birlikte öğrenmek

birbirimize ve kendimize temas ettik bir kere… yolculuk çağırıyor yine, sinyaller alıyorum. bu yıl mayıs ayında yine fethiye’de, yine çocuklarla birlikte olacağım. yine şiir, yine renk, yine masal olacağız birlikte…

biz dünyanın efendisi değiliz. onun bir parçasıyız. ve onunla bütünleşebildiğimiz ölçüde bulacağız aslında kendimizi de. katman katman oluşan taşlara bakın… milyonlarca yılın hikâyesini anlatır size…

 
KitapEki
KitapEki
   

kafanızı kaldırın gökyüzüne bakın… müthiş bir evrenin hikâyesini anlatır…

kulağınızı dayayın dinleyin toprağı… bütününe bakıldığında ancak bir domatesin kabuğu kadar kalın olan üst tabakasının altında kaynayan bir denizin hikâyesini anlatır size… ateşin hikâyesini… zamanın hikâyesini… milyonlarca yıl önce kopmuş olduğu yıldızın hikâyesini anlatır.

aktif tanığın böylesine çok olduğu bir gezegende anlatıcı olmakla değil dinleyici ve öğrenici olmanın hevesi ve coşkusu ile gitmiştim fethiye’ye iki yıl önce. çocukların ellerine bakmak için gitmiştim. bir parçası oldukları evrenin o kadar da çok kirletilmemiş izlerini taşıyan gözlerinden ve seslerinden akacak renkleri duymak için gitmiştim. tek sorun vardı; hızla öğretiliyorlardı. hızla uzaklaşıyorlardı kendilerini oluşturan doğadan. ama yol yakındı, yaşları yeterince yol almamıştı. benimse çocuk gözlerim vardı. öğretmekten çok birlikte öğrenmeye hevesliydim.

Aynur Uluç

karşınızdakilerin öğretmek istediğiniz şeyi öğrenmek isteyip istemediğine bakmadan sadece elinizdekini öğretmeye endekslenirseniz onlar bunu hisseder ve kendisini henüz hazır olmadığı bu bilgiden korur. ezberleyebilir, tekrar edebilir isterseniz ama içselleştirmez. ya reddeder için için ya da bilgileri hap gibi almaya ve onu kendisinin sanmaya başlayabilir. ancak heveslerimiz benzer coşkuda buluşabilirlerse, birbirini katlayarak, birbirine yaslanarak, birbirinden el alarak yol alabilir.

gözleri pırıl pırıl bakan bu çocuklara apaçık bakmıştım; tüm çıplaklığımla, tüm acemi çocukluğumla hem de. birlikte oyun oynayalım diye gitmiştim; oyunla baktım. beni gördüler… içimdeki o meraklı hevesi gördüler. elimizi serbest bırakalım dedim; güneş ne renktir?… sarı denmeliydi ilk önce ki aşalım orasını… aştık… peki başka ne renktir?… kırmızı… elbette… elbette… peki mor olabilir mi?… aaaa neden olmasınnnn. o halde ten rengi de olabilir… yeşil de olabilir; mavi de… peki ayakları olabilir mi güneşin; her bir ışını ayrı yere gidecek olan. ayrı birer gezgin olabilir mi gözleri peki… olabilir elbette. hevesimiz coşmuştu… şiirimiz coşmuştu. masaldan masala, oyundan oyuna koştuk kaç gün boyunca savurduk çizgileri, renkleri… ve her birini sergiledik ortaya çıkanların, festival finalinde…

her çocuk biricikti; elinde gözünde gönlünde akanla. her birinin içinden geçen şiir biricikti. çizdikleri de öyle oldu… fethiye’de yıllardır her mayıs ayında tekrarlanıyor bu coşku. iyi ki dahil olmuştum bu ahenge ben de. elimde şiir sepeti her bir çocuğa ayrı seçtiğim şiirlerle yanlarına gelmiştim ve diğer elimde koskoca bir sürahi su… çocuklarla şiirleri ağlayarak, gülerek, alay ederek, mızıldayarak, öfkeli, sakin, rock gibi, rep gibi okumuştuk. aklımıza gelen bin bir çeşitle oynarken biz, sözcükler eşlik ediyordu imgelemlere. her şeye dokunuyorduk. atıyor biçiyorduk. ekliyor çarpıyorduk özgürce; içimizden dışımızdan şarkılar söylüyorduk.

içimizden geçeni renklere dökmek kolaydı artık. içinde olduğumuz bu gezegen koskaca bir evrenin parçasıydı ve o parçalar da içinden kopup geldiğimiz yıldızların tozlarını taşıyordu ellerimizde. kendimizi içine katıp akıttığımız renklerimiz de… halâ çocuklardan mektuplar alıyorum. ellerini serbest bıraktıkları resimler alıyorum. selâmlar alıyorum selâmlar verirken…

birbirimize ve kendimize temas ettik bir kere… yolculuk çağırıyor yine, sinyaller alıyorum. bu yıl mayıs ayında yine fethiye’de, yine çocuklarla birlikte olacağım. yine şiir, yine renk, yine masal olacağız birlikte…

Aynur Uluç

şair, yazar, ressam, anlatıcı, eczacı... ancak kendisi bu kimliklerin ifade ettiği anlamların sıkıştırılmış kalıplarının ötesinde bir biçimle ilişkileniyor tüm bu alanlarla. “eğer dünya daha yaşanılır bir yer olsun diye uğraşacaksak sanat bir yol, bir araç olmak zorunda. sanat, araya mesafeler girmediğinde hayatın içinde kalır, o yüzden etkin bir yoldur” diyerek anlatıyor sanata bakış açısını. ve ekliyor “sanatçı olmak gerekmiyor üretmek için...”niyet hayatı usulsakin yakalamak ve aynı şekilde doğallıkla çıktığı yerden ifade etmek olunca her yer üretim yerine, ele geçen her malzeme ayrı bir üretime dönüşüyor."


aynur uluç’un 2003’ten bu yana edebiyat dergilerinde ve gazetelerde yazı ve şiirleri; 2013’te ‘gezi‐anı‐deneme‐öykü ve şiir’ türlerinden tatlar içeren ‘az gittim çok döndüm’ isimli melez kitabı, 2015'te beden-mekân-zaman ilişkisinin kadın dili ile ifadesinin yolculuğu olarak tanımladığı“yer yatağı” isimli şiir kitabı yayımlandı. kitapeki sitesinde düzenli olarak kitaplar ve sanat ile ilgili yazıları yayımlanmakta.

kitaplarını imzalarken her okur için ayrı bir resim çizmesiyle başlayan çizme yolculuğu, yolda izde, vapurda, otobüste çizdiği resimlerle devam ediyor. ilk kitabında her okur için ayrı bir resim yapması sonrasında yayımlanan "yer yatağı" isimli kitabında da her okur için ayrı bir mektup yazıyor. bu mektuplar hem o okura yönelik oluyorlar; hem de tema olarak ayrı ve uzun bir mektubun farklı kişilere düşen parçaları gibiler.

temas ettiği her şeyin birbiri ile harmanlandığı bu üretimlerde şehir ve doğa sesleri üzerine bıraktığı doğaçlamalar da ayrı bir arşiv olarak birikiyor. zaman zaman farklı şehirlerde müzik ve şiirin iç içe geçtiği etkinlikler düzenliyor. sanatına da yansıyan şifalandırma isteği mesleğinin de temelini oluşturuyor denilebilir. kişiye özel yapma ilaçlar hazırladığı eczanesinde eczacılık mesleğini halen aktif olarak sürdürmekte.
Aynur Uluç

Latest posts by Aynur Uluç (see all)

0 Reviews

Write a Review

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Aynur Uluç

şair, yazar, ressam, anlatıcı, eczacı... ancak kendisi bu kimliklerin ifade ettiği anlamların sıkıştırılmış kalıplarının ötesinde bir biçimle ilişkileniyor tüm bu alanlarla. “eğer dünya daha yaşanılır bir yer olsun diye uğraşacaksak sanat bir yol, bir araç olmak zorunda. sanat, araya mesafeler girmediğinde hayatın içinde kalır, o yüzden etkin bir yoldur” diyerek anlatıyor sanata bakış açısını. ve ekliyor “sanatçı olmak gerekmiyor üretmek için...”niyet hayatı usulsakin yakalamak ve aynı şekilde doğallıkla çıktığı yerden ifade etmek olunca her yer üretim yerine, ele geçen her malzeme ayrı bir üretime dönüşüyor." aynur uluç’un 2003’ten bu yana edebiyat dergilerinde ve gazetelerde yazı ve şiirleri; 2013’te ‘gezi‐anı‐deneme‐öykü ve şiir’ türlerinden tatlar içeren ‘az gittim çok döndüm’ isimli melez kitabı, 2015'te beden-mekân-zaman ilişkisinin kadın dili ile ifadesinin yolculuğu olarak tanımladığı“yer yatağı” isimli şiir kitabı yayımlandı. kitapeki sitesinde düzenli olarak kitaplar ve sanat ile ilgili yazıları yayımlanmakta. kitaplarını imzalarken her okur için ayrı bir resim çizmesiyle başlayan çizme yolculuğu, yolda izde, vapurda, otobüste çizdiği resimlerle devam ediyor. ilk kitabında her okur için ayrı bir resim yapması sonrasında yayımlanan "yer yatağı" isimli kitabında da her okur için ayrı bir mektup yazıyor. bu mektuplar hem o okura yönelik oluyorlar; hem de tema olarak ayrı ve uzun bir mektubun farklı kişilere düşen parçaları gibiler. temas ettiği her şeyin birbiri ile harmanlandığı bu üretimlerde şehir ve doğa sesleri üzerine bıraktığı doğaçlamalar da ayrı bir arşiv olarak birikiyor. zaman zaman farklı şehirlerde müzik ve şiirin iç içe geçtiği etkinlikler düzenliyor. sanatına da yansıyan şifalandırma isteği mesleğinin de temelini oluşturuyor denilebilir. kişiye özel yapma ilaçlar hazırladığı eczanesinde eczacılık mesleğini halen aktif olarak sürdürmekte.

Read Previous

2018 Nobel Edebiyat Ödülü bu yıl verilmeyecek!

Read Next

Farklı bir keşif: Bir teknoloji devi Steve Jobs

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *