Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Bir Gecede Bitirebileceğiniz Kısalıkta Olan 16 Kitap

0

Uykusuz geçen gecelerde çoğumuz kitaplara sarılırız. Böyle zamanlarda ise bir kitabı yarım bırakmak sizi huzursuz edebilir. Kitap yarım kalacak diye okumaya başlama tereddütü yaşamanızı istemeyiz.

16 Kitaplık seçkimizle okumaya başladığınızda sonunu getireceğiniz kitapları size öneriyoruz. Önerdiğimiz kitaplar hem konusu hem de akıcılığı nedeniyle bir gecede bitirebileceğiniz güzel kitaplar.

1. Hayvan Çiftliği | George Orwell

Can Yayınları | 160 Sayfa

Asıl adı Eric Arthur Blair olan İngiliz yazar George Orwell’ın siyasi hiciv tarzındaki kısa öyküsü Hayvan Çiftliği 1945 yılında yayımlanmıştır. Eser, alegorik açıdan zengin bir eserdir ve Sovyetler Birliği, Nazi Almanyası gibi totaliter rejimleri mizahî bir dille eleştirmektedir. Hayvan Çiftliği, özet olarak Stalinizmi yerden yere vururken Sovyetler’in kuruluşundan bu yana gerçekleşen olayları hicveder.

Hayvan Çiftliği eserinde adı geçen karakterlerin büyük bir kısmı domuz, kuzgun, köpek gibi hayvanlardır ve bu hayvanlar Stalin, Lenin, Marx gibi tarihî kişilerin alegorisi niteliğindedir.

Kitabın ilk çevirisi saygıdeğer Halide Edip Adıvar tarafından tercüme edilmiştir. Kitabın günümüzdeki baskısı Celal Üster’in çevirisi ve Can Yayınları’nın özenli çalışmasıyla okuyuculara sunulmaktadır. Kitabın 2016 Türkçe baskısındaki kapak tasarımı değerli sanatçı Utku Lomlu’ya aittir.

George Orwell Hayvan Çiftliği kitabı, yıllardır olduğu gibi bugün de pek çok okulda okutulmaktadır. Kitap, sürükleyici ve mizahi diliyle okurları büyülemeye devam etmektedir.

Romanın 1954 ve 1999 yıllarında çizgi film versiyonları gösterime girmiştir. Roman, ayrıca İngiliz Progresif Rock grubu Pink Floyd’un 1977 tarihli “Animals” adlı albümünün konseptine ilham kaynağı olmuştur.

2. Uğurböceği | D. H. Lawrence

Zeplin Kitap | 108 Sayfa

Birinci Dünya Savaşı devam etmekte, yalnızca şehirleri değil, geride kalanları da darmadağın etmektedir. İngiltere’de bir hastanedeki savaş tutsaklarını ziyarete giden Leydi Beveridge, orada Almanya’dan tanıdığı biriyle karşılaşır: Kont Johann Dionys Psanek’le. Bu hadiseden kızı Daphne’ye de bahseder ve kocası hâlâ askerde olan Leydi Daphne Kont’u sürekli ziyaret etmeye başlar. Böylece Leydi Daphne’yle Kont arasında adı konulmamış bir ilişki yeşerir ve Daphne’nin kocasının askerden dönmesiyle birlikte, savaşın kaosunun ilişkilerine yansımasına tanıklık ederiz. Savaş, herkesi değiştirmiştir: Arkada kalanları, kazananları ve kaybedenleri. Bütün bir Avrupa savaş sonrası sendromunun pençesinde kıvranmaktadır. Söz konusu D.H. Lawrence oldu mu, bir aşk hikâyesinin altında daima daha fazlası vardır: Uğurböceği de öyle bir hikâyedir, karakterler arası diyaloglarda hem Nietzsche’ye hem de savaş karşıtı düşüncelere rastlarız.

3. Muhteşem Gatsby | F. Scott Fitzgerald

İthaki Yayınları | 208 Sayfa

F. Scott Fitzgerald’ın başyapıtı Muhteşem Gatsby 20. yüzyılın önde gelen Amerikan romanlarından belki de en önemlisi. “Büyük Amerikan Romanı” tabirine Moby Dick ve Huckleberry Finn’in Maceraları ile birlikte en çok yakıştırılan eserlerden de biri. Fitzgerald’ın “Caz Çağı” olarak adlandırdığı dönemi şairane bir dille anlatan roman, Amerikan rüyası kavramını da derinlikli bir biçimde ele alıyor ve Amerikan edebiyatının en önemli karakterlerinden birini okurlara kazandırıyor. Jay Gatsby, dışarıdan göründüğü kadarıyla her şeye sahip adamdır. Ancak en çok istediği şey uzanamayacağı bir yerde durmaktadır.

Malikânesinde verdiği şatafatlı partilerin sonu gelmez ve şöhretini aşan bu eğlencelere herkes davetlidir. Yine de Gatsby, onca kalabalık arasında yalnız kalmaya, bir bilinmez olmaya, izlemeye ve beklemeye devam eder. Bu gizemli ve sessiz görüntüsünün altındaki tutku dolu sırlar ise yavaş yavaş ortaya çıkar: beş sene önce yaşanan tek bir âna olan saplantısı, Daisy Buchanan’a olan aşkı ve elde etmek istediğine ulaşmak için kendini baştan yaratması…Umut etmekten vazgeçmeyen Gatsby, okurları da karşı kıyıda yanıp sönen yeşil ışığa inanmaya davet ediyor…

4. Genç Bir Köy Hekimi | Mihail Bulgakov

Can Yayınları | 200 Sayfa

Birinci Dünya Savaşı sırasında, 1916 yılında üniversiteden diplomasını alan genç doktor Bulgakov gönüllü olarak Kiev’de çalışmaya gitti. Smolensk bölgesinin küçük bir köy hastanesinde çalışmak, genç doktorun bir genç yazar haline gelmesinde büyük bir rol oynadı. Rusya yeni bir devrime ve içsavaşa doğru sürüklenirken Bulgakov, Rus halkını en çıplak haliyle ve en hayati sorunlarıyla tanıdı.Korku içinde yaptığı ilk ameliyatıyla genç bir kızın hayatını kurtaran genç doktor, başka bir gün morfin kullanmaya başlamış meslektaşını kurtarmaya çalışır. Fakat trajik ve dehşet verici görünen her şey Bulgakov’da hayatın ciddi mizahıyla anlatılır.Bulgakov’un hayatının bu ilk doktorluk dönemini anlatan “Bir Doktorun Olağanüstü Serüvenleri”, “Genç Bir Köy Hekiminin Hatıraları”, “Ben Öldürdüm” ve “Morfin” adlı öyküleri Türkçede ilk kez bu kitapta bir araya geliyor.

5. Kabuk Adam | Aslı Erdoğan

Everest Yayınları | 140 Sayfa

“Lire” dergisi tarafından “Geleceğin 50 Yazarı” arasında gösterilen Aslı Erdoğan’ın ilk romanı Kabuk Adam, Karayipler’de, şiddetin bataklığında yaşanan korku ve tutku dolu sıradışı bir aşkın, ölümle yaşamın sınırında kurulan mucizevi bir dostluğun hikâyesi.

“Tropiklerde, o gözden ırak adada öğrendim ki, cennetle cehennem iç içedir, ancak bir katil bir peygamber olabilir ve insan bir başkasına, aynı karabüyü ayinlerindeki gibi, dönüşebilir, çünkü insanın tam zıddı gene kendisidir.”

6. Tanrısız Gençlik | Ödön von Horváth

Jaguar Kitap | 192 Sayfa

Hayatın her zerresine ince ince sızmış faşizm, genç bir öğretmeni vatana veya vicdanına ihanet etmeye zorlar. Devrin hâkim değerlerini ayakları altına alıp hakikate doğru attığı her adımda, güncelliğini hiç yitirmeyen sorular sorar genç öğretmen: Karanlık zamanlarda sormak ve cevaplamak için cesaret gerektiren sorular.

Uzun bir süre boyunca hak ettiği değeri göremese de, Almancanın yirminci yüzyıldaki en önemli yazarlarından biri olduğu hiç unutulmayan Ödön von Horváth, çocukların bile masumiyetlerini kaybettikleri bir çağı anlatıyor Tanrısız Gençlik’te. Tanrısız Gençlik, Oktay Değirmenci’nin Almanca aslından çevirisi ve göndermelerle örülü bir romanın büyüklüğünü biraz daha anlaşılır kılan açıklamalarla…

7. Lakin İyi Yaşadık | Ayşen Aksakal

Everest Yayınları | 136 Sayfa

Tarih, ekseri doksanlar. Memleket tarihinin yine gürültülü, nümayişli bir dönemi.

Ayşen Aksakal, edebiyatta ihmal edilmiş o kuşağın içinden konuşuyor. Az ile yetinen, büyük acılara anıdır deyip yaşamaya devam edebilen, hatta bazılarına gülüp geçebilen, yaşamaktan keyif almak için beklentiyi hep düşük tutan bir nesil.

Neredeyse “ara kuşak” olarak bile anılmayan bir dönemi, dayanışma parantezinde dürüstçe anlatan bu öyküler tarihe bir not düşüyor. Hüzünlü ama mağrur bir not. Ayşen Aksakal ilk kitabı Lakin İyi Yaşadık ile bir selam yolluyor. Sahibi de, muhatabı da pek çok bu selamın.

“Bize yaşanmışlıkların hakkını teslim etmek ve doğrulup yeniden yürümek düşer. Sevdiklerimiz öldüyse bize yeniden sevebilmek düşer. Artık hayalleri birileri gerçek edemiyorsa, halılar uçmuyorsa; cambaz olmak da, dereden ıslak kum çekmek de bana düşer. Hayaller bizzat beni bekler.Hayatmış bunun adı.”

8. Müptezeller | Emrah Serbes

İletişim Yayınları | 163 Sayfa

“Üzülme baba,” dedim, “alt tarafı bir ev, alt tarafı beton parçası ya. Çalışır ederiz, yine alırız. Ben de çalışırım bundan sonra, söz, alırız bir ev daha.” “Ona üzülmüyorum ki ben,” dedi babam. “Her ay evin taksitini ödedik de ne oldu. Bak, uçup gitti elimizden balon gibi. Keşke seni ağlatmasaydık çocukken. Keşke sana o akülü arabayı alsaydık.” Güzel olmak isteyen alkolikler, berduşlar, kardeşler… Zembereği boşalmış hayat memat ezberleri, tek gözlü geceler. Yeraltının karın gurultusuna, belalı bir gündüze sarılan cuaralar.

Müptezeller, uğultuların, yoksunluğun ve kaybeden delikanlıların romanı. Lime lime, ufalanarak. Emrah Serbes, kenarların soluğunu, dünyaya katlanamayan, kendine gömülen çocukları haykırarak anlatıyor. Yaz biter, güz biter, hep kış gelir.

9. Çürük Atlar Çöplüğü | Işıl Bayraktar

Nota Bene Yayınları | 144 Sayfa

“Şimdi çürük atlar çöplüğünden sesleniyorum size. Burası yol dışı, burası kaybedenlerin, ama aslında burası yoldan çekilebilenlerin yeri. Yanımdaki yaralı atlara bakıyorum. Hepsi benim gibi, mutlu. Tribünlere zaman zaman atılan o mektuplar var ya, işte onları hep ben yazıyorum. Çürük atlar çöplüğünde zaferini ilan eden bu yaralı at, at yarışını anlatıyor size. Çünkü şimdi sadece bir izleyici ve anlatıcıyım. Hep olmak istediğim gibi.”

Dünyaya gelişimizle taşınan yükler, yalnızlığı çoğul yalnızlıklara bölüştürerek kurulan yeni kimlikler, kendine ve iç hüzünlere dönülerek aşılan yollar, birbirini uzaktan izleyen için ve dışın kavgası… Yaşama katmanlar halinde bakan bir varlık bilmecesi “Çürük Atlar Çöplüğü”.

Işıl Bayraktar, sözcükleriyle doğduğumuz andan itibaren taşıdığımız ve içimize işleyen doğum ve ölüm izlerine ayna tutuyor. Huzursuzları, uykusuzları, hayata karışanları ve kıyısında duranları, aynadaki görüntüleri, akıp giden zamana uyumu ve uyumsuzluğu ve yeryüzü bilmecesiyle kurulan ilişkileri anlatıyor. Karşıya geçmeyi göze alan, delirmenin kıyısında gezinen, kendi kuyusuna göz atmaktan korkmayan karakterlerin hikayeleri, yazarın göz ağına takılıyor.

Yaşam ve ölüm arasındaki ince çizgide gidip gelme sancılarının öykü-metinlerinden oluşan Çürük Atlar Çöplüğü’nde, Işıl Bayraktar yaşamın içinden ve dışından oluşan iki düzlem arasında bir kanal açanların ve dünyaya bu kanaldan bakanların seslerini bir araya getiriyor. Verili renkler, biçimler ve akışlar sözcüklerinde bir isyan halini alıyor. Çürük Atlar Çöplüğü, dünyaya geldiğimiz andan itibaren taşıdığımız doğum lekesiyle bireyin yüzleşme çabasını ve çatışmalarını anlatırken zamana seslenen, zamanla birey-toplum arasındaki aynada görünen nefes alış-veriş biçimlerini dert edinen öykülerden oluşuyor.

Gürültülerle, kalabalıklarla, oyalanmalarla, avuntularla, sahteliklerle ve hoyratça aynılaştırarak geçen zamanın içinden incecik süzülen hikayeler okumak isteyenler için: Çürük Atlar Çöplüğü.

10. Dönüşüm | Franz Kafka

Kafka Kitap | 79 Sayfa

İlk kez 1915 yılında yayınlanan ve sonrasında 20. yüzyılın en önemli eserleri arasına giren Dönüşüm, gezici bir kumaş pazarlamacısı olan Gregor Samsa’nın bir sabah tedirgin düşlerinden uyandığında kendini devasa bir böceğe dönüşmüş olarak bulmasıyla başlar. Bu dönüşümün hikmetini asla öğrenemeyiz. Neden artık kubbeli bir karnı, panzer sertliğinde bir sırtı vardır, neden çaresizce kımıldanan bir sürü cılız bacakla uyanmıştır, bilemeyiz. Kafka bunu bize hiçbir zaman açıklamaz. Ancak haşereye dönüşmesinin ailesine yaşattığı sıkıntılarla, bu yeni haline alışmasının zorluklarıyla cebelleşen eski insan, yeni böcek Bay Gregor Samsa, dünyanın tüm üniversitelerinde hâlâ üzerinde çalışılan, özellikle Batı sineması, edebiyatı üzerinde derin etkiler bırakan, böcekliği bir metafor olarak popüler kültüre mal eden bir hikâyenin kahramanı olur ve bize insanlık haline, yabancılaşmaya, diğerlerinden farklı olmaya dair hiç eskimeyecek gibi görünen içgörüler sunar.

Dönüşüm, absürtlüğü ve insanın tekinsiz ihtimaller karşısındaki korkularını en uç noktalara taşıyarak içimize büyüteçli bir ayna tutar. Samsa’nın böceğe dönüşmesinin sebebini bilemesek de, bu kısa romanın bunca sevilmesinin hikmeti belki de budur.

11. Devrim Bize Güldü Geçti | Turgut Ulucan

İletişim Yayınları | 139 Sayfa

Hepimiz birer komutan olacakmışız devrim gelince Akpınar’a. Malımülkü olmayan yaşayacak. Varıp onun bunun tarlasına tokadına, dilediğin gibi ekip biçeceksin. Çıkan da ortak olacak tümden. Köyefabrikalar dikilince de bizim üç oğlana birden iş hazır. Allah’ın izniyle devrim olunca tek bi nokta karanlık ki bıkkınlık gelene taze avrat sözü geçmiyor hiç. Bu da beni küstürüyor. Kitaba bu da yazılsın da biz bu işe kafa yorarken varsın komutanlığı senin kardeşine versinler. Yozgat’ın Akpınar köyü, zırnık vermez toprağı, üçü beşi istisna yoksul köylüsü, “acın yatıp gücün kalkıp” yuvarlanır giderler. Köyün marazlısı, büğdürü, sıracalısı Zabun Lütfü “derman Yozgat toprağında” deyip vurmuş yollara… Çekemeyenler varsın Zabun desinler. Bunun sonu roman olur. Turgut Ulucan ilk romanı Nergis’te yaptığı gibi yine küçük bir köyde yaşanan bir büyük hadiseyi anlatıyor. Devrim Bize Güldü Geçti, Akpınar köylüsünün “darbe” ve “komünizm” ile imtihanının neşe yüklü buruk hikâyesi.

12. Faşizm Kehanetleri | George Orwell

Sel Yayıncılık | 117 Sayfa

George Orwell, 1930’ların başlarından 1950’de ölümüne dek, Büyük Bunalım, İkinci Dünya Savaşı ve atom bombalarını kapsayan bir dönem boyunca günün evrensel ve yerel her türlü politik, toplumsal ve edebi meselesi üzerine sayısız yazı kaleme almıştır. Sade, enerjik ve az ama öz yazım tarzını örnek aldığı Jonathan Swift gibi Orwell da özellikle dil ile hakikat arasındaki ilişki üzerine kafa yormuştur.
Faşizm Kehanetleri başlığıyla derlenen bu metinlerde Orwell, milliyetçilik, Hitler, faşizm gibi İkinci Dünya Savaşı döneminin kaçınılmaz konularından İngiliz mutfağına, H.G. Wells’in dünya devleti görüşü ve Swift’in Gulliver’inin eleştirisinden en iyi çayın nasıl yapılacağına kadar uzanan düşünsel bir yolculuğa çıkarıyor. Edebiyatla politikanın iç içe geçen ilişkisini Orwell yaşamı boyunca başlıca düsturu olan “doğru bildiğini söyleme” ve yazma tavrıyla birleştiriyor. Okuru ise gerçek bir ustanın kaleminden çıkma eşsiz bir şölen bekliyor.

13. Koca Karınlı Kent | Suzan Samancı

Ayrıntı Yayınları | 160 Sayfa

Siz hiç oyun oynarken arkadaşınızın parçalanan ciğeriyle baş başa kaldınız mı? O parçalanmış bedeni, herhangi bir olay gibi düşünüp yaşamınızı sürdürmeye çalıştınız mı? Anılarınızı, kökeninizi mecburiyetten bırakıp bir bilinmeze gittiniz mi? Dağları, tepeleri, toprağı ev bilirken apartman boşluklarına sıkıştınız mı? Kimliğinizi haykırmak isterken, ölmemek için isyanınızı bastırdınız mı? Türkiye’nin bilinen ama ne kadar yazılsa ne kadar anlatılsa hep eksik kalan hikâyesinin romanı Koca Karınlı Kent.

Sis! Kayboluş! Aydınlık! Gelecek! Uzak mı yakın mı, bilemiyorum. Avucumdaki hiçlik orman yangınına dönüşüyor… Özgürlüğün yağmuruyla ıslanmasam, yıkanmasam, boğulacağım. Vakit geldi! Her şey anlamsız. Gitmeliyim, anlama kavuşmak için… Ruhumun acısı bedenimi sarıyor. Acımı doyurmalıyım, sağaltmalıyım. İnsan bir giz işte! Sis çözülüyor, kent uyanıyor. Parlak ışık lekeleri pencereye dokunup geçiyor… Karışık bir denklemin çelişkisinden kurtuluyorum, kurtulacağım… Durmak, koca karınlı kentlerin karnında inlemek yok oluş değil de nedir? Suzan Samancı, insanın toprağına hasretinin, istihbarat ağının aşka demir atmasının, bir sevdanın yaşam boyu sürülen izinin romanını Koca Karınlı Kent ile yazıyor…

14. Yenilir Bu Hayat | Kolektif Öyküler

Ruhun Gıdası Kitaplar | 112 Sayfa

El yapımı, ev yapımı, hayat yapımı 12 öykü…

Dereotlu poğaçalar, kayık tabaklar, ekmek kırıntıları, kurutulmuş sosisler, filizli patatesler, hamursuzlar, çiçekli porselen takımlar, büyük yudumlar, semaverden ince fısıltılar, pasticiolar, masalarda mumlar, dizlerde örtüler, tavadan yağan fasulyeler, kalabalık sofralar, koyunlar, çığlıklar, kalk saati, bıçaklar, patlayan düdüklü tencereler, anadan kızına tarifler, kucaklanan biberler, katledilen soğanlar…

Ayla Özberk, Ebru Ojen, Faruk Turinay, Güzin Yalın, Hakan Akdoğan, Neyran Günüçer, Nilüfer Açıkalın, Seray Şahiner, Sula Bozis, Tamara Pur, Vassilis Danellis ve Ayça Güçlüten…

15. Neruda’nın Postacısı | Antonio Skarmeta

Kırmızı Kedi Yayınevi | 152 Sayfa

Yirmi beş dile çevrilen Neruda’nın Postacısı’nda olaylar, 1969 yılında Şili kıyılarındaki küçük Isla Negra kasabasında geçer. Köyün postacısı genç Mario’nun mektup götürdüğü tek bir kişi vardır: Kasabada sürgünde olan Şilili ünlü şair Pablo Neruda. Mario hayran olduğu şairle konuşmak, ona kitabını imzalatmak için çareler arar, sonunda aralarında bir dostluk başlar. Basit insanların yaşadığı küçük kasabada, Nobel Edebiyat Ödülü kazanmayı bekleyen Neruda, devlet başkanlığına aday gösterilir, ancak Salvador Allende seçilince şair Paris’e büyükelçi olarak atanır. Mario ise ilk aşkını yaşadığı Beatriz’e kavuşmak için çırpınmaktadır. Neruda Paris’teyken genç Mario’dan alışılmadık bir yardım ister.

Bir kısmı gerçek olan renkli karakterleriyle, General Pinochet darbesi öncesindeki Şili’yle unutulmaz bir filme de dönüşen bu küçük roman, şiirsel dili yanında hem eğlenceli hem tutkulu anlatımıyla Skármeta’yı çağdaş Latin Amerika edebiyatının önde gelen temsilcileri arasına sokmuştur.

16. Sürgün Gezegeni | Ursula K. Le Guin

İthaki Yayınları | 144 Sayfa

“Otorite kişinin kendisinden mi kaynaklanır, yoksa etrafındakilerden mi?”

Ursula K. Le Guin, bilimkurgu ve fantazi edebiyatına damga vurmuş en büyük yazarlardan; türün kraliçesi. Kitapları ve fikirleriyle hem okurlara hem de yazarlara ilham veren Le Guin, erken dönem eserlerinden Sürgün Gezegeni’nde bizi ötekilik, önyargı, varoluş ve yuva özlemi gibi olgular üzerine derin bir yolculuğa çıkarıyor.

Galaksinin karanlık tarafındaki Sürgün Gezegeni’nde iki büyük halkın mücadelesi hep süregelmiştir: Alterralılar ve Tevarlılar. Gezegenin yabancıları ve “ötekileri” olan Alterralılar -diğer adıyla yabansoylular eski güçlerini kaybetmiş, nüfusu gittikçe azalan bir halktır.

Tevarlılar diğer adıyla izcanlılar “ötekiler”den hoşlanmayan, muhafazakâr, geri kalmış, ilerlemeye kapalı bir topluluktur.

Güney Göçü başlayıp Gaallar güneye doğru ilerleyince büyük savaş kapıya dayanır. Alterralılar ve Tevarlılar bir araya gelip ortak düşmana karşı savaşacak ya da yaklaşan uzun kışla birlikte felakete sürükleneceklerdir. Rolery ve Agat’ın sıradışı hikâyesi de işte bu süreçte başlar.

Mülksüzler ve Karanlığın Sol Eli’nin de dahil olduğu Hainish Cycle’ın bir parçası olan Sürgün Gezegeni, toplumsal ve düşünsel yargılara etkileyici bir dokunuş.

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *