Cehennemde Cinayet

Bağdat Merkez, ABD’nin Irak işgali sırasında Bağdat’ta yaşanan trajik ve kaotik hayatı bir cinayet soruşturması etrafında gözler önüne seren cesur bir kitap.

“Bağdat Merkez” ABD’nin Irak işgali sırasında Bağdat’ta yaşanan trajik ve kaotik hayatı bir cinayet soruşturması etrafında gözler önüne seren cesur bir kitap. Cesur diyorum, çünkü yazarı Elliott Colla, ABD vatandaşı ve yazdıkları ABD’nin Ortadoğu politikalarına, demokrasiyi kurma, barış ve özgürlük getirme vaatlerine ciddi bir eleştiri barındırıyor.

 
KitapEki
KitapEki
   

Elliott Colla, California Üniversitesi mezunu (1989). Doktorasını ise 2000 yılında Berkeley Üniversitesi’nde tamamlamış. Halen Georgetown Üniversitesi Arap ve İslam Araştırmaları bölümünde modern Arap edebiyatı dersleri veren bir profesör. Aynı zamanda Arap dilinden roman, hikaye ve şiir çevirileri yapıyor. Şu an ki akademik ilgi alanı çağdaş Mısır’da devrimci edebiyat olan Colla’nın kendi edebiyat kariyeri hikaye yazarak başlamış. “Bağdat Merkez” onun ilk romanı.

Lirik bir polisiye

2003 yılındayız; ABD birlikleri Irak’a girmiş, Bağdat şehri halkın -ve muhtemel suçluların- yaşadığı “Kırmızı” ve işgalciler ile işgal yanlılarının barındırdığı “Yeşil” bölgelere ayrılmış durumda. Saddam ve bir çok üst düzey yöneticinin henüz ele geçirilmediği, savaşın yer yer sürdüğü, sokakta silahlı milislerin dolaştığı cehennemi andıran bir görüntü izliyoruz. Roman kahramanı Muhsin el-Khafaji, eski bir polis komiseri. Karısını on yıl önce kaybetmiş, oğlundan yıllardır haber alamayan, hasta kızı ile birlikte yaşayan orta yaşlarını geride bırakmış bir adam. Ve aynı zamanda “on yıldır kafiyeli herhangi bir şey” yazmayan eski bir şair. Bu karanlık günlerde ezberinde tuttuğu şiirlerle avunuyor.

Muhsin el-Khafaji ölen karısının genç ve güzel yeğeninin kaybolması üzerine umutsuz bir soruşturmaya girişiyor. Ancak henüz pek az yol kat edebilmişken, tam da ramazan bayramının birinci gününde evi basılacak ve kendisini ABD’li subayların işkenceli sorgusunda bulacaktır. İsim benzerliğine kurban gitmiştir, gerçek ortaya çıktığında ummadığı bir teklifle karşılaşır; Irak polis teşkilatının yeniden kurulması için geçici yönetim bünyesinde çalışması istenir. Muhsin el-Khafaji gönülsüz de olsa teklifi kabul eder. Karşılığında kızı tedavi görecektir. Aslında kızının hastalığının ilerlemesinin nedeni olanlar şimdi kurtarıcı rolüne soyunmuştur. Bir doktorun ağzından özetleyelim; “son on üç sene boyunca bu insanların ihtiyaç duydukları en basit bir tedaviyi bile engelleyen bizler olduk. Son on yılda, bugün karşılaştığım Iraklı hastaların yüzlerce katı insan öldü tek nedeni, gereken en basit ilaçlara bile ulaşamamış olmaları üstelik. Bu sorunları yaşamalarının nedeni, ambargoları koyan sistemin bizzat kendisiydi. Peki ya bu ambargoları uygulayanlar kimlerdi, Caridad? Bizlerdik. Amerikalılar yaptı bunu.

Muhsin el-Khafaji bir yandan kabul ettiği görevi diğer yandan kendi başına yürüttüğü kayıp kız soruşturmasını sürdürürken -hepsi de güzel ve eğitimli- başka kayıp kız vakaları da olduğunu farkeder. Bu iz onu Bağdat Üniversitesi’nde görevli bir kadın profesöre yönlendirir. Bir villada, üstelik Yeşil bölgedeki bir villada bulunan genç kız cesetlerini bulduğunda ise olayın göründüğünden çok daha karmaşık olduğunu, işin içine hem ABD’lilerin hem direnişçilerin karıştığını anlayacaktır…

Zaferin dili şiirdir

Yer yer geriye dönüşlerle Muhsin el-Khafaji’nin ve Irak’ın bugüne nasıl geldiğinin ipuçlarını veren romanda okuyucuyu ferahlatacak bir son yok. Yok, Irak’taki -genel olarak Ortadoğu’daki- savaşın bir sonu yok. Kaderleri savaş tarafından çizilen insanların bireysel kurtuluş arayışlarının ise Ege denizinde nasıl sonlandığını hepimiz biliyoruz.

Binbir Gece Masalları’na konu olan kadim bir kentin cehenneme dönüşünü, insan hayatının değersizleşmesini, tacizi, tecavüzü, terörü, savaşı yani suçun en kirli ve çıplak halini bir müfettişin gözünden anlatıyor Elliott Colla. Müfettişin soruşturmasının dönüp dolaşıp savaşa dayanması şaşırtıcı olmuyor elbette. Ama romanın kurgusu hem karmaşık ve şaşırtıcı hem de çok akıcı. Colla, belli ki polisiye edebiyata hakim bir yazar, özellikle de Maigret hayranı. Komiser Muhsin el-Khafaji ile Komiser Maigret arasında karakter açısından paralellikler kurmak mümkün. Ama asıl benzerlik suçun araştırma ve değerlendirmesinde. Sokakları Maigret’i hatırlatır biçimde adımlayan Muhsin el-Khafaji, vicdan ve adalet duygusuyla metaforik bir karakter. Onun bakış açısı ve yarı gücü sayesinde suç -ahlaki ve patolojik değerlendirmenin ötesinde bir yaklaşımla- sosyal bir vakaya dönüşüyor ve aynı zamanda savaş döneminde işlenen suçlar yasal bir sorun olarak yeniden kavramsallaştırılıyor.

Colla, ABD işgali hakkında, Irak bakış açısından anlatılan romanların eksikliğinden hayal kırıklığına uğrayarak başlamış “Bağdat Merkez”i yazmaya. Gerçekten de böyle bir bakış açısını barındıran, oryantalist klişelerden, kahramanlık lafazanlıklarından uzak ilk okuduğum roman bu. Ülkesine, diline ve kültürüne bağlı bir adamın savaştan ve işgalden duyduğu acıyı yansıtmakla kalmıyor insan ruhunun derinliklerine nüfuz etmeyi de başarıyor. Özel olarak Irak işgaline, genel olarak savaşa karşı bir tutumla yazmış romanını Colla. Ancak tutumunu, savaş karşıtı sloganları yüksek sesle haykırmamış. Çok daha etkili olacak biçimde, tavrını hikayenin bütünlüğü ve ayrıntı zenginliği içinde ortaya koyuyor. İşgale karşı çıkmakla birlikte Saddam yönetimini ve ona bağlı milisleri de ihmal etmemiş.

Klasik polisiyelerde hikaye suça odaklanır, dram hikayenin sosudur. “Bağdat Merkez”de drama suç kadar hikayenin merkezinde. Çevirmen Yasemin Akbaş’ın “Önsöz”deki şiirsel ifadeleriyle; “Gördüğü işkence, aşağılama ve haksızlıklar karşısında Hafaci’ye dayanma gücü veren tek şey, insanlığa inancını yitirmediği tek sığınak, çocukluğun da hafızasına nakşettiği mısralar. NazikEl Melaike’nin, Mütenebbi’nin, Mar’uf El Rusafi’nin, Şanfara’nın mısralarında bulduğu cansuyu. Kızı Miruc’a da aktarmış, öğretmiş bu mısraları. Zulmün ve yıkımın koyu bir toz bulutu gibi üzerine çöktüğü koca şehir, babakızın birlikte okuduğu mısralarda hayat buluyor yeniden. Bağdat Merkez unutmamanın, hatırlamanın, hafızanın, yok olmaya direnişin öyküsü. Mısraların, masalların Dicle’nin nabzında uğuldadığı, beşerin nisyan ile malul olmayışının öyküsü.

Evet, şiir önemli bir yer kaplıyor romanda, direniş ruhunu canlandırıyor. Anlıyoruz ki Irak ya da Suriye sorunlu, geri kalmış, anti demokratik devletler olabilir ama böylesine bir kültürel zenginlik barındıran Arapça bir zafer dilidir…

  • Bağdat Merkez
  • Yazar: Elliott Colla
  • Çeviri: Yasemin Akbaş
  • Türü: Polisiye
  • Basım Tarihi: Ağustos 2016
  • Sayfa Sayısı: 312 Sayfa
  • Yayınevi: Encore Yayınları

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

A. Ömer Türkeş

Read Previous

Lupita Ütü Yapmayı Seviyordu

Read Next

Ayrıntılar Öykünün Aurasıdır

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *