gibi bir soruna benzer şekilde, yazarın görüşlerini doğrudan dile getirme tehlikesine neden oluyor.

Fakat Özgür Mumcu, bu tehlikeli durumun üstesinden büyük ölçüde gelmiş. Onun düşüncelerini önceki yazılarından bilen, dünya görüşü ve konulara yaklaşımı hakkında fikri olan okurlar, bu açıdan bakıp dikkat ederse, yazarımızın fikirlerinin romanda en çok Sahir karakteri aracılığıyla belirginleştiğini görebilirler.

“Oysa aklımıza güvenir ve devletleri kontrol altına alabilirsek topluca birbirimizi katletmemizi engelleyebiliriz. Her ülke demokrasiye geçerse, ahali savaştan yana olmayacak.” diyor Sahir ve soruyor: “Aklı hesaba katmadıktan sonra insanlıktan geriye ne kalır?”

Özellikle Celal ve Celine, romana popülerlik sağlayacak nitelikte kahramanlar. Güçlü, yetenekli bir genç adam, olağanüstü güzel, kişiliği gizemli bir kadın… İç gıdıklayıcı erotik satırlar, olayların nasıl gelişeceğiyle ilgili belirsizlikler, gerilimli olaylar… Bu unsurlar, dönemi ve kahramanları hissettiren atmosferi yaratmada etkili bir dille birlikte, “popüler roman” özelliklerini ortaya çıkarıyor.

Fakat zaman zaman insan ve toplum gerçekliğine uzanan derinlikli konuları ele alış biçimiyle, özellikle de Sahir karakterinin canlanmasıyla, kadim bir edebiyat yapıtı olarak da okura göz kırpıyor, Barış Makinesi.

Madem Barış Makinesi projesi var, madem ihtilal girişimleri var, mücadele eden insanlar var; öyleyse umut da var bu dünyada!

  • Barış Makinesi
  • Yazar: Özgür Mumcu
  • Türü: Roman
  • Sayfa Sayısı: 189 Sayfa
  • Basım Tarihi: Haziran 2016
  • Yayınevi: April Yayıncılık

Zafer Köse

Kuş Sesleriyle Direnenler (roman), Yıllarca (roman), Fabrika Yolu (öykü), Sarsılmak (roman), Son Ozan (deneme), Evin Yolu (öykü), Söz İstiyorum (roman)
Zafer Köse

Latest posts by Zafer Köse (see all)

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *