Karanlık Kardeş Üzerine 666 Sözcük

Anlıyoruz ki, dinin açıklaması korkudur, ama cesaret veya güvenlik sağlayan din değildir. Dine sığınan insan, bu nedenle şeytandan kaçamıyor. Atılan taşlar, bir türlü şeytana isabet etmiyor.

Şeytan diyor ki, düşünceyi ‘öz’ü falan boş ver, hüner sergileme uğraşı gibi yaklaş yazıya! Örneğin, 666 sözcük boyutunda yazacağımı daha baştan belirtip buna uyarsam, birçok “edebiyat heveslisi okur” tarafından takdir edilirmişim. (666, onun en sevdiği sayıymış.) Zaten meselesi sadece “yazı” olan o kadar çok yazar, o kadar uzun süredir öyle yaygınmış ki, artık okurların çoğu hayata dair yazılara yabancılaşmış; hayattan kaçmak ve başka dünyalarda dolaşmak amacıyla okuyorlarmış. Tatile giden insanların, çalıştıkları şirket için enerji depolayıp dönmesi gibi, patronların dünyasına faydalı olacak biçimde edebiyat âlemine gidip geliyormuş okurlar. Böyle diyor şeytan. Bilmem ki. (Ama yine de, sevgili editörüm, fazla dokunma bu yazıya, sözcük sayısını değiştirecek bir redaksiyon yapma.)

TİMAŞ
TİMAŞ

MEFİSTO İLE ANLAŞMA DÖNEMİ

“Doğu ve Batı edebiyatında şeytan” konulu kapsamlı çalışmasının son bölümlerinde Müslüm Yücel, 1980 sonrası edebiyatı ele alıyor. Önceki bölümlerden farklı olarak, burada kişisel deneyimlerini de işin içine katıyor. 80’lerin başındaki haliyle, 10 yaşındaki bir çocuğun gözüyle bakıyor. Binlerce yıllık bir yaşam bölgesinde, Urfa’da yaşayan bir çocuğun olgun, bilge gözleriyle görüyor. Eskiden beri yıldızlara bakıp geleceği görmeye çalışan Mezopotamya insanının deneyimi var, gözlerinde.

2016’dan dönüp bakınca, sadece yaşadığı Kürt bölgesiyle sınırlı kalmadan, “Türkiye’de 12 Eylül’den sonra bir mehdilik ve Mesihlik patlaması yaşandı.” diye gözlemini dile getiriyor. Mahallelerde, küçük çevrelerde pıtraklaşan isimlerin ötesinde, Mehmet Ali Ağca, Adnan Hoca (Harun Yahya), Hasan Mezarcı gibi ünlüler de bu ortamda kök saldılar.

Kitabın bu bölümünde Yücel, “Delirme sınırına gelen ve çocuklarından haber alamayan kimselerin” halini anlatıyor. İnsanların bir araya gelemediği, özneleşip harekete geçemediği günler.

Dünya genelindeki bazı gelişmelerin de etkisiyle, elbette bu dönemin yeni yazarları, yeni edebiyat anlayışı ortaya çıkıyor. “Edebiyatta gerçeklikten kaçıp fantastiğe yönelmeyi” anlatan satırlarda “Nazlı Eray, Latife Tekin, Orhan Pamuk, Bilge Karasu…” adları anılıyor.

Kitaptaki yorumlarda ve düşüncelerde bazı ayrıntıları tartışmalı da bulsanız, bir kez daha görüyorsunuz ki, bir dönemin hakkını vermek, ona uyum sağlamaktan çok direnmekle mümkün olabiliyor.

ŞEYTANIN İZİNDE, EDEBİYATIN PEŞİNDE

Servet-i Fünun, Milli Edebiyat, Garip, İkinci Yeni, 80 kuşağı… Yücel, edebiyata yansıyan şeytanı ve şeytanla ilgili temaları incelerken, Türkiye’de şiir akımları konusunu da epeyce toparlıyor.

Sadece şiir de değil, romanları da ele alıyor. Refik Halit Karay, Halit Ziya Uşaklıgil, Yakup Kadri, Halide Edip gibi yazarların yapıtlarını inceliyor. Özellikle adında “şeytan” geçen kitaplara, örneğin Hilmi Ziya Ülken’in “Şeytanla Konuşmalar” çalışmasına özel önem veriyor. Hüseyin Rahmi Gürpınar’a ise diğerlerinden daha geniş yer ayırıyor.

Adında “şeytan” geçen yapıtlardan biri olarak İçimizdeki Şeytan da irdeleniyor. Bu romanda, elbette Sabahattin Ali farkı ortaya çıkıyor. İçindeki şeytanı boğmaya çalışan Ömer’in hikayesini anlatıyor Sabahattin Ali. Bir açıdan, Ömer gibi insanların harcanıp gitmesini. En saf kişileri bile şeytana dönüştüren koşulları somutlaştırıyor. Açıktır ki, her insanın içinde şeytanla meleğin savaşı yaşanıyor. Ama bu sadece o insanın içinde olup biten bir çatışma değil; kişilerin iç dünyasında yaşananlar da toplumsal gerçekliğin bir yansıması.

Ve elbette Ömer’in buruk hikayesinde, karşımıza Bedri de çıkıyor. Koşullarına direnen insan! Bir kez daha görüyoruz; yazarın edebiyat anlayışı, dünya görüşünden bağımsız değil.

İLK TAŞI HEP GÜNAHKÂRLAR ATIYOR

Sadece Türkçe yapıtları incelemiyor Yücel. Goethe, Shakespeare, Baudelaire, Rimbaud, Nietzsche, Eliot gibi Batılı ve daha eski edebiyatçılar üzerinde duruyor. Ve Doğu edebiyatına da yöneliyor.

Karanlık Kardeş, çok sayıda küçük parçadan oluşan bir kitap. Doğu ve Batı edebiyatında şeytanı ayrıntılarıyla incelerken, aslında edebiyata ve insana dair bir kitap çıkıyor ortaya. İlk bölümlerde Zerdüştlük, Musevilik, Hıristiyanlık, Müslümanlık arasındaki benzerlikleri inceliyor. Zerdüştlükteki “yaratılış” anlayışının, yani “iyi ve kötü arasındaki savaş” yorumunun tek tanrılı dinlere kaynaklık ettiğine dikkat çekiyor.

Şeytan’la mücadele eden insanlık, ondan kendisini kurtarması için, çeşitli dönemlerde yaygın biçimde, Mesih’i bekliyor. Şeytan da bu beklentiye, Deccal’a dönüşerek karşılık veriyor. Bireysel hayatlarda ise, Mesih’e koşut olarak melek inancı ağırlık kazanıyor. “Her insanın bir meleği vardır” diye hatırlatıyor Müslüm Yücel ve kitap boyunca her insandaki şeytanı anlatıyor.

Anlıyoruz ki, dinin açıklaması korkudur, ama cesaret veya güvenlik sağlayan din değildir. Dine sığınan insan, bu nedenle şeytandan kaçamıyor. Atılan taşlar, bir türlü şeytana isabet etmiyor. Çünkü taşları, kendi dışlarındaki bir yere atıyorlar.

Şeytana çarpmayan o taşları, zaten insanın içindeki şeytan atıyor. Kendi varlığını sürdürmek için.

Tam şeytanın sırrını açıklayacakken, bu yazı bitiyor. İnanmazsanız sayın, ana başlık hariç, 666 kelime.

Kendinize bir taş atmaya hazırsanız, 542 sayfalık o kitap sizi bekliyor.

  • Karanlık Kardeş
  • Yazan: Müslüm Yücel
  • Yayınevi: Ayrıntı Yayınları
  • Baskı tarihi: Nisan 2016
  • Sayfa yapısı: 542 sayfa

Zafer Köse
Latest posts by Zafer Köse (see all)
Vinkmag ad

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Read Previous

Gripsholm Şatosu; Bir Yaz Hikâyesi

Read Next

Behice Boran… Haklıyız Kazanacağız!

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *

Follow On Instagram