Hasan Ali Toptaş Ve Kelime İşçiliği

Faba Kahve

Eğer gerçekten kelimelerin gücünü anlatan, kelimelerin envai çeşitlerinin bir aradaki uyumunu merak eden, beni bugünkü kullandığımız kelimeler tatmin etmiyor diyen varsa buyrun şimdi bu kitaba başlayabilirsiniz.

Hasan Ali Toptaş uğruna Türkçe öğrenilmeli sözüne muhatap olan bir kelime dahisidir. Edebiyat çevresinde yazar bir işçidir aslında. Ama öyle bir işçi ki; kelimeleri dillin içinden cımbızla çeken, cümlelerinin başını ve sonunu eline aldığı, dilline doladığı ve bunları yaparken aslında kendisini ve kahramanlarını anlatırken, bize edebiyatı, toplumu, hayal gücünü ve yazmayı öğreten bir işçidir. Tüm kelimeleri nasıl böyle yerine oturttuğuna, kelimeleri seçerken ince elleyip sık dokunuşunda gösterdiği çabaya, bu çabanın sonunda meydana gelen cümlelerin büyüsüne, o büyüde aslında dillin sonsuzluğuna, bu sonsuzlukta hayal gücünün katkısına, hayal gücüyle gerçeklik arasında o ince ufuk çizgisine, o ufuk çizgisindeki doyumsuz hazza, hazzın aslında; hayalden, kelimelerden, konuşma dillinden çok daha yüce çok daha ulvi çok daha muteber bir heyecan bir yaşantı, bir aşk olduğunu fark edeceksiniz.

 
KitapEki
KitapEki

Yazarın muhteşem bir dille, bu kadar muhteşem bir hayal gücüyle, bu kadar titiz bir işçilikle dokuduğu kitaplarında aldığınız tat bir yerden sonra hayret verici bir hal alıyor aslında. Bugüne kadar en zorlandığım kitap yine yazarın başka kitabı olan “Bin Hüzünlü Haz” kitabıdır. Kitap aslında belki de edebiyattın ulaşılmaz basamaklarının yarısındadır ama Alladin’in kendini bulma çabası o içinde bulunduğu ruh hallini anlatmak bu basamakların fersah fersah uzağında yazan yazarların başarabileceği bir şey değildir. Burada yazar aslında kelimelerin ve hayal gücünün tüm olanaklarına değil birazına, belki de yazara göre çok azına sahip olurken ortaya nelerin çıkacağını anlatan en güzel kitabıdır.

Gelelim Heba’ya. Bu kitabı okurken elinizin altında bir kalem bir de defter bulunsun. Eğer gerçekten kelimelerin gücünü anlatan, kelimelerin envai çeşitlerinin bir aradaki uyumunu merak eden, beni bugünkü kullandığımız kelimeler tatmin etmiyor diyen varsa buyrun şimdi bu kitaba başlayabilirsiniz. Bin Hüzünlü Haz kitabına göre çok daha sade bir dille yazıldığı muhakkak ama bu kesinlikle ondan eksiktir anlamına gelmiyor. Bu kitapta defterine yazacağınız çok kelime olacak. Daha önce hiç duymadığınız kelimeler, kelimelerin içindeki uyumun ortaya çıkardığı cümle bütünlüğü sizi bir kere daha cümle bilgisine ve anlamaya yönlendirecek ve de yazmaya dair düşünceye sevk edecektir.

Kahramanımız Ziya bir kuş öldürdüğü için vicdan azabı çekmektedir. Bu vicdan azabı hayatındaki her demde kendisini bir şekilde baskın halle getirip Ziya’nın hayatında yer edinir. “Rüya” bölümünde ev sahibi Binnaz hanımın aslında hayata dair derslerini belki de bu vicdan azabından, kendi yaşadıklarından Ercüment beyin kendisine uzanan yardım elliyle okuyucuya ip ucu vermektedir. Binnaz hanımın hayatını yazar elle alırken çok az bir konu sınırları içerisinde; cinselliğe, paraya, ikili ilişkilere, çalışanlarla patron ilişkisini ve tüm bunların toplumla ilişkisini rüya bölümünde yani ilk bölümde bize anlattır. Bu anlatımda aslında büyülü gerçekçiliğin o doyumsuz hazını size en çok hissettireceği yerdir. Ve diğer tüm bölümlerde bunu görmek mümkündür. Aslında beni en çokta şaşırtan bu oldu yani; yazarın büyülü gerçekçiliği bu kadar ustaca hissettirmesi ve kalemine bu kadar yakışması. Daha önce günümüzde yaşayan, kalemlerini severek takip ettiğim Kaan Murat Yanık ve Hakan Bıçakçı’dan örneklerini okumuştum ama Hasan Ali Toptaş ile kıyaslamak ne kadar doğru orası tartışılır.

Kitap yedi bölümden oluşmaktadır. Belki de asıl ve en uzun bölüm kitabın” Sınır” kısmından geçen Ziya’nın yaşadıklarıdır. Bu bölüm belki de askeriyede ki hiyerarşi düzeni, bu düzenin içindeki askerlerin üstlerine, birbirlerine, sivil hayata karşı, içinde bulunduğu koşuların harmanlanıp daha sonraki sivil hayatta olan etkisini, etkisinde doğan sonuçları ve vefa borcunu en güzel anlatan bölümdür. Bu vefa sonradan Ziya’yı şehir hayatından koparır taşra ya da köy hayatı dediğimiz bir hayata hapseder. Hapseder diyorum çünkü insanın olduğu yerde bana sorarsanız ben hürüm ben tamamen huzurlu bir şekilde hayatımı devam ettirebiliyorum demeleri imkansız. Bu imkansızlığı aslında Ziya ilk kalp çırpınışlarına maruz kalırken hissetmiştir. Kenan’ın yani askerlik arkadaşı, bir yerden sonra aynı hayattı aynı kaderi paylaşan dostunun kardeşidir bu kalp çırpıntısının sebebi. Bu sebep aslında ikisinin de hayattan kopuşlarının direkt olmasa da dolaylı sebebidir. Tabi ki Kenan’ın yeğeni Besim ve annesi de bu etkenlerden biridir. Tüm bu nedenlerden alevlenen köy insanların düşmanlığıyla ve hüzünlü bir sonla biter kitap.

Son olarak söyle bir toparlayayım: Eğer kelimelerin gücüne tanıklık etmek, cümlelerin içindeki uyumu ve işçiliği görmek, hayal gücünün sınırsızlığında yüzmek, büyülü gerçekçilik akımının Türkçedeki en güzel örneklerinde birini görmek, okumak istiyorsanız, farklı kelimeler ve kelimelerin oluşturduğu müzikal ritme kulak vermek, emek ve alın terinin o tatlı meyvelerin verdiği hazzı duymak, eleştirmenlerin dünyasında derin iz bırakan bir yazarla tanışmak istiyorsanız Hasan Ali Toptaş’ın kitaplarına hemen başlayın derim. Ben geç başladım ama istesem de artık kopmayacağım. Şimdi diğer kitaplarının vereceği heyecanı düşünerek bu yazıya son veriyorum.

  • Heba
  • Yazar: Hasan Ali Toptaş
  • Sayfa Sayısı: 308 sayfa
  • İletişim yayınları

Kitap Eki Dergisi
Doğan Yalçın
Latest posts by Doğan Yalçın (see all)

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Doğan Yalçın

1994 yılında Muş’ta doğdu. Iğdır Haydar Aliyev Fen lisesinden mezun oldu. Halen Afyon Kocatepe Üniversitesinde Biyomedikal üçüncü sınıf öğrencisi. Doğan Yalçın kendisini şöyle anlatıyor; En büyük zaafım çok hayal kurmamdır diye düşünüyorum. Hem de imkansız türlerden. Bazen; ”oğlum bir mühendis için bu hayaller biraz saçma değil mi?” diye sorduğum oluyor. Bazen de ‘’Edebiyata ve kitaba bu kadar önem ve zaman verdiğinden okulu bittiremeyeceksin’’ der durur şeytani tarafım. Nerden bilsin hayallerle yaşadığımı, hayallerimin de edebiyat ve kitapla yaşadığını. En sancılı, sıkıntılı, yokluk zamanlarımda en büyük kahramanım hayallerimden kendime biçtiğim rollerdi. Belki de bu da hayal kurmanın zaaf olduğunu sanmamın zaaflığıdır. Kim bilir…

Önceki Yazı

Savaş ve Şiddetin Yıkıcılığı

Sonraki Yazı

Nejat İşler ‘hesabı’…

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *