ÖLMEYEN ÖLÜLER, SESLENEN CANSIZLARLA GAMZE ARSLAN’DAN KANAYAK

Gamze Arslan’ın kitabı Kanayak’ta uzun paragraflar, ağdalı cümleler yok. Her şey kısa ve net.

Parçalanan bedenler. Bambaşka bir doğaya bürünen, dönüşen nesneler, insanlar. Doğum, ölüm, var oluş, yok oluş. Sanki biraz büyülü gerçekçilik. Sanki biraz Deli Kadın Hikâyeleri. Bu kadın bunu nasıl yapar, denilen türden. Kadın, kadın, kadın. Kadının toplumdaki yeri. Bekâret, kirlenmek, korkular, evliliğin yükü, evliliğin kiri, analık, toplum baskısı, örf ve adetler, ensest hem de en yakınından, en çirkininden.

Kanlı bıçaklı, ölümlü kurmacalar, öldürürken yeniden var etmek arzusu, kurtarmak için yok etmenin anlaşılmazlığı. Varoluşunda ölüme karar verme.

TİMAŞ
TİMAŞ

Morgları seviyorum. İnsan çöplüğü olduklarını küçükken öğrendim (syf 109).

Kin, öfke, anne, baba, dayı, dede, anneanne; en yakınlarımızın hayatımız üzerindeki egemen gücü.

Bildiğimiz insanların bilinmedik yönlerinin alışılmadık ifadelerle anlatılışı.

Gamze Arslan’ın Can Yayınları’ndan çıkan Kanayak isimli öykü kitabının 2019 yılı basımlı 3. Baskısı elimde.

Kitapta uzun paragraflar, ağdalı cümleler yok. Her şey kısa ve net. Ölüm gibi, hiçlik gibi. O yüzden inceleme yazısının beynimden kaleme dökülüşü de aynı bu şekilde cümlelerle oldu belki de.

Kokular var kitapta. Limonla birleşmiş kan kokusu, çiçek kokusu diyor sayfa yüz yedide  İlginçtir sabahın beşi, bir yandan kitabı okuyorum bir yandan notlar alıyorum, elimde limonlu bitki çayı, mis gibi kokuyor.

Arslan kurguda sıçramalar yapmış öykülerde. Zaman sıçraması, karakter sıçraması. Bir paragrafta A kişisi, diğer paragrafta B kişisi anlatıcı. Bu da kimi öykülerde geri dönüşler yapmak ihtiyacı doğurabiliyor. Kitap diyor ki “Bende kal, hiçbir yere dalma.”

Tiksindirici, korkunç, iğrenç ve cani insanlar, olaylar okuma serüveninizde hiç yanınızdan ayrılmıyor. Aslında bize yabancı değil. Evet, ben böyle değilim, sen böyle değilsin ama birileri böyle bu toplumda. Birileri böyle ki bu kadar bakmaya dayanamadığımız haber görüyoruz her gün televizyonda, internette. Her gün sabah programlarında detaylandırılan, internette bir köşeye sıkışıp kalan, bazen de tüm ülkeyi ayaklandıran kadına şiddet olayları, tecavüz, cinayet, zorla evlendirme ve çocuk gelinleri, işçi haklarını işlemek istemiş Arslan. Korku filmini andıran sahnelerle dolu sayfalar. Eğer bu kitaptaki öyküler birer film olsaydı, türü ya gerilim ya korku olurdu. Ancak olaylar beynimize sanal gözlerimizle değil, kelimelerle girince yürek dayanmıyor. Kitabın ilk öyküsü Manıklar’da Sütleğen Ana’ya şaşırarak başlıyorsunuz örneğin.

Muhafazakar ailelerdeki tutarsızlık,  aleviler, erkeğin kendini algısı, toplumun erkeği, kadının erkeği algısı, erkeğin toplumumuzdaki ezici, yıkıcı, parçalayıcı, yok edici gücünün acı sonuçları, bakış açısının yaşanan ve yaşatılanlara göre değişimi öykülerin sırtını dayadığı temalar.

Aşk yok hikâyelerde, sevgi, saygı yok akılda kalan. Kitabı kapattığınız anda; bu kadar kötünün olduğu bir dünyada yaşamak istemezdim, diyor içinizden bir ses. Hep kan, ölüm, intikam, hep öfke. Başkaldırı adına yazılmış öyküler var Kanayak’ta. Yazarın ruh hâlini merak ediyorum, psikolojisini. Bunca iğrençliği gözler önüne sermek için düşünen zihninin ona neler ettiğini sormak istiyorum karşıma alıp.

Beklemek Çürütür öyküsünün ilk cümlesi; “Etin bir bildiği var, beklemek çürütür.” (s.41) zihnimde kalıcı bir yere yerleşiyor sayfalar arasından. Korona virüsünün tüm dünyayı sarıp sarmaladığı, nice canlar aldığı ve sağ kalabilmek için hayatı evlerimizde beklediğimiz şu günlerde belki daha bir anlamlı geliyor bana.

Yazar kendi zihninden geçtiği gibi anlatıyor öyküleri. Siz kendinizde anlamlar yüklüyorsunuz, ama birkaç sayfa sonra diyorsunuz ki; bu anlattığı benim düşündüğüm, anladığım, kurguladığım değilmiş. Geri dönüyor, tekrar okuyorsunuz. Parçalar birleşiyor. Öyle yazmış ki sanki okuyucu yazarın beynindeki tam metni karşıdan görüp, algısını ona göre şekillendirebiliyor. Karışık.

Örneğin; özünde hırpalanan, yıpranan bir kadını bulduğum Katı Ve Disiplinli Bir Organ, kadın anlatıcının dilinden anlatılıyor, algısıyla okumaya devam ederken, bir anda fark ediyorum ki hikâyeyi anlatan kadın değil, kadının rahmi. Onun rahim olduğu ileriki sayfalarda açık ve net olarak ifade edilecek ancak, öykünün ilk bir iki sayfasında kendi algımla çelişiyorum; bu anlatıcı kadın değil, kim öyleyse? sorusuyla anlatıcıyı keşfediyor ve öyle devam ediyorum okumaya.

İroniyi görüyorum bu öyküde de diğer birçok öyküdekine benzer. İmgeler, eğretileme, kişileştirme ve konuşturma sanatları sıklıkla kullanılmış kitapta.

Okuyucu yüz elli sayfalık kitabın sonlarına doğru ilerlerken, Tamam Şimdi Buldum’un ilk cümlesinde, annesinin beyninden bir parçayla merdivenden inen biriyle karşılaşıp, Eteğinin Altında Dünya Var’da Yadigâr’la birlikte ademelmasındaki koca dünyayla yutkunarak (s.136) ve Eğe’de kalan son gücüyle hiç üşenmeden kolunun nispeten en etli yerinden bir ısırık koparan isimsiz öykü karakteriyle sona (ya da başlangıca) doğru sıçrayarak (s.145) kitabın kapağını kapatacak.

  • Kanyak
  • Yazar: Gamze Arslan
  • Türü: Öykü
  • Baskı Yılı: 3. Baskı, 2019
  • Sayfa Sayısı: 152 Sayfa
  • Yayınevi: Can Yayınları

Belma Alper Uğurlu
Vinkmag ad

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Read Previous

2019’da Sinemada En Çok İzlenen Yerli Filmleri Netflix’te İzleyin

Read Next

Gökçe Yavaş Önal’dan ”İçimdeki Buhranlar”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *

Follow On Instagram