Bitirdikten Sonra Tekrar Okumak İsteyeceğiniz 10 Çeviri Roman

Dilimize çevrilen kitaplarda konunun akıcılığı kadar çeviriye de önem veriyoruz. İyi yapılmış olan çevirilerin okuduğumuz kitaba daha fazla değer kattığını biliriz…

İyi çevrilmiş roman arayışında olan takipçilerimiz için 10 kitap öneriyoruz. İşledikleri konuyla da dikkat çeken bu kitapları bitirdiğinizde dönüp tekrar okumak isteyeceksiniz.

1. Sayın Başkan | M. Angel Asturias

Çev: Zeyyat Selimoğlu, Yordam Kitap

Sayın Başkan, zamanımızın en önemli devlet adamı, bilgelerin bilgesi, büyüklerin en büyüğüdür. Halk onu hiç görmese bile, aynı doğa güçleri gibi acımasız varlığını her zaman üzerinde hisseder.

Sayın Başkan’ın yüksek yerinde bir başkasının bulunacağını düşünmek bile ulusun iyiliğine karşı bir suikasttir; bunu aklından geçirmeye cüret eden kimse buna cüret etmemeli, toplum için
tehlikeli bir akıl hastası olarak hapsedilmeli, aklı yerindeyse yasalara göre vatan haini olarak damgalanmalıdır.

Sayın Başkan’ın ülkesinde “üstün demokrasi” hüküm sürer –ki bu aslında, hiç kimsenin yarın sarayda mı ağırlanacağını yoksa hapislerde mi sürüneceğini bilememesi demektir. İhanet,
espiyonaj ve siyasi kumpaslarla beslenen korku, bir yılan gibi kendi
kuyruğunu yutar.

Sayın Başkan, Guatemala sürgünü , “büyülü gerçekçilik” akımının kurucusu, Nobel ödüllü Asturias’ın kaleminden çıkan en tehlikeli roman. Güney Amerika ülkelerinde ne zaman bir devrim ya da darbe havası esse kitapçı vitrinlerinden ilk kaldırılan kitap.

Derviş Şentekin’in incelemesi için TIKLAYINIZ

2. Bir Aşk | Dino Buzzati

Çev: Eren Cendey, Can Yayınları

Yıllarını unutmak mı istedin? Hayatına baskın yapan küçük bir kızın kötülüklerine sadece kendi gücünle meydan mı okudun? Sana uygun olmayan yabancı bir oyunda inat mı ettin? Yeniden çocukluğuna dönebileceğini mi sandın? Seninkinden bambaşka bir surat lazımdı bunun için. Maç bitti, hesap döndü. Kapılar kapanıyor, yalnızlık, boşluk, çöl, kimsenin duymayacağı sessiz çığlıklar. İşte limandasın aptal adam, ne sandın kendini?

Kurguladığı gerçeküstü, büyülü, kimi zaman tekinsiz dünyalarda kendine özgü mizah anlayışıyla çağımız insanının huzursuzluğunun çok katmanlı izlerini süren Dino Buzzati, Bir Aşk romanıyla aynı izleğe farklı bir rota üzerinden yöneliyor. Yazar, modern insanın içsel karmaşasını ve çaresizliğini bu kez aşk boyutunda, orta yaşlı bir kentsoylunun genç bir fahişeye saplantı derecesinde duyduğu tutku ekseninde öykülüyor:

Buzzati’nin usta bir anlatımla “kahraman”ının karmaşık iç dünyasına odaklandığı Bir Aşk’ta, Antonio’nun kıskançlık, tutku, sahiplenme dürtüleri ile parçası olduğu burjuva toplumunun çelişkilerle yüklü ahlak anlayışı arasında çaresizce bocalayışına tanıklık ederiz.

Öznur Özkaya’nın incelemesi için TIKLAYINIZ

3. Biz Boğulanlar | Carsten Jensen

Çev: Nur Beier, Dedalus Kitap

Avrupa ve Amerika’da 1.000.000 Okura Ulaşan Destansı Masal!

