KÜÇÜK BURJUVANIN “DRAMI”

Orhan Kemal’in “Eskici ve Oğulları” adlı romanında ele alınanlar bir küçük burjuva “dramı” olarak görülebilir.

Orhan Kemal’in “Eskici ve Oğulları” adlı romanında ele alınanlar bir küçük burjuva “dramı” olarak görülebilir. Peki, neden dram kelimesini tırnak içerisine alıyoruz? Çünkü bu dramın tarihsel arka planına bakmak ve de bu sınıfın tarihsel gelişimini iyice incelemek gerektiğini düşünüyoruz. Orhan Kemal, bu romanında ikincisini çok başarılı bir şekilde yapıyor diyebiliriz.

Türkiye’de “küçük burjuva”nın tarifi biraz sorunludur. Normalde, toplumsal sınıflar üretim araçlarına sahip olup olmamak üzerinden kategorize edilirler. Küçük burjuva sınıfı, üretim aracına sahip olan ve orada tek başına veya aile bireyleriyle veya az sayıda ücretliyle üretim yapan kişidir. Türkiye’de ise genelde aydınlar için bu tanım kullanılır. Memurlar, öğrenciler de bu tanıma sıkıştırılırlar. Sanırız, yaşam tarzları ücretli emekçilere benzemediği için, onlarla aralarında iletişim kopukluğu olduğu için ve belki de biraz bu “küçük burjuvaların” nobran tavırlarından dolayı “küçük burjuva” gibi hafif itibarsızlaştırma niyeti sezilen bir adlandırma yapılır. Bir taraf bir tarafı lümpen bulmaktadır, o taraf diğer tarafı nobran bulmaktadır. Birisinin hangi sınıfa ait olduğu nettir ama diğerinin değildir. Dolayısıyla, tarihsel arka plan göz ardı edilir ve yaftalar gibi bir kategorizasyon yapılır…

“Eskici ve Oğulları”ndaki kahraman (veya anti-kahraman diyelim) net bir şekilde küçük burjuvadır. Sahip olduğu eskici dükkânında (ayakkabı tamir eden bir dükkân) iki oğluyla beraber çalışmaktadır. Kapitalizm geliştikçe gerçekten küçük olan her küçük burjuvanın başına gelenler gelir: Proleterleşir…

ORHAN KEMAL EVRENİ

Birkaç hafta önce, bu sitede Orhan Kemal’in “Bereketli Topraklar Üzerinde” adlı romanını ele almıştık. Orada, kendisinin Çukurova’daki vasıfsız işçilerin dünyalarını adeta drone’la çekim yapar gibi bize aktardığını yazmıştık. Eleştirmen Fethi Naci’ye göre Orhan Kemal’in eserlerinde otobiyografik ögeleri, Çukurova insanını ve İstanbul’daki sıradan insanları görebiliriz. “Eskici ve Oğulları”nda otobiyografik ögelerden beslenme vardır. Çukurova insanı da vardır fakat BTÜ’nün aksine bu sefer Çukurova’ya göçüp gelmiş insanlar değil, bizzat oranın yerlileri vardır. Bu yerli insan toplumsal olarak biraz daha üst tabakadandır. “Zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayan” bir insan değil, kaybetmekten korktuğu bir şeyleri olan bir insandır. Tarih de diğer bir yandan akmaktadır… Piyasanın kendi iç mantığı vardır ve bu mantık bireylerin trajedileriyle ilgilenmez. İnsanlar açlıktan ölmüyorlarsa, piyasaya göre orada yolunda olmayan şeyler yoktur. Her şey baş döndürücü bir hızla değişirken küçük burjuvanın aynı kalması mümkün müdür?

AİLE İLİŞKİLERİ

“Eskici ve Oğulları”nda bir tarihsel arka plan olmasına rağmen; roman, esas itibariyle aile ilişkilerine odaklanır. (Anti) kahramanımız Topal Eskici’dir. Fırtınalı bir hayatı olmuştur. 1800’lerin sonlarına doğru dünyaya gelen Topal Eskici, Osmanlı Devleti’nin çöküşünün ve yerine Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun canlı tanığıdır. Milli edebiyatın hemen hemen her önemli karakteri gibi… Topal Eskici’nin dedesinin bir cinayet işleyerek sahip olduğu zenginlik “Her servetin arkasında bir suç vardır.” yargısını destekleyen cinstendir. Topal Eskici’nin çocukluk ve ilk gençlik yılları mutlu ve hoş anılarla dolu geçmiştir. Trablusgarp Savaşı’nda “kör bir İtalyan kurşununa” bir bacağını kurban vermesi kendisi adına adeta bir dönüm noktası olmuştur. Batı edebiyatının klasik romanlarında karşımıza çıkan “climax” yani başkarakterde gerçekleşen ve romanı çözülmeye götüren dönüm noktası/önemli değişiklik “Eskici ve Oğulları”nda bir anı olarak karşımıza çıkmaktadır.

“Climax”ini yaşayan Topal Eskici artık bambaşka bir insan olmuştur. Yaşam enerjisi solmuştur. Hissettiği şey hayal kırıklığıdır. Esasında, savaştan sonra da mevcut olan bu hayal kırıklığı, dükkânının işleri bozulunca zirve anına ulaşır. Artık “nemrut” bir insan olan Topal Eskici en yakınlarını hırpalamaya başlar.

Roman için “Aile ilişkilerine odaklanıyor.” dediğimizde, büyük oranda Topal Eskici ve küçük oğlu Ali arasında Freudyen okumalara da olanak sağlayan ilişkiyi kastediyoruz. Bu, bir çatışmadır. Topal Eskici’nin karısı, büyük oğlu, gelini, torunları, kızı da vardır ve bunların hepsiyle uğraşır Topal Eskici ama “baş çelişki” küçük oğlu Ali’yledir.

Oğul Ali de çelişkilerle yüklü bir karakterdir. Babasıyla inişli çıkışlı bir ilişkisi vardır. Kalbini her seferinde kıran babasına tam olarak sırtını dönemez. Romanda neredeyse herkes herkesle darılıp barışır. Gelişen ve iyice yerleşiklik kazanmaya başlayan kapitalizmin sınıflar üzerindeki sarsıntılı etkisi adeta alegorik bir şekilde bu küçük ailede tezahür eder. Sarsıntılı aile ilişkileri sanki sınıflar mücadelesinin bir uyarlamasıdır.

DAR MEKÂN FAŞİZMİ

Mahalle kültürü Türkiye’de hoş, hümanist bir şey olarak değerlendirilir. Herkesin herkesi tanıdığı ve hayatlarına müdahil oldukları mahalle kültürü günümüzde yok olmaya başladığı düşünülen ve öyleyse özlenen bir şeydir. Oysa biz bunun iyi bir şey olmadığını düşünüyoruz. Dar sokaklar, küçük apartmanlar, aile apartmanları, köyler, küçük ilçeler “dar mekân faşizmi” diye kodlanabilecek bir çıktıya sebep olmaktadır. Faşizm kelimesi ağır gelebilir. Daha iyi bir ifade bulamadık açıkçası. Bu tür ortamlarda kişiler hayatlarına dâhil edecekleri kişileri tanıyarak, onaylayarak, arzu ederek değil mecburen dâhil ederler. Herkes, her şeyin içindedir. Bizce bu tercih edilesi bir iletişim türü değildir ve bu ilişki türünün çözülmesi yası tutulacak bir şey olmasa gerektir.

“Eskici ve Oğulları”nda dar mekân faşizmini görüyoruz. Çarşıda esnaflar arasındaki ilişki böyledir. Evin olduğu mahalle zaten böyledir. Ve böylesi alanlarda sıkça görülen dedikodu ve haset karşımıza çıkmaktadır. Romandaki en büyük gerilim, para kazanmak için kütlüye gidecek olan ailenin, diğerlerinin “neler diyeceği” kaygısı yüzünden kaynaklanmaktadır. Onlara gülecekler, onları ayıplayacaklar… Orhan Kemal küçük insanları gerçekten iyi gözlemlemiştir. Tıpkı BTÜ’de olmadığı gibi burada da birilerini idealize etmek söz konusu değildir.

HALK İSLAM’I

“Bereketli Topraklar Üzerinde”de dikkatini çekmeye çalıştığımız halk İslam’ı bu romanda da karşımıza çıkmaktadır. En alt tabakanın bir seviye üstünde yaşayan insanlar da İslam dininin kaidelerini tam olarak bilmemektedirler ve bu kaidelerle açıkça çelişen tutum ve davranışları pratik hayatlarına sıkça dâhil etmektedirler. Karakterler İslam dininin emir ve yasaklarını görmezden gelmektedirler. Kutsal şeyleri sorgulamak, onları yer yer itibarsızlaştırmak Çukurova bölgesine has bir davranış olsa gerek. Ülkenin diğer bölgelerinde bu işlerin bu kadar yoğun ve bu kadar pervasızca yapılabildiğini pek zannetmiyoruz. Yine de onlar da (yani toplumun ortalaması) Çukurova insanı kadar ileri gitmek istemese de, bizce, bu işlerin sıkı birer takipçisi olmak niyetinde değillerdir.

CİNSELLİK

Bu romanda cinselliğin ele alınışı, romana yedirilmesi de BTÜ’den farklı… Orada, en alt tabakadaki insanlar cinselliği oldukça pervasızca yaşıyorlardı çünkü skandallardan uzak kalmayı gerektirecek maddi koşullardan yoksundular. Bu yüzden en önemli iki eğlenceleri kontrolsüz cinsellik ve uyuşturucu madde kullanımıydı. “Eskici ve Oğulları”nın karakterleri maddi koşullar açısından önemli bir dönemeçte oldukları için skandallardan uzak durmaları gerekmektedir ve zihinler bu önemli dönemeçle ilgili fazlasıyla meşguldür. Orhan Kemal tarz olarak “gözlemci gerçekçiliği” (varsa böyle bir adlandırma) tercih ettiği için bize bu insanların cinsel dünyalarını sunmaktan da geri durmuyor. Cinsellik bu romanda daha az işleniyor ancak tabu denilebilecek şeyler ele alınıyor daha çok. Ensest, pedofili ve eşcinsellik bazı pasajlarda ima ediliyor. Sanırız yazar cinselliği “az” ele almasından dolayı cinselliği en sarsıcı boyutlarıyla ele almak istemiş. Kız kardeşiyle ilgili veya 11 yaşındaki bir kız çocuğuyla ilgili bir şeyler hisseden insanların zihinlerine girmek yeterince sarsıcı olmaktadır zira…

ÜSLUP

Zihinlere girmek demişken yazarın üslubuna da değinelim. Yazar dili o kadar canlı ve kıvrak kullanabilmektedir ki hayran olmamak elde değil… Karakterlerin zihin okumaları BTÜ’deki kadar diyalog kaynaklı değildir. Yazar karakterlerin düşünce dünyalarına daha çok girmektedir. Yalnız bunu o kadar başarılı yapmaktadır ki radikal denemeler diyebileceğimiz işleri, örneğin bir bebeğin zihnine dalması veya bir köpeğin, bir yılanın zihinlerine dalması metin içerisinde hiç sırıtmamaktadır. Toparlayıp tekrar etmek gerekirse, yazar dili o kadar ustaca kullanmaktadır ki radikal denemeleri bile ona olan hayranlığımızı besleyecek şekilde başarılıdır.

ÇÖZÜLME

Romanda beğenmediğimiz tek unsur çözülmesi olmuştur. Romanda çözülmenin ayrıntılarının yeterince doyurucu bir şekilde sunulmadığını düşünüyoruz. Bu kadar önemli bir değişikliğin bu kadar az sayıda sayfada işlenmesi insana bitişin, “aceleye getirildiğini” düşündürüyor. Kurgusal eserlerde karakterlerdeki önemli değişiklikler risk barındırırlar. Bu ani ve önemli değişiklikler inandırıcılığı zedeleyebilir. Hayatta ani ve önemli değişiklikler olmamakta mıdır? Cevabımız hayırdır ancak nadiren olduğunu da eklemek isteriz. Nadir gerçekleşen bu şey gerçekleştiyse eğer, bu değişikliğin ayrıntılarının daha doyurucu bir şekilde işlenmesi yerinde olurdu diye düşünüyoruz.

Orhan Kemal bunu yapmıyor ancak her şeye rağmen çok iyi ve çok güçlü bir metinle karşı karşıya olduğumuzu tekrarlamaktan geri durmuyoruz…

  • Eskici ve Oğulları
  • Yazar: Orhan Kemal
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: 51. Baskı, Mart 2019
  • Sayfa Sayısı: 378 Sayfa
  • Yayınevi: Everest Yayınları

Baran Doğan

1979 Ankara doğumlu, aslen Sivaslı. 2002 yılında Hacettepe Üniversitesi, İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. O tarihten beridir Milli Eğitim Bakanlığı'nda İngilizce öğretmenliği yapmakta. İlk yazma tecrübesini, kendi deyimiyle "ilk blog yazısını" sekiz yaşında yazdı. O gün bugündür, genellikle kişisel blog sayfasında olmak üzere, ilgi duyduğu konularla ve düşünce dünyasından geçenlerle ilgili yazılar yazmakta. İlgi duyduğu konular; sinema, futbol, müzik, tarih, mimari, seyahat ve gastronomidir. Yazılarını www.sinekikilisi.com sitesinde yayınlıyor.

Latest posts by Baran Doğan (see all)

0 Reviews

Write a Review

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Baran Doğan

1979 Ankara doğumlu, aslen Sivaslı. 2002 yılında Hacettepe Üniversitesi, İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. O tarihten beridir Milli Eğitim Bakanlığı'nda İngilizce öğretmenliği yapmakta. İlk yazma tecrübesini, kendi deyimiyle "ilk blog yazısını" sekiz yaşında yazdı. O gün bugündür, genellikle kişisel blog sayfasında olmak üzere, ilgi duyduğu konularla ve düşünce dünyasından geçenlerle ilgili yazılar yazmakta. İlgi duyduğu konular; sinema, futbol, müzik, tarih, mimari, seyahat ve gastronomidir. Yazılarını www.sinekikilisi.com sitesinde yayınlıyor.

Read Previous

Rocio Bonilla’dan iki kardeşin sürprizli, çokrenkli hikâyesi!

Read Next

SONUÇTA HEPİMİZ İNSANIZ

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *