Katuna’da Dokuz Ay

Editörlüğünü Semih Gümüş’ün üstlendiği Köprü Kitaplar dizisinin beşinci kitabını, öyküleri pek çok filme kaynaklık eden, yapıtlarıyla çok sayıda önemli ödül kazanan usta yazar Osman Şahin bu dizi için yazmış.

Editörlüğünü Semih Gümüş’ün üstlendiği Köprü Kitaplar dizisinin beşinci kitabını, öyküleri pek çok filme kaynaklık eden, yapıtlarıyla çok sayıda önemli ödül kazanan usta yazar Osman Şahin bu dizi için yazmış. Dizi, çağdaş Türk edebiyatı ile genç okurlar arasında bir köprü kurmayı amaçlıyor. Ne olduğunu anlamak için yürümeