İnsanca bir başkaldırı; Aşk

Beni Asla Bırakma ismi sebebiyle bir aşk romanını çağrıştırmasına rağmen, projektive bir bilim-kurgu, ama insan ruhunu derinden inceleyen bir analiz.

Sadece bir yedek parça olsaydınız, yaratılış amacı, bir gün organ bağışı yapmak olan bir klon olsaydınız nasıl bir yaşamınız olurdu? Arkadaşlıklarınız, duygusal hayatınız, yetiştirilişiniz, size nasıl bakıldığı, hepsi ama hepsi işte bu kitabın konusu aslında. Japon yazar Kazuo Ishiguro, böyle bir topluluk hayal etmiş ve bir klonun ağzından (Kathy h.) bizlere aktarmış. İzole ve geçmişleri olmayan, öğretmenler değil ama gözetmenler tarafından eğitilen, gelecekleri ve kim oldukları açıklanmadığı için sürekli öğrenmek, yaratmak isteyen bir topluluk bu. Üremeleri imkânsız olduğu için seksin yasaklanmadığı, ama çoğunlukla aşağılayıcı bakışların odak noktası olduğu insanlar.

Kathy H. bakıcısı olduğu en iyi arkadaşı sayesinde geçmişine dönüyor. Yetiştirildikleri yer, gözetmenleri, sır gibi saklanan kökenleri, yine asla söz edilmeyen gelecekleriyle tekrar yüzleşiyor. Hayatının aşkı Tommy’i buluyor ve hiç yaşanmamaktansa geç de olsa, yarım da kalsa aşkı yaşıyor. Bağışçı olan Ruth ve Tommy ile bakıcılıklarını üstlenen Kath’nin, insanca yaşamak için ruhlarının olduğunu ispat etmesi yeterli olacak mı? Yaratıcılık ve aşk, ruhun bir kanıtı mı? Ve bu yoldan bir dönüş olabilir mi?

Klonların, insanların yedek parçalarıymış gibi görülmeleri, değerli organları koruyan kaplarmış gibi muamele edilmeleri ve bağışların sonunda gerçekleşen ölümlerin ve vücutların görmezden gelinmeleri, belki de bir toplumun şiddet boyutunda gelebileceği en merhametsiz nokta. Daha bir çocuk olan klonların sadece dış dünyadan değil, aileden, sevgiden, geçmiş ve gelecekten uzak tutulmaları, iğrenç ve zavallı yaratıklarmış gibi davranılmaları işte bu gizli şiddetin, merhametsizliğin bir göstergesi. Bunu olması gereken olarak kabul eden Kathy ve arkadaşlarının kaderlerine boyun eğişleri ise kurbanın kabullenişi. İnsanı insan yapan nedir? Bir anadan doğmak, bir sperm ve yumurtanın birleşmesiyle özgün ve tek olmak insani haklara sahip olma sebebi mi? İnsan klonu bir tür taklit mi ve taklitlerin hakları yok mudur? Peki genlerinin tıpatıp aynı olması yaratılanı insan olmaktan çıkarır mı? Tek yumurta ikizlerinin hangisi gerçek hangisi taklit o zaman? İnsanoğlu her dönemde kendine köle yaratmakta usta olmuş. Geleceğin köleleri de teknolojinin bir hediyesi olan klonlar olacak. Ama bu kopyaların insan olmadığını söyleyen, hiyerarşisini belirleyen kim?

Kathy ve Tommy’nin aşkı öykünün içine o kadar ustaca yerleştirilmiş ki, neredeyse görünmez olmuş. Hâlbuki öykünün belki de kilidi bu aşk. Hem dürüst ve gerçek olduğu için, hem de klonların bir tür isyanı olduğu için. Ruhları olmadığı için kolayca infaz edilen bir klonun aşık olması ruhunun varlığına bir işaret olabilir mi? Bu işaret onun affına, hayatının bağışına en azından bir uzatma hak etmesine sebep olabilir mi?

Duygulanarak okudum, özellikle de modellerini, hayallerini süsleyen kişilerde aramaları beni çok ama çok etkildi. Halbuki seslendirilmese bile hepsi biliyordu ki, istenmeyen insanların dölleriydiler, fahişelerin, bağımlıların, kimsesizlerin. Onları aramayacak, umursamayacak, var olduklarını dahi bilmeyecek kişilerin.

Beni Asla Bırakma, ismi sebebiyle bir aşk romanını çağrıştırmasına rağmen, projektive bir bilim-kurgu, ama insan ruhunu derinden inceleyen bir analiz. Hani derler ya içinde aşk var ölüm var, şiddet var, işte tam öyle bir roman. Ama şiddet kanlı değil, çok sinsi ve sessiz. Sadece içinize işlediği için anlıyorsunuz, kelimelerde değil, duygularda, satır aralarında gizli. Ve kitap bittiğinde boğazınızdaki düğümden fark ediyorsunuz aslında ne kadar etkilendiğinizi. İnsan ikiyüzlülüğünün bir resmi sanki. Şayet klonları insan gibi görmezsek, onların bizim için öldürülmelerini de kabul edebiliriz, tıpkı hayvanlar gibi. Bir klonun hayatı insanla nasıl eşit olabilir ki?

En iyi 100 İngiliz romanı içine girmeyi başarmış, okunduğunda insanı deli sorularla baş başa bırakan bir başeser Beni Asla Bırakma. Filme de çekilmiş olan bu öykü o kadar sarsıcı ki insan ve insan olmak üzerine sizi saatlerce düşündürecek. Bir kitabın yapması gereken de bu değil mi zaten? Üstelik çok yakın bir gelecekte başımıza geleceğinin de farkındayız. Ama benim korkum haberimiz olmadan böyle köle bir topluluğun yaratılabilir olması. Organ bağışından geldiğini düşündüğümüz parçalar belki de gizli çiftliklerde yetiştirilen klonlardan gelecek ve biz bu lükse o kadar alışacağız ki gerçeği öğrendiğimiz gün bilmezlikten gelmeyi tercih edeceğiz. Bedensel sağlığımız için insanlığımızdan vazgeçtiğimiz gün olarak da tarihe not düşeceğiz.

İyi Okumalar…

beniaslabirakma

  • Beni Asla Bırakma
  • Yazar: Kazuo Ishiguro
  • Çeviri: Mine Haydaroğlu
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: 2016
  • Sayfa Sayısı: 272 Sayfa
  • Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları

Zümrüt Bıyıklıoğlu

1970 İstanbul doğumludur. Ortadoğu Teknik Üniversitesi Ekonomi bölümü mezunudur. Murat Gülsoy, Mario Levi ve Robert Mc Kee’nin atölyelerinden yetişmiştir. Yayınlanan kitapları; Küçük Yazarın El Kitabı (Şubat,2015-Esen Yayıncılık) ve Yeni Başlayanlar İçin Yaratıcı Yazarlık’tır (Temmuz, 2015-Esen Yayıncılık). Okullarda ve özel atölyesinde çocuklara ve yetişkinlere yaratıcı yazarlık dersleri vermektedir. Kitapeki.com sitesinde yazıları yayınlanmaktadır. Şimdi de Pulbiber’in yazarlarından biridir.
Zümrüt Bıyıklıoğlu

Latest posts by Zümrüt Bıyıklıoğlu (see all)

0 Reviews

Write a Review

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Zümrüt Bıyıklıoğlu

1970 İstanbul doğumludur. Ortadoğu Teknik Üniversitesi Ekonomi bölümü mezunudur. Murat Gülsoy, Mario Levi ve Robert Mc Kee’nin atölyelerinden yetişmiştir. Yayınlanan kitapları; Küçük Yazarın El Kitabı (Şubat,2015-Esen Yayıncılık) ve Yeni Başlayanlar İçin Yaratıcı Yazarlık’tır (Temmuz, 2015-Esen Yayıncılık). Okullarda ve özel atölyesinde çocuklara ve yetişkinlere yaratıcı yazarlık dersleri vermektedir. Kitapeki.com sitesinde yazıları yayınlanmaktadır. Şimdi de Pulbiber’in yazarlarından biridir.

Read Previous

2017 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi Kazuo Ishiguro oldu

Read Next

George Saunders şimdi de çarpıcı gerçeklerle yüzleştiriyor.

2 Comments

  • Amerika’lı yönetmen Mark Romanek’in 2010 yılında mükemmel bir uyarlama ile sinemaya armağan ettiği bu müthiş roman gerçekten bir başyapıt. Çok çarpıcı bir hikayesi var eserin. Distopik bir dünyada geçiyor olsa da okuyucuyu/izleyiciyi daha ilk dakikalarda eline geçirip o yürek burkan öyküsünü anlatıyor. . Bu eserin ve yazarın en büyük hayranlarından biri olarak yazınızı büyük bir beğeni ve iştahla okuduğumu söylemek istiyorum bu bakımdan ellerinize emeğinize sağlık teşekkür ederim.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *