Yayıncılık Kültürüne Sihirli Bir Dokunuş: Düşbaz Kitaplar

Düşbaz Kitaplar’ın marka hikâyesini ve planlarını öğrenmek için Cansu Canseven ile buluştuk.

Kâğıda gelen zamlar nedeniyle yayıncılığın durma noktasına geldiği, geleceğin belirsizliğinin hepimizi yorduğu, hem kültürel hem de politik iklimin gün geçtikçe sabrımızı sınadığı bir dönemden geçiyoruz. Yayıncılık alanında emek veren herkes, endişe içerisinde. Bu endişeli hâl de yeni değil; Türkiye’de kültür-sanat alanında emek veren ve geçim kaygısı yaşamayan çok az kişi var. 

Kadın düşmanlarının alkışlandığı ve onurlandırıldığı, “jüride kadın kotası” gibi bir konunun dünyanın en eşitlikçi yaklaşımı gibi pazarlanmaya çalışıldığı günlerden geçerken, bu röportajın tam vaktidir dedim. Bu röportajda hayallerini gerçekleştirme cesareti gösteren, bu ortamda kitaplar ile ilgili heyecanını kaybetmemiş, üretmeye devam eden iki kadından söz etmek istiyorum: Gökçe Alper ve Cansu Canseven.

TİMAŞ
TİMAŞ

Düşbaz Kitaplar’ın marka hikâyesini ve planlarını öğrenmek için Cansu Canseven ile buluştuk. 

  • Düşbaz Kitaplar’ın hikâyesini bizimle paylaşır mısın? Bir düşten gerçeğe dönüşene kadar nasıl yollardan geçtiniz?

Cansu Canseven: Aslında bu markanın hikâyesi yıllar öncesine dayanıyor. Ayrıntı Yayın Grubu’nun yayın direktörü Gökçe Alper, Düşbaz’ı fikir olarak 2009 yılında kurmuş, kurgusunu yapmıştı. Düşbaz’ın hikâyesini birlikte yazmamız için benim kapımı 2021 yılında çaldı, iyi ki de çaldı. “Sevmediğimiz, içimize sinmeyen hiçbir şeyi yapmayacağız, mutlu çalışacağız,” dediği o ilk andan itibaren bunun aksini hiç yapmadık, yapmayacağız. Her gün Düşbaz’ın hikâyesini yeni yazarlarla, yeni kitaplarla yazmaya ve heyecanlanmaya devam ediyoruz. 

Biz gücümüzü sınırsızlığımızdan alıyoruz biraz da Özgeciğim, ama bu sınırsızlığı, belirsizlikle karıştırmamak gerekiyor. Ne yapacağımızı ve ne yapmayacağımızı biliyoruz; her dosyayı, her kitabı dikkatle değerlendiriyoruz, satır satır okuyoruz; sadece diline değil, içeriğine, neyi nasıl anlattığına, hangi bakış açısıyla nereden anlattığına, derdinin ne olduğuna, karakterlerin inşasına bakıp karar veriyoruz. İçimize sinmesini istiyoruz. Yazarlarımızla, çevirmenlerimizle, dosyanın üzerinde emeği olan herkesle kolektif çalışmayı önemsiyoruz. Metin üzerinde üstünlük taslamak, hâkimiyet kurmak yok; aslolan metnin ve üretimin kendisi, içimize siniyorsa devam ederiz, sinmiyorsa sinene kadar birlikte çalışmaya devam.

  • Annelik: Annelik İçgüdüsüne Tarihsel ve Eleştirel Bir Bakış kitabıyla çıkış yaptınız. Sahiden hem eğlenceli hem de anne olmak ve feministliğe leke sürmek arasındaki ilişkinin anlamına dair insanın zihnini açan, önemli bir kitaptı. Neden çıkış kitabı olarak onu seçtiniz?

Cesur bir kitap Annelik. Bu kadar eğlenceli ve kıvrak bir dille böylesine önemli meseleleri bu sadelikle ve bu görsel şölenle anlatmak ve aktarmak kolay iş değil. E bizim Düşbaz’da genel olarak yapmak istediğimiz de bu. 

  • Kasım’da Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabı ile çok sevilen Estes’in iki hikâyesini Kalpten Gelen Armağan/ Yeni Tohumlar, Yeni Hayat adıyla tek bir kitapta yayımladınız. Peki sırada neler var? Düşbaz Kitaplar’ın yayın programından bahseder misin?

Evet, Estes kıymet verdiğimiz bir yazar; her kitabında başka bir üslup ve başka bir anlatım tekniğini kullanarak benzer güçte eserler üretebilmesi gerçekten takdire şayan. Hikâye ile masal arasında gidip gelen Kalpten Gelen Armağan ve Yeni Tohumlar, Yeni Hayatlar kitaplarını biz tek kitapta topladık; Estes bu iki metninde de hikâyeleri kuşaktan kuşağa aktarılmasının öneminden ve bu sonsuz döngüden bahsediyor. Biz de kitabın tasarımında da bu sonsuzluğu vermek, bir hikâye bittiğinde kitabın bitmediğini, hemen akabinde yeni hikâyenin geldiğini göstermek istedik. 

Aralık ayında Thomas Savage’ın 1967 yılında yayımlanan ve artık modern klasik kabul edilen, bu zamana kadar da basılmamasına hayret ettiğim Köpeğin Pençesi’ni yayımladık. 1920’lerde bir çiftlikte yaşayan, birbirinden tamamen farklı iki kardeşin birbirlerine karşı verdikleri psikolojik savaşı, çiftliğe dahil olan bir genç oğlan ve bir dul kadının hikâyeleri ve paylaşımları üzerinden okuyoruz. Katman katman bir metin, her karakter incelikle işlenmiş, her cümle özenle yazılmış. Kitaptaki gerilim son satıra kadar devam ediyor. Muhakkak herkesin okumasını ve üzerine düşünmesi gereken bir roman.

Önümüzdeki ay Türkçedeki ilk drag queen hikâyesini bir biyografik roman olarak yazan Seçil Pala’nın kitabı Ahsen’i okurlarımızla buluşturacağız. Kıymetli kalemlerden Sabâ Altınsay yeni kitabı Faili Malum ile Düşbaz Kitaplar’a katıldı; kendisinden hikâyesiyle, diliyle, biçemiyle bizleri derinden sarsacak bir roman geliyor. Ayrıca Altınsay’ın önceki kitaplarının da yeniden yayımlanacağının müjdesini vermiş olalım. Fatma Berber ile Sümeyra Gümrah Teltik’in Bir Porsiyon Sanat kitabı da bizi çok heyecanlandıran projelerimizden biri. Daha fazla ayrıntı vermeyeyim şimdilik ama çok güzel isimleri çok güzel bir projede birlikte göreceğiz. Yerli şeflerimizden Kaan Yarman’ın Kalori Alacaksan Buna Değecek adlı yemek tarifleri kitabı da 2022 yayın programımızda yer alıyor.

Yabancı yazarlardan da Polly Samson’ın, Natasha Brown’ın, Pik-Shuen Fung’un romanlarını; Silke Rose West ile Joseph Sarosy’nin birlikte yazdıkları bir hikâye anlatma kitabını, Andrew Knoll’un popüler tarih kitabını ve Nadiya Hussein’in yemek kitabının da listemizde olduğunu söyleyebilirim. Bir de Fran Lebowitz’in de müjdesini vermiş olayım. 

  • Kitapları seçerken neleri göz önünde bulunduruyorsunuz?

Az önce biraz bahsettiğim gibi gerçekten içimize sinmesi, bizi heyecanlandırması çok önemli. Bazı kitapları değindikleri meseleler itibarıyla çok önemsiyoruz. Mesela Metoo adında kurmaca dışı bir kitap yayımlayacağız önümüzdeki haftalarda. Bu kitabın literatürde olmasını çok önemsiyoruz, bir başlangıç yapacağına inanıyoruz. Kanadalı yazar Pik-Shuen Fung’un ilk romanı Ghost Forest da biçemiyle, yası anlattığı yalın diliyle bizi büyüledi. Kiminin dili, kiminin üslubu, kiminin konusu ama hepsinin heyecanı… 

  • Düşbaz Kitaplar için hayaliniz, üstlendiğiniz bir misyon var mı? Yayın dünyasında ve okurların dünyasında nasıl bir iz bırakmak istiyorsunuz?

Biz her ay iki kitap yayımlayacağız, bu hiç değişmeyecek. Biri kurmaca, biri kurmaca dışı olacak; bu da hiç değişmeyecek. Okurlar bizim yayımladığımız kitapları incelerken, alırken, okurken “Düşbaz bastıysa bir bildikleri vardır,” desinler istiyoruz. 

Ayrıca künyemizde de göreceğiniz üzere biz bir atölye mantığıyla metin üretmekten yanayız. Danışarak, eleştirerek, yorumlayarak, birbirimizin metinlerine dokunarak, fikir beyan ederek, kolektif çalışmalarımızla var olmak istiyoruz. Atölye zihniyetini çok önemsiyoruz; ileride belli mi olur, bir Düşbaz Atölye’nin kapısını da birlikte açar, masalarında kitap tartışırız. 

İçimize sinmeyen bir çalışmayı sadece satış kaygısıyla basmak istemiyoruz. Bizim derdimiz biraz da yeni bir kültür oluşturmak: tepeden bakmayan, yargılamayan, eleştiri yapmaktan çekinmeyen, yorum yapabilen, eleştiriyi kabul edebilen ve en önemlisi özeleştiri yapabilen bir yayıncılık kültürü.  

Özge Uysal
Vinkmag ad

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Read Previous

Ceviz Ağacı filmine Londra’dan bir New York’tan iki ödül

Read Next

Yeni yılda bir okuma günlüğü tutmaya ne dersiniz?

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *

Follow On Instagram