Hayatta Kalanlar Adına Bir Konuşma

Alex Schulman, sanki kendi hayatındaki hiçbir detayı atlamak istemezcesine kurgusunu büyük bir titizlikle örüyor, edebî lezzeti ihmal etmeden. Karakterlerin ruh hâllerini ustalıkla kontrol ediyor.

İsveçli yazar Alex Schulman, modern dünya edebiyatının ses getiren isimlerinden. Romancılığı dışında birçok şapkası var: Gazeteci, blog yazarı, televizyon ve radyo sunucusu. 2012’den bu yana da her hafta yüz binlerce dinleyiciyle buluşan İsveç’in en popüler haftalık Podcast’ini yönetiyor. Schulman’ın daha önce dört otobiyografik kitabı var, hepsi de çok satanlar arasına girmiş, kendi ülkesinde. Beşinci kitabı ve 2020’de yayınlanan ilk romanı Hayatta Kalanlar ise ona uluslararası anlamda edebî şöhretin kapılarını açmış durumda. Peki, ne anlatıyor bu kurgu? Ansızın büyürken, yani o çocukluk vatanına veda ederken, birbirine yabancılaşan üç kardeşin (Nils, Benjamin ve Pierre) annelerinin ölümü üzerine bir araya gelmelerinin hikâyesi. Kardeşler, annelerinin vasiyeti üzerine çocukluk yıllarının odağındaki eski yazlık evlerine dönerler. Anlatı, katman katman açıldıkça, kardeşlerin çocukluklarına daldıkça gerçekler anlaşılır: Bu evde yaşananlar hepsinin karakterini, hayatını ve birbirleriyle ilişkilerini geri dönülemez şekilde etkilemiş, aileyi dağıtmış, herkeste ayrı bir yara açmıştır. Kitabın editörü, arka kapağa şöyle bir not iliştirmiş: “Alex Schulman, travma ve trajedinin ardından çözülen bir zihnin anılar sarayında gezerken en derin bağlarımızın, bizi en büyük darbelere karşı nasıl savunmasız bıraktığını ustalıkla ortaya koyuyor.”

Tamiri Mümkün Olmayan Şeyler…

Roman, İskandinav edebiyatının o kendine has üslubunu barındıran bir girişle selamlıyor okuru: “Bir polis arabası, turkuaza çalan yeşillikler arasından geçerek dar traktör yolundan yavaşça avluya doğru ilerliyor. Havanın asla tam kararmadığı bir haziran gecesi… Burunda ıssız bir yazlık ev duruyor. Garip boyutlarda, olması gerekenden biraz daha yüksek, sade, ahşap bir ev… Beyaz köşeleri pul pul dökülmüş, güneye bakan kırmızı dış kaplaması güneşte solmuş. İç içe geçmiş çatı kiremitleri tarih öncesine ait bir hayvan derisini andırıyor. Hava rüzgârsız olmasına rağmen biraz serin. Pencerelerin altı buğulanmış görünüyor. Sadece üst kattakilerden birinde sarı bir ışık parlıyor.” Yazar, sanki kendi hayatındaki hiçbir detayı atlamak istemezcesine kurgusunu büyük bir titizlikle örüyor, edebî lezzeti ihmal etmeden. Karakterlerin ruh hâllerini ustalıkla kontrol ediyor. 

TİMAŞ
TİMAŞ

Yine tatlı mırıltılar, porselene değen çatal bıçak sesleri gibi geliyor kulağınıza. Evet, az sonra sigara yakma sesi de duyuyorsunuz. Cümleler arası sanki görünmez bir iple birbirine bağlanan, bazen düğümlenen ses akışını takip ediyorsunuz. Hayatın keşmekeşi içinde, kardeşlerin hayat denen o akışkan, kaygan zeminde nasıl da birbirlerine yük olduklarını görüyorsunuz. Romanda, belli bir romantizm var; ama bu dozunda verilmiş, kelimelere üstünlük sağlayan, hadi daha düz ifade edelim, bir kutsallık atfedilen bir duygusallık yok. Şu sahneyi seyreder misiniz: “Nils, evin yanındaki iki huş ağacının arasına kurulan hamakta yatmış, kasetçalarıyla müzik dinliyordu. Benjamin ailesinin sesine kulak kabartırken Nils aksine kulağını tıkardı. Benjamin anne babasına hep daha yakın olmaya çalışıyordu. Nils ise ne kadar uzakta olursa o kadar iyiydi. Odası da farklıydı kardeşlerden, onlarla kalmak istemiyordu. Kardeşler akşamları uyumaya gittiklerinde bazen, Anne ve Baba’nın ince kontrplak duvarın arkasında tartıştıklarını duyarlardı. Benjamin her kelimeyi kaydeder, bunların ne tür zararlar doğuracağını belirlemek için konuşulanları kontrolden geçirirdi. Bazen birbirlerine akıl almaz bir acımasızlıkla bağırıp o kadar sert şeyler söylüyorlardı ki, Benjamin’e bütün bunlar tamiri mümkün olmayan şeylermiş gibi geliyordu. Benjamin saatlerce uyanık kalıp tartışmayı zihninde tartardı. Ancak Nils gerçekten hiç rahatsız olmuş gibi görünmezdi. Tartışma alevlenince, ‘Tam tımarhane’ diye mırıldanır, sonra arkasını dönüp uykuya dalardı. Hiç umursamaz, günlerce kendi hâlinde takılırdı. Aniden alevlenip kaybolan öfke patlamaları dışında hiç sesi çıkmazdı.”

Kesilmiş Tırnaklar, Neyi Hatırlatır?

İşte böylesi bir geçmişten sonra üç kardeş, kendilerini var eden; ama bu inşada yaralanan, deforme olan ruhlarıyla yeniden o yazlık evde bir araya geliyorlar. Pierre ve Benjamin’in çocukluğuna gidilen bölüm oldukça etkileyici. O zamanlardan kalma kutuyu açıyorlar. En üstte, “Saraybosna’da NATO bombardımanı” başlığıyla sabah gazetesinin bir sayısı duruyor. Onun altındaysa küçük bir zarf var. Benjamin zarfı açıyor. Önce boş olduğunu düşünüyor; fakat sonra dibinde bir şey olduğunu fark ediyor. Zarfın içindekileri masaya döküyor, plastikten küçük, yarım ay gibi görünen bir şeyler çıkıyor. Benjamin bunların ne olduğunu hemen anlayamıyor. “Aman Tanrım!” diyor sonra. “Bunlar nedir?” diye soruyor Nils. Benjamin, eğilip önündeki sarımsı küçük yığını dürtüyor. “Tırnaklarımız.” “Ne?” diyor Nils. “Tırnaklarımızı kesmiştik.” diyor. “Hatırlıyor musun Pierre?” Pierre masaya otururken başını sallıyor. Dikkatle önlerinde duran küçük oğlan tırnaklarını dürtüyor. “Senin sol elini, benimse sağ elimi kesmiştik. Gelecek nesiller kim olduğumuzu görsün diye, tam on tırnak.” Benjamin, başparmaklarına ait daha genişçe iki tırnağı ortaya alıp diğer dördünü de yanlara dizerek hepsini uygun sırayla yerleştirmeye çalışıyor. Sonra o küçük tırnakların hemen altına kendi elini koyuyor ve bir oğlan çocuğuyken tırnaklarının nasıl göründüğüne bakıyor. 

Romanın sonunda, annelerinin kendilerine yazdığı mektuba ulaşıyor üç kardeş. Elden ele dolaşan sigaranın kesif kokusu çarpıyor burnunuza. İsveçli yazar, ihtimal kendiyle ve okuyucuyla vedalaşırken şu cümleleri kuruyor: “… O an konuşmalarına gerek yok, kısa bir baş sallama ya da belki de sadece bir baş sallama düşüncesi. Zaten biliyorlar, sanki çoktandır içlerinde yaşattıkları bir yolculuk fikri var. Son bir kez hayatta kalabilmek için, onları adım adım hikâyelerinde adım adım geriye doğru, çarpışma noktasına götürmesi gereken bir yolculuk.”

  • Hayatta Kalanlar
  • Yazar: Alex Schulman
  • Çeviri: Zeynep Tamer
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: 2022
  • Sayfa Sayısı: 224 Sayfa
  • Yayınevi: Timaş Yayınları

Latest posts by Sevim Şentürk (see all)
Vinkmag ad

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Read Previous

“HAYATIN BİZDEKİ ETKİLERİNİ PAYLAŞMAK KENDİMİZİ İYİ HİSSETMEMİZİ SAĞLIYOR.”

Read Next

İBB Şehir Tiyatroları, Şubatta 2’si Yeni 19 Oyunla Seyirciyle Buluşuyor

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *

Follow On Instagram