ezgi günlük tutarsa

Kitap Eki Dergisi

artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek isteyen bir grubun seslendirdiği sabah türküsü, gözlerimize dolmuştu bir gün, güneşten önce. sonra o ılık senfoni, gençliğimizin gölgesi gibi izledi başka başka ezgilerle günlerimizi.

artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek isteyen bir grubun seslendirdiği sabah türküsü, gözlerimize dolmuştu bir gün, güneşten önce. sonra o ılık senfoni, gençliğimizin gölgesi gibi izledi başka başka ezgilerle günlerimizi. ismini taşıdı, “ezginin günlüğü” oldu hep gönül günlüklerimizde sesi. içindeki hüzün, esir aldı duyargalarımızı. bir azeri türkünün nağmelerinde döküldü duygular bir gün, başka bir gün bulutların asfaltında uçan martı olduk onlarla.

ağzımıza yaklaştırdığımız kadehten seslendi bir ses; “içme sakın o şaraptan.” yağmur böyle başladı, ince bir sızıya kavuştu yüreğimiz. zeytinlikler içinde uzattık ellerimizi. döndü dünya.

 
KitapEki
KitapEki
   

biraz düşlerimize eğilince, o gün çiçeğe su vermeyi unutunca, kalbimizdeki rengi büyütünce; içimizde bulduğumuz “sen”deki sevecenliğe bayıldık. bir kuş kondu badi parmağımıza, bir gece vakti. ceplerimizden hacıyatmazları boşaltıp, elimizi aşka uzattık ritmlerinde şarkılarının. mor mor mor leylaklar doldu parmaklarımıza. aldırmadık, “sevdadandır” dedik.

elimizdeki anahtar boşunaydı çünkü, ışığımız kitlenmezdi ki bizim”

yazmıştım 2006’da ezginin günlüğü’nün kalbime değdiği yeri anlatmak için. ama yetmezdi ne yazsam onlar hakkında.. ezginin günlüğü’nü sevmek bir müzik grubunu sevmek değildi sadece. içimizde bir yeri vardı o grubu sevenlerde. ancak o duyguyu anlayabileceklerin olduğunu bilmek duygusu ile anlatılabilir bir şey bu… fanı olmak sözü filan açıklamaz. yanından bile geçmez hatta yaşanılanın. işte dün akşam kadıköy moda sahnesinde bu duyguda buluşanlar bir aradaydı. ezginin günlüğü’nün her şarkısına hepimiz eşlik ediyorduk ki 1985′ lerden 90’lardan ne bileyim sonrası daha yakın, daha uzak. hangi albümden onu bile biliyorduk eşlik etmek ne kelime. yaşı 60 olan da vardı aramızda 40 olan da 20 olan da.. direk söylüyorduk o zorlu sözleri. ki bu grup seçtiği şarkıların sözleri ile de dikat çeker. çok sıkı şiirlerdir tüm sözler..

nail kırmızıgül gecenin sürprizlerindendi benim için hele ki benim parçamı söyledi ya “dut ağacı boyunca” kalbim eridi.. solistlere ve ekibe zaten diyecek bir şey yok. müthiştiler her birisinde ayrı tevazu. hepsi kendi halinde. kimse fazladan bir atraksiyona girmiyor. sadece ya çalıyor ya söylüyorlar.. “herkes işinde gücündeydi” deriz ya; öyle bir kendi hâlindelik ama bize de bulaşan bir şey bu asla temassız değil. hatta tam tersine doğal bir temas. öyle olunca sahici bir yakınlık seyirciyle arada gerçekleşen.

bir diğer sürpriz şevket çoruh’tu. “değmeyin bana” şarkısı ancak öyle bir ruh hali ile söylenir dedim… mini bir tiyatral kısa film tadındaydı onun olduğu bölüm. “yeditepeli kent gibiyim içimde yalnızlıklar. değmeyin bana, göğsümde bin yara var değmeyin bana..” içime de dokundu ayrı o sözler. gecenin rengine bulandı her ne döküldüyse ortaya..

nadir göktürk gelmeden olmazdı böyle bir buluşmaya. gözlerim hüsnü arkan’ı aradı tabii gözlerim. ilk solist emin igüs’ü, hüsnü’yle birlikte şarkılara ses veren sevgili eylem atmaca’yı.. hatta sumru ağıryürüyen.. onlar da olsaydı dedim yani içimden.

şu anki solistlerine de bayıldım resmen. bir candan adam mahmut ve su gibi deniz. mahmut çınar ve deniz sujana söze girmedikleri yerde bir iki adım geri giderek enstrümanların öne çıkmasını sağlıyordu ve evinde gibi rahat tavırları bize de aynen bulaştı. hem evlerindeydiler hem bizimle. bu çok zor bir dengedir..bir kez daha gördük ki, ezginin günlüğü’nün ruhunu kim gelirse gelsin yaşatıyor. kişiler değişiyor ruh yürüyor. dün akşam bunu gördük tekrar. zaman içinde ekibe sonradan giren kişiler kendi enerjilerini katıyorlar, kendilerini eksiltmiyorlar ama ruhu da koruyorlar. yılların geçmesinin eskitemediği grup olmak böyle bir şey sanırım. kaç grupta bu mümkün olur dile kolay otuzbeş yıl.. ve kim bilir kaç yıl daha.

ve sevgili arzu bursa.. iyi ki gördüm sayfanda da bu büyük buluşmayı kaçırmadım. ve hangi an çıkacak diye kalbim ağzımda beklediğim kadın. yıllar önceden sesi akmıştı kalbime şimdi onu sahnede izlemek ayrı bir heyecandı bunu anlatabilecek kadar yazar olamadım ben daha. “bu şehir arkandan gelecektir başka bir şey umma” demişti o billur sesi kulaklarımıza yıllarca. bu şarkılar da bizi hiç bırakmamış onu anladık. ve ne güzel ki anladık bir kez daha kalbimiz genişledi.

“mutlu olmak varken bu dünyada acılar geldi dayandı kapımıza”

bu şarkıyı seslendirdi sahnede sevgili arzu. neden bir şarkının sözleri hiç eskimez. neden hep tam da bu yaşanır diye düşünmeden edemedim. son günlerde ardarda gelen intiharlar kadına şiddetler.. ölümler tecavüzler. iyice bu şarkıyı anlamlı kılıyor, ve daha da ötesi hayati kılıyor.

bir başka şarkıda denmişti ya kiraz mevsiminin sevişme vakti olduğunu, ve nasılsa yatacağız milyonlarca yıl toprakta..” demişlerdi ya,” kapıyı çalınca bir gün sardunya kal kal kal deme bana” demişlerdi ya. gitmek ve kalmak dengesi böyle bir şeymiş demek.

yazacak ne çok şey var içim coşuyor.. neresinden tutsam da aksam. sardunyalarından mı, zerdali çiçeklerinden mi, arka koltukta unutulmuş gibi duran adamdan mı. ki o her seferinde bizzat biz oluruz. “terliklerimle çıkıp gelsem” sizi izlemeye hâlimden mi yoksa. “sigaramın dumanına sarsam” da mı saklasam şarkılarınızdan mı ah be ezgi.. ah be günlük.

final şarkı benim şarkımdı; “ebruli”. kendimi hep o şarkıyla bütünleştirmişimdir. bir arkadaşımın bana ebruli adını takması ile de bu durumun altı iyice çizilmişti algımda. sahnede hep birlikte bu şarkıyı söyledi bütün ekip sahneye fırlayıveresim geldi. öyle zor tuttum kendimi. barajından boşalmış bir su gibi oldu sahne. kıpırdanan, devinen, haykıran, gülen, sevinen, coşkuyla yer değiştiren her şey o son anda patladı sanki.. öyle bir hava oluştu ki ancak sarılmak tarif eder seyircisiyle. sanki hepimize sarıldı coşkuları iki kere söylediler mecburen ebrulimi. iki kere rafine oldu içim..

“benim adım ebruli. biraz gerçek biraz rüya. yalanımı sevsinler yalansız dönmüyor dünya” diyeceğim ama vallahi hepsi gerçek duygularımın isterseniz inanın, istersen de inanma..

Aynur Uluç

şair, yazar, ressam, anlatıcı, eczacı... ancak kendisi bu kimliklerin ifade ettiği anlamların sıkıştırılmış kalıplarının ötesinde bir biçimle ilişkileniyor tüm bu alanlarla. “eğer dünya daha yaşanılır bir yer olsun diye uğraşacaksak sanat bir yol, bir araç olmak zorunda. sanat, araya mesafeler girmediğinde hayatın içinde kalır, o yüzden etkin bir yoldur” diyerek anlatıyor sanata bakış açısını. ve ekliyor “sanatçı olmak gerekmiyor üretmek için...”niyet hayatı usulsakin yakalamak ve aynı şekilde doğallıkla çıktığı yerden ifade etmek olunca her yer üretim yerine, ele geçen her malzeme ayrı bir üretime dönüşüyor."


aynur uluç’un 2003’ten bu yana edebiyat dergilerinde ve gazetelerde yazı ve şiirleri; 2013’te ‘gezi‐anı‐deneme‐öykü ve şiir’ türlerinden tatlar içeren ‘az gittim çok döndüm’ isimli melez kitabı, 2015'te beden-mekân-zaman ilişkisinin kadın dili ile ifadesinin yolculuğu olarak tanımladığı“yer yatağı” isimli şiir kitabı yayımlandı. kitapeki sitesinde düzenli olarak kitaplar ve sanat ile ilgili yazıları yayımlanmakta.

kitaplarını imzalarken her okur için ayrı bir resim çizmesiyle başlayan çizme yolculuğu, yolda izde, vapurda, otobüste çizdiği resimlerle devam ediyor. ilk kitabında her okur için ayrı bir resim yapması sonrasında yayımlanan "yer yatağı" isimli kitabında da her okur için ayrı bir mektup yazıyor. bu mektuplar hem o okura yönelik oluyorlar; hem de tema olarak ayrı ve uzun bir mektubun farklı kişilere düşen parçaları gibiler.

temas ettiği her şeyin birbiri ile harmanlandığı bu üretimlerde şehir ve doğa sesleri üzerine bıraktığı doğaçlamalar da ayrı bir arşiv olarak birikiyor. zaman zaman farklı şehirlerde müzik ve şiirin iç içe geçtiği etkinlikler düzenliyor. sanatına da yansıyan şifalandırma isteği mesleğinin de temelini oluşturuyor denilebilir. kişiye özel yapma ilaçlar hazırladığı eczanesinde eczacılık mesleğini halen aktif olarak sürdürmekte.
Aynur Uluç

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Aynur Uluç

şair, yazar, ressam, anlatıcı, eczacı... ancak kendisi bu kimliklerin ifade ettiği anlamların sıkıştırılmış kalıplarının ötesinde bir biçimle ilişkileniyor tüm bu alanlarla. “eğer dünya daha yaşanılır bir yer olsun diye uğraşacaksak sanat bir yol, bir araç olmak zorunda. sanat, araya mesafeler girmediğinde hayatın içinde kalır, o yüzden etkin bir yoldur” diyerek anlatıyor sanata bakış açısını. ve ekliyor “sanatçı olmak gerekmiyor üretmek için...”niyet hayatı usulsakin yakalamak ve aynı şekilde doğallıkla çıktığı yerden ifade etmek olunca her yer üretim yerine, ele geçen her malzeme ayrı bir üretime dönüşüyor." aynur uluç’un 2003’ten bu yana edebiyat dergilerinde ve gazetelerde yazı ve şiirleri; 2013’te ‘gezi‐anı‐deneme‐öykü ve şiir’ türlerinden tatlar içeren ‘az gittim çok döndüm’ isimli melez kitabı, 2015'te beden-mekân-zaman ilişkisinin kadın dili ile ifadesinin yolculuğu olarak tanımladığı“yer yatağı” isimli şiir kitabı yayımlandı. kitapeki sitesinde düzenli olarak kitaplar ve sanat ile ilgili yazıları yayımlanmakta. kitaplarını imzalarken her okur için ayrı bir resim çizmesiyle başlayan çizme yolculuğu, yolda izde, vapurda, otobüste çizdiği resimlerle devam ediyor. ilk kitabında her okur için ayrı bir resim yapması sonrasında yayımlanan "yer yatağı" isimli kitabında da her okur için ayrı bir mektup yazıyor. bu mektuplar hem o okura yönelik oluyorlar; hem de tema olarak ayrı ve uzun bir mektubun farklı kişilere düşen parçaları gibiler. temas ettiği her şeyin birbiri ile harmanlandığı bu üretimlerde şehir ve doğa sesleri üzerine bıraktığı doğaçlamalar da ayrı bir arşiv olarak birikiyor. zaman zaman farklı şehirlerde müzik ve şiirin iç içe geçtiği etkinlikler düzenliyor. sanatına da yansıyan şifalandırma isteği mesleğinin de temelini oluşturuyor denilebilir. kişiye özel yapma ilaçlar hazırladığı eczanesinde eczacılık mesleğini halen aktif olarak sürdürmekte.

Read Previous

İBB Şehir Tiyatroları’nda Salonlar Dolu

Read Next

BİTMEYEN AŞK: İSTANBUL

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *