KitapEki
    Delilik Fena Halde İlgimi Çekiyor! • Kitap Eki
 
TUDEM
 
DESTEK

Delilik Fena Halde İlgimi Çekiyor!

Afşin Kum, ödül aldığı ilk romanı Sıcak Kafa’nın ardından şimdi de Kübra ile okurlarıyla buluştu. Afşin Kum’un kaleme aldığı ikinci romanı Kübra, insana ve makineye, akla ve vicdana, inanca ve iktidara dair keskin ve hızlı bir macera.

Kübra henüz raflardaki yerini yeni almışken, kitabın yazarı Afşin Kum ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

  • Yeni romanınız Kübra şubat ayında yayınlandı. Gökhan Şahinoğlu karakteri başrolde. Kendi hayatınızla ne ölçüde paralellik taşıyor bu karakter?

Ben, Gökhan’dan farklı olarak, pek de dindar olmayan bir çevrede yetiştim. Ama bir yaşa kadar, Gökhan gibi, bu bedende ve ben olarak dünyaya gelmemin metafizik bir anlamı olması gerektiği, mutlaka bir açıdan özel ve farklı olmam gerektiği hissini yaşadım. Herkes gibi biri olduğumu idrak etmem epey zaman aldı. Gökhan pek çok açıdan sıradan, ama bulunduğu çevre içinde kendini özel hissetmesine neden olacak bazı özellikleri de var, öne çıkan, saygı duyulan, sözü dinlenen biri. Kafasını kurcalayan soruların cevabını Allah inancında arıyor ama bütün cevapları bulamıyor. Birisinin çıkıp ona “sen farklısın” demesini bekliyor bir bakıma.

 
KitapEki
Say Yayıncılık
  • İnsan zihninin, psikolojisinin manipülasyona ne kadar açık olduğunun hikâyesi bence Kübra. Psikolojiden fazlasıyla faydalandığınızı düşünüyorum kitabı yazarken. Ne dersiniz?

Evet, hikâyenin psikolojiyle, özellikle sosyal psikolojiyle yakından ilgisi var. İnsan zihni, içinde yaşadığı dünyayı algılamakta ve problemleri çözmekte üstün beceri sahibi, ama insanın “sosyal hayvan” olarak varoluşu, gerçeği algılayışına hükmedebiliyor çoğu zaman. Zihnimiz bizi bir topluluk içine dahil etmeye, bazı rolleri benimsemeye, bunun için de belli kişilere veya anlatılara, sorgusuz ve sınırsız bir güven duymaya yönlendirebiliyor. Kafamızın içinde gizli mekanizma, gerçeklikten kopmayı daha avantajlı gördüğünde, gerçeklikten kopuyoruz. İnsan karakterinin ayrılmaz bir parçası bu. Aynı zamanda, saf ve nötr bir zekâ açısından bakınca, kolaylıkla manipüle edilebilecek bir zaaf olduğu görülüyor.

  • Hikâye bir yandan sürreel, bir yandan da gerçekleşmesi çok muhtemel bir senaryo üzerine kurulu. Türkiye’de yaşananlardan ne ölçüde beslendiniz hikâyeyi kurarken?

Türkiye’nin yakın tarihinin hikâye üzerinde önemli etkisi var. Bu yüzyılda, hem iktidarın topyekûn el değiştirmesine tanık olduk, hem de iktidarı çeşitli şekillerde tehdit eden ya da ona ortak olan toplumsal hareketlerin gelişimine. Kitapta yer yer, okuyucuya küçük hatırlatmalar babında bunlara bazı göndermeler var. Ama hikâyeyi yakın tarihin alegorisi gibi düşünmek doğru olmaz. Benim yazar olarak bu tarihten beslenmemden pek de farklı olmayan bir şekilde, kitaba adını veren karakter de, aynı bilgiden besleniyor, bazı çıkarımlarda bulunuyor ve gerçekleşmesini muhtemel gördüğü bir senaryoyu işleme koyuyor. Gerçekleşmesinin muhtemel olması, işin ana fikri zaten.

  • Bir arkadaşlık ve sohbet programında başlayan yazışmalar okuru hiç beklenmedik bir noktaya getiriyor. Günümüz sosyal mecralarının böyle bir tehlike taşıdığını düşünüyor musunuz?

Sosyal medyanın toplumsal hareketlerin ortaya çıkmasındaki ve yayılmasındaki etkisine geçtiğimiz on yıl içinde pek çok kez tanık olduk, bundan sonra da yeni örneklerini görebiliriz. Sosyal medya, şu anda ne olduğunu tam olarak kestiremediğimiz bir kültürel dönüşüm başlatmış durumda. Yalanla gerçeğin ayrımının kaybolduğunu görüyoruz. Bir yandan da bu sosyalliğin kendi içinde derin kırılmalar barındırdığını, insanların sanal alemde birbirinden kopuk klanlara dönüştüğünü… Aynı zamanda, hem şirketler hem de devletler, günbegün bu mecrayı kendi çıkarlarına kullanmanın yeni yollarını keşfediyorlar. Pek çok fenomeni de henüz tanımlayamamış olduğumuzu düşünüyorum. Bunların etkisini herhalde ancak, sosyal medyanın içine doğmuş kuşak büyüyüp ipleri ele aldığında anlayacağız.

  • Sıcak Kafa’da abuklama hastalığını anlatmıştınız ve hikâyeyi bunun üzerine kurmuştunuz. Kübra’da da yine kitleleri saran bir delirme hali var. Bu delilik hali özellikle mi ilginizi çekiyor? Üçüncü romanda da benzer bir konu olacak mı?

Evet, hem delilik, yani bir anlamda sözün anlamından kopup saçmalamaya dönüşmesi, hem de kontrolden çıkma hali fena halde ilgimi çekiyor. Sıcak Kafa’da nereden başladığı bilinmeyen ve kontrolden çıkmış bir abuklama salgını vardı, Kübra’da da tek bir cümleyle başlayıp kitlelere yayılan ve giderek kontrolden çıkan bir hareket var. Üçüncü roman da, eğer planlarda değişiklik olmazsa, bu ikisinden biraz farklı şekilde, “kontrolden çıkma” izleğini sürdürecek gibi görünüyor.

  • Her iki romanın da başrolünde erkekler var. Erkek karakter yazmak kadın karakter yaratmaktan daha mı kolay?

Bir erkek yazar için, kadın karakter yaratmak daha fazla zihinsel çaba gerektiriyor, çünkü model olarak, en iyi bildiğiniz kişiyi, kendinizi kullanma şansından mahrumsunuz. İyi bir neden olmadıkça öyle bir riske girmekten kaçınma eğiliminde olabiliyorsunuz. Benim açımdan, şimdiye kadarki iki roman da, odağında karakterler ve insan ilişkilerinden ziyade, incelemeye aldıkları farazi bilimkurgusal durumun ve insanlığın bunlarla karşılaştığındaki halinin olduğu hikâyeler. Dolayısıyla başrole kadınları yerleştirmek, fazladan bir zorlukla baş etmeyi gerektirirdi muhtemelen. Ama incelikli kadın karakter yazma özürlü olduğumu düşünmüyorum. Doğru hikâyeyi bekliyorum sadece.

  • Kübra
  • Yazar: Afşin Kum
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: Şubat 2020
  • Sayfa Sayısı: 304 Sayfa
  • Yayınevi: April Yayıncılık

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Haber Merkezi

Read Previous

9 Kere Leyla’nın Afişi Yayınlandı

Read Next

MAVİ KULÜBE

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *