Bir ‘Ağaçların Özel Hayatı’ masalı daha uyduralım ister misin?

Şilili şair, romancı ve eleştirmen Alejandro Zambra’nın Ağaçların Özel Hayatı sanki kısa bir roman değil de upuzun bir şiir gibi.

Her ne kadar “bir solukta okudum” klişesini kullanmaktan imtina etsem de evet, kitap bir anafor gibi insanı içine çekiyor. Bitirince de romanın çarpıcılığına ilaveten henüz genç sayılabilecek bir yaşta (Alejandro Zambra 1975 doğumlu) bir yazarın olağanüstü bir romanı yazacak kadar neleri yaşadığını neleri biriktirdiğini kıskançlıkla duygularıyla beraber merak ediyor insan.

AlejandroZambra-FOTORomanın kahramanı Julián, yeşil, mavi, beyaz üç odalı bir dairede küçük Daniela’yı uyutmak için irticalen uydurduğu kitaba adını veren hikâyeyi ya da masalı anlatmasıyla başlıyor. Hikâyenin kahramanları bir kavak ağacıyla bir baobap ağacı. Daniela her nedenli onun öz kızı olmasa da kendi kızı olmadığını düşünmek Julián’nın zoruna gidiyor. Julián, aileye dâhil olmasının üzerinden üç yıl geçmiş; Daniela’nın babasından (Fernando) daha çirkin ve daha genç ama çok çalışkan ve daha az para kazanıyor.

“Bazen Fernando Daniela’nın hayatında bir leke oluyor ama kim arada sırada birinin hayatında leke olmaz ki.” s. 14

O gece Daniela’nın annesi Veronica resim kursuna gitmiş ve hâlâ dönmemiştir. Aslında daha romanın ilk sayfalarında anlıyoruz bu gece normal bir gece değil “Sonraki günün başlayıp başlamayacağı henüz kesinleşmedi, çünkü Veronica resim kursundan hâlâ dönmedi. Dönünce roman bitiyor. Ama dönmediği sürece kitap devam ediyor. Kitap o dönene ya da Julián onun dönmeyeceğine emin olana dek sürüyor” s.15

Veronica, Julián ile tanışmadan önce üniversitede Güzel Sanatların ikinci yılındayken Daniela’ya hamile kalıyor. Bir hamile-öğrenci olmak istemiyor, bir anne-öğrenci de olmak istemiyor. Hamileliğini saklıyor, ne Fernando’ya ne de en yakın arkadaşlarına anlatıyor, aslında en yakın arkadaşı yok; her fırsatta ona akıl danışan bir sürü arkadaşı var ama aralarında güven ilişkisi bulunmuyor.

Julián, Santiago’daki dört ayrı üniversitede edebiyat hocalığı yapıyor. Yeni bitirdiği çok kısa bir kitabı var yazması yılları alan, ona göre ısrarla kısa roman olduğunu iddia ettiği kırk yedi sayfalık sefil bir tomar.

Julián, Veronica’yı gittiği resim kursundan eve dönmesini beklerken, karısının gecikme nedenleri üzerine düşünür; bir sürü hayallere, endişeler ve vehimlere kapılır. Bu arada belleğinde uzak, yakın geçmiş ve geleceğe dönük yolculuk yapmaktadır.

Önce bir süre beraber yaşadığı sevgilisi Karla ile olan sorunlu ilişkisini okuruz. Karla ondan birden bire uzaklaşmış, Julián da çabucak hatta hemen onun yokluğuna teslim olmuştur. Karla ona kendini geçmişten kurtarması için mükemmel bir alan sunmuştur. “Julián’ın geçmişinden kaçmasını gerektirecek hiçbir şey yoktu ama tam da bundan kaçıyordu: vasatlıktan, bir başına geçen sayısız kayıp saatten.” s. 36

Romanın ilerleyen sayfalarında özellikle Julián’ın geçmişinden ya da sayısız kayıp saatten kaçmasını gerektiren bir şeylerin aslında var olduğunu hissedebiliyoruz. Julián’ın çocukluğunun geçtiği yıllardan, dönemden ve aile ortamından çıkarsama yapıyoruz. Anlatıcımız doğrudan söylemese de sekiz dokuz yaşlarındaki anılarına doğru bizi götürdüğünde 11 Eylül 1973 tarihinde sosyalist başkan Salvador Allende’nin devrilip General Pinochet’in iktidarının sürdüğü zamanlara gidiyoruz.

Julián sanki babasının ağzından özeleştiri gibi de algılanabilen ailesini anlatıyor: “Bu ailenin kurulması kolay olmadı. Arkadaşları unutup yerine yenilerini bulmak gerekti. Kendini çalışmaya adamak gerekti –at gözlükleriyle kalabalığın içinde yol almak, bir dünya can sıkıcı soruya göğüs germek, mutsuz ama yoksul olmayan bir geleceğe erişmek için bir patika ya da kestirme bir yol arayarak ilerlemek gerekti.” s.54;

Bu yaşama karşılık aynı süreçte başka aileler de vardır: “Ayrıca gecenin çöküşünü ciddi salon sohbetleriyle karşılayan aileler de var. Bir de o saatlerde yüzlerine sinen, acının halesiyle ölülerini anan aileler de var. Kimse oyun oynamaz, kimsenin çıtı çıkmaz: büyükler kimsenin okumayacağı mektuplar yazar, çocuklar kimsenin cevaplamayacağı sorular sorar” s.55

Sanırız 12 Eylül 1980 dönemini yaşayanlara çok tanıdık gelecek bir sessizliği, bir donmuşluğu ve çaresizliği ifade ediyor bu satırlar.

Ağaçların Özel Hayatı Alejandro Zambra Şili edebiyatının kendi kuşağının arasında gelecek vaat eden en ilginç yazarlarından biri olduğunu doğrulayan bir roman.

Bitirirken kitabı dilimize tertemiz, dupduru çeviren Çiğdem Öztürk’ün hakkını vermek ve kutlamak gerekiyor.

  • Ağaçların Özel Hayatı
  • Yazar: Alejandro Zambra
  • Çevirmen: Çiğdem Öztürk
  • Yayınevi: Notos
  • Sayfa Sayısı: 91
  • Baskı Yılı: 2015

Cengiz Kılçer
Vinkmag ad

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Read Previous

Zaten Bir Aradayız

Read Next

Yüz sene sonra bile Ermeni ustanın balıkları hâlâ taze

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *

Follow On Instagram