Son zamanların en önemli Avrupalı yazarlarından Carsten Jensen’den baş döndürücü bir drama, bir destan. Biz Boğulanlar; ironik, çarpıcı, sürükleyici ve zekice. On dokuzuncu yüzyılın ortalarından İkinci Dünya Savaşı’na doğru yelkenlerini açan bu roman, Deniz’in hikâyelerini okura aktarırken oldukça renkli yazınsal teknikler kullanıyor. Kara’nın bahtsız kaderini, onun endüstriyelleşmesini, savaşlarını, acımasızlığını şiirsel bir düşe dönüştürüyor, bize hiç de yalan söylemeden yaşamımızın koca bir düş olduğunu hatırlatıyor. Her şey bittiğinde okuru şu soruyla başbaşa bırakıyor, Jensen: “Sahi, yaşanan her şey bir düş değil mi?”

4. İkimizden Biri Uyuyor | Josefine Klougart

Çev: Sadi Tekelioğlu, Alabanda Yayınları

Yazar, zamansız bir metinle zihninden geçenleri bir bir döküyor önümüze. Her ayrıntıya korkmadan değiniyor, hepimizin yaşamında kendine yer bulan şeylerden – ayrılık, vuslat, ölüm, yaşlılık, çocukluk, annelik, kadınlık, erkeklik, vb. – dem vuruyor. Kadın kahramanımız bir ölümün ardından koca bir boşlukta sallanmayı öğreniyor, hatırlamaktan yorulurken kendinden uzaklaşmak istiyor ama dönüp yerleştiği ev yine kendisi oluyor.

Lirik bir metin, belki de upuzun bir mektup Klougart’ın yazdığı. Kadın; evlerden, dağlardan, insanlardan geçmiş, kimi zaman vazgeçmiş. Sonsuz görünen ve bitmeyen kışa yalnızlığını ulayarak yersiz yurtsuzluğun döngüsünü çizmiş. Yaşamı boyunca tecrübe ettikleri vasıtasıyla kendini tekrar tekrar keşfetmiş. Kocaman bir sessizlikte bekliyor bizleri.

Öznur Özkaya’nın incelemesi için TIKLAYINIZ

5. Beyaz Kalp | Javier Marías

Çev: Bülent Kale, YKY

Beyaz Kalp’in kahramanları da aynı Macbeth gibi, yapılan şey dillendirilmediği sürece kendi yaşamlarını sürdürmeye devam ederler. Ne var ki artık trajedi kahramanı olamayacakları bir dönemde yaşamaktadırlar. Modern dünyanın kötülükleri ne yazgıyla ne de uhrevi güçlerle açıklanabilir. Kötülüğü besleyen şey, bireyin hırslarıdır. Marias, geçmişte yaşananlar ile Juan’ın şimdisi arasındaki kopukluklar üzerinden insanın yaşamını nasıl devam ettirdiğini tartıştırır. Yaşananların ya da yapılanların hızla unutulması bir tedavi biçimidir. Görmezden gelme, hatırlamama, hayatın akışı içerisinde önemsememe insanı bir fanusun içine yerleştirir. Geçmişte yaşanan olaylar yaşamımızı biçimlendirir Juan’a göre ama “en silinmez şeylerin bile bir ömrü vardır.”

Doğuş Sarpkaya’nın incelemesi için TIKLAYINIZ

6. Sputnik Sevgilim | Haruki Murakami

Çev: Ali Volkan Erdemir, Doğan Kitap

Murakami romanlarındaki bazı olayları havada bırakan, sonuca ulaştırmayan, hızlıca yazılmış hissi veren ve tamamlanmadan sonlanmış gibi duran alışıldık durumlar “Sputnik Sevgilim’de de devam ediyor. Sanırım romanı her okuyan Sumire’nin nereye kaybolduğunu, kaybolduğu zaman süresince neler olduğunu sorgulayacaktır. Sumire’nin bir türlü yazıp bitiremediği kitabı gibi.

Sumire kaybolmadan önce kitabını yazmak için masa başına oturmuştur ancak ne hikayesini tam olarak tasarlayabilmiş, ne de olay örgüsünü tam olarak oturtabilmiştir. Koyboluşu ardındaki sis perdesi de âdeta bundandır.

Zaten Murakami bir söyleşisinde; “Bir kitaba başlarken sadece cümlelerle başladığını ve kitap ilerledikçe hangi yöne sapacağını yazarak gördüğünü” söylemiştir. Birçok olayı ve sonuçlarını genellikle okuyucunun hayal gücüne bırakan Murakami, bu kitabında bizlere ipucu da veriyor gibi şu cümlelerle.. “Her şeyi son derece kolay bir şekilde açıklayan neden ve teorilerde mutlaka bir tuzak vardır. Birilerinin dediği gibi: eğer tek bir kitap açıklamaya yetiyorsa hiç açıklamamak daha iyi.”

Ali Tanrısever’in incelemesi için TIKLAYINIZ

7. Köpek – Öğle Vakti Günah Çıkartma | Paul Nizon

Çev: Feza Şişman, Everest Yayınları

Alman dilinin yaşayan en büyük yazarlarından olan Paul Nizon da “Köpek / Öğle Vakti Günah Çıkartma” adlı kitabında kurgulanmış bir öz yaşam öyküsü sunar bizlere. Ailesini, gönül ilişkilerini, köpeğini terk etmiş, toplumsal yaşamın değerlerine, nimetlerine ve kurallarına sırtını dönmüş bir evsizi betimler. Gün boyu kaldırımlarda gezen, kenti turlayan kahramanımız köpeğini ve ilişkilerini hatırlarken çaresizce hayatın ve edebiyatın anlamını, dahası mutlak özgürlüğü arar.

Öznur Özkaya’nın incelemesi için TIKLAYINIZ

8. Denizler Yıldızı | Joseph O’Connor

Çev: Süha Sertabiboğlu, Sel Yayıncılık

O’Connor “Denizler Yıldızı”nda “Her iki adanın yoksulları kitleler halinde ölürken günah cezalarının Yehova’sı ilahilerini kusuyordu. Bayraklar dalgalanıyor, vaiz kürsüleri çınlıyordu. Ypres’de. Dublin’de. Gelibolu’da. Belfast’ta. Borazanlar böğürüyor, yoksullar ölüyordu, “ (O’Connor 2016: 465) diyerek kıtlığın, sömürünün zamansız ve mekansız olmasına değiniyor; nitekim “Açlık yoksulları öldürüyor. Bayraklarını sormuyor.” (O’Connor 2016: 46) Elbet açlık ve yoksulluk bir gün son bulacak ama unutmamalı ki emperyalizm varlığını sürdürdüğü sürece açlık, kıtlık, zulüm hiç bitmeyecek.

Öznur Özkaya’nın incelemesi için TIKLAYINIZ

9. Güvercinler Gittiğinde | Mercè Rodoreda

Çev: Suna Kılıç, Alef Yayınevi

Merc’e Rodoreda Kafkaesk bir roman tasarlamış önce. Bir sürü güvercinin romanın başından sonuna dek kahramanını bunaltmasını istiyormuş. Ama roman giderek anılarının Diamant Meydanı’na ve orada dünyayı çocuk gözleriyle sürekli hayret ederek izleyen Natalia’ya dönüşmüş. Olayların akışı içinde güvercinlerin Natalia’nın hayatını kabusa çevirdiğini görüyoruz yine de. Bütün evini ve hayatını kaplayan güvercinlere karşı bir mücadeleye girişiyor Natalia. Hiçbir şeye karşı çıkmayan, başkaldırmayan birisi için bir devrim bu. Bir yandan da yürek çarpıntıları onu uykularında bile rahat bırakmıyor.

Nalan Arman’ın incelemesi için TIKLAYINIZ

10. Çember | Dave Eggers

Çev: Handan Balkara, Siren Yayınları

Eggers, Çember’de distopyanın kehanet özelliğinden de sıyrılıyor. Konunun doğrudan bugünle bağlantısının kurulabilmesi, anlatılan aplikasyonların muadillerinin piyasada bulunması da gerçeklik hissini arttırıyor. Eggers’e göre Çember’de yaşananlar uzak bir gelecekte gerçekleşmeyecek; tam da bugün deneyimliyoruz. Ve aynı çemberin içindeki çalışanlar gibi yaşadığımız mucizenin coşkusuyla hareket ediyor, sistemin gözetleme, kaydetme, manipüle etme mekanizmalarına aktif olarak katılıyoruz. Sosyalleştiğimizi düşündükçe ekrana yapışarak yalnızlaşıyoruz.

Doğuş Sarpkaya’nın incelemesi için TIKLAYINIZ

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Haber Merkezi

Read Previous

Keyifli bir Pazar günü geçirmeniz için Kitap Eki’nde bugün neler var?

Read Next

Polisiye Dosyası; “Karin Fossum’un Norveç’i”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *