TUDEM
 
DESTEK

Kapitalist Polisiyenin Ötesinde: Siyah Bira

Faba Kahve

Siyah Bira’nın etkileyiciliğini sağlayan en önemli unsur, 2000’li yılların Yunanistan’ının panaromasını sunma becerisi.

Polisiye, ekseriyetle ikircikli bir tür olarak görülmüştür. Bunun nedeniyse muammayı çözmesi ile baş tacı edilen aklın aynı zamanda suçun kaynağı olan düzene de hizmet edişidir. Mesela polisiyelerin atası dedektif romanlarında kapitalist akılcılık, sağduyulu bir şekilde mülkiyete karşı işlenen suçları cezalandırır. “Dedektif anlatısında işlenen suçun sebebi hep paradır, ama bu edebî tür üretimden hiç bahsetmez”, diyen Moretti, bilhassa bu hususa dikkat çeker. Hırsızın açığa çıkarılması değil, gizlenmesi mevzubahistir. Dedektif romanının ardından ortaya çıkan kara polisiyelerde ise dedektifler analitik zekâdan ziyade bilek kuvveti ve kurnazlıklarıyla olaya dâhil olurlar ve olayı çözerler. Şiddet ve cinayetin normalleştiği bir dünyadayızdır ve estetize edilmiş vahşeti farkında olmadan meşrulaştırıp destekler hâldeyizdir.

 
KitapEki
KitapEki

Dedektifin polise dönüşmesiyle birlikte, özel mülkiyetin korunması da amatörlerden profesyonellere devredilir. Mafyanın, polisin suç örgütleriyle ilişkisinin ya da güvenlik kuvvetlerinin suç örgütü kurmasının anlatıldığı polisiyeler ise bu tarz örgütlenmelere karşı insanların tepkisini masseder. Polisiyeye dair ikircikli bakışı yaratan hava, sanıyorum ki sistem içine kolay kurulmasındandır. Toplumsal gerçeklik resmedilir; ne var ki, polisiye romanın ilk döneminde sistem ile bir barışma eğilimi söz konusudur.

Klişelerden Kurtulmak

Tam da bu yüzden, polisiyedeki sistemle barışma eğiliminin önünü kesebilen eserlerin ayrı bir yeri vardır türün meraklıları için. Yakın zamanda Can Yayınları tarafından tamamı basılan Ripley’in maceralarını kült mertebesine taşıyan şey egemen kalıpları yıkarak sessiz anlaşmayı yerle yeksan etmesi değil mi? Georges Simenon’un, Maigret serisinin dışındaki romanlarındaki (Bella’nın Ölümü, Küçük Köpekli Adam gibi kitaplarını hatırlayalım) yalıtılmış ve paranoyak karakterlerin sistem dışılığı bizi kendine çekmiyor mu? Ya da Umberto Eco’nun Gülün Adı, Murathan Mungan’ın fantastik polisiyesi Şairin Romanı’nı okurken, özel mülkiyetin kutsanmasının ya da hâkim düşüncenin olumlanmasının önü kesilirken, ayrı bir edebî zevke erdiğimizi söyleyemez miyiz? Yaşadığımız çağda sistemle barışmayı reddeden genç bir kuşağın oluşmasında bu tarz romanların etkisinin olduğunu söyleyebiliriz. Son dönemde dikkat çekici yazarlardan biri ise Vassilis Danellis oldu. Yazarın, geçtiğimiz günlerde Labirent Yayınları’nca yayımlanan Siyah Bira’sı A. Ömer Türkeş’in deyimiyle “siyasi polisiyenin imkânlarını çok iyi kullanan etkileyici bir kara roman”.

Siyah Bira’da sokaklarda gitar çalarak geçimini sağlayan Andreas’ın bir arkadaşının öldürülmesiyle hayatının değişmesi anlatılıyor. Ailesine isyan ederek eğitimini yarıda bırakan Andreas sokaklarda gitar çalarak para kazanmaktadır. Bir sabah, bir gün önce iş bitişi birlikte siyah bira içtiği sokak sanatçısı Lazaros’un öldürüldüğünü öğrenir. Lazaros’un kimsesi yoktur ve para bulamazsa kimsesizler mezarlığına gömülecektir. Hayatla bağı pamuk ipliğine bağlı sinik Andreas, arkadaşının cenazesinin defnedilmesini amaç haline getirir. Cenaze için para ararken Lazaros’un cinayetinin gizemini çözmeye yaklaşacaktır. Özeti, kitabın içerdiği sürprizleri korumak adına daha fazla uzatmadan Siyah Bira’nın neden dikkate değer bir polisiye olduğunu irdeleyelim.

Kriz, Mülteciler ve Irkçılık

Siyah Bira’nın etkileyiciliğini sağlayan en önemli unsur, 2000’li yılların Yunanistan’ının panaromasını sunma becerisi. Ekonomik krizin ağırlaştırdığı çalışma koşulları ve mülteci sorununun yarattığı hoşnutsuzluk romanın ana aksına yerleşiyor. Danellis, ‘tembel’ yaftası yapıştırılan Yunan halkını da göçle gelmiş ve düşük seviyede işleri yapmayı göze almış mültecileri de romana taşımış. Yunanların göçmenlere bakışı Türkiye’dekine benziyor biraz da: “Yunanlar, ırkçılıkla itham edildiklerinde çileden çıkıyor ama yabancı gördüklerinde de surat asıyorlar.” Avrupa’nın pek çok bölgesine yayılan sıradan ırkçılığın tezahürlerini görüyoruz Siyah Bira’da. Biyolojik ırkçılığın yerini alan ve 80’lerde göçmen işçi olgusuyla yeniden kendisini gösteren gündelik yaşamdaki ırkçılık, Ortadoğu’daki savaşların yarattığı mülteci akınıyla daha görünür duruma geldi. Kültürel farklılığa vurgu yapan ve biyolojik ırkçılıktan daha sinsi olan bu ayrımcılığın tezahürlerini okuyoruz Siyah Bira’da.

Ekonomik krizin yarattığı kaotik ortamın bir sonucu da mafyatik ilişkilerin yoğunlaşması. Devletin kolluk kuvvetlerinin ‘suç’ ile mücadele etmek yerine, olası halk isyanlarına odaklanması, sokağın gangster çetelerine teslim edilerek kriminalleştirilmesi, devletin “barışcıllaştırma” stratejilerinden birisi. Polis gücünün de çoğunlukla suça bulaştığı, sıradan insanın yaşam alanlarının kısıtlandığı bu ortamda, güven duygusunun yitimi normalleşiyor. Andreas, Lazaros’un katilini bulmaya çalışırken hem polisle hem şirket sahipleriyle hem de mafyatik şahsiyetlerle muhatap oldukça devlet, burjuvazi ve mafya üçgeninin özel mülkiyeti koruma konusunda nasıl ittifak hâlinde olduğunu ve kendi iç hesaplaşmalarının nasıl sonuçlar doğurabileceğinin farkına varıyor. Böylece Danellis, Andreas karakteri ile kriz ortamının hem ekonomik hem de sosyal yozlaşmaya nasıl kapı araladığını anlatma şansını yakalıyor.

Danellis’in başarılı olduğu bir konu ise, romanın temposunu düşürmeden, bahsedilen toplumsal dönüşümleri olay kurgusu içerisinde anlatabilmesi. Eğlencelik olarak görülen popüler romanlarda toplumsal olaylar genellikle bir fon olarak kullanılır. Çoğunlukla dert türün klişelerine bağlı kalınarak, okuyucunun ilgisini canlı tutmaktır. Siyah Bira, polisiye tutkunlarının ilgisini canlı tutarken, Yunanistan gerçekliğinin en azından bir bölümünü, canlı bir şekilde betimleyebilmiş. Çevrecilerden işçi sınıfının konumuna, mültecilerden sokakları mesken edinmiş alt sınıflara geniş bir kesimin yaşamını öğreniyoruz kitap boyunca. Sonuç olarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Siyah Bira, polisiye romanların illa egemenlerin onaylanacağı bir tür olması gerekmediğini, gerek toplumsal gerçekliği anlama gerekse egemenlerin kirli ilişkilerini açığa çıkarma olanağını barındırdığını kanıtlayan nitelikli bir roman.

  • SİYAH BİRA
  • Yazar: Vassilis Danellis
  • Çeviri: Mustafa Fotumacı
  • Yayınevi: Labirent Yayınları
  • Baskı Yılı: 2016
  • Sayfa Sayısı: 240

Kitap Eki Dergisi
Doğuş Sarpkaya

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Doğuş Sarpkaya

1980 İzmir doğumlu edebiyat eleştirmenidir. Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi DTCF Antropoloji bölümünde, yüksek lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Yetişkin Eğitimi anabilim dalında tamamlamıştır. İlk yayınlandığı dönemlerde meraklı bir okuyucusu olduğu BirGün Kitap Eki'nde önce yazar nihayetinde ise editör olmuştur. Aynı zamanda Ayrıntı Dergi yayın kurulu üyesidir. Yazıları Karşı Düşler, Refleks, Lacivert, İzafi, 14 Şubat Dünyanın Öyküsü, Redaksiyon, Ayrıntı gibi dergilerde yayımlanmıştır. Ankara'da yaşamaktadır.

Read Previous

Unutulmuş Bir Yazı Emekçisi: İskender Fahrettin Sertelli

Read Next

Polisiye Edebiyat ve Şeytan Tüyü Serüveni

One Comment

  • Polisliğin en düşük görevleri nelerdir ve atana bilmesi

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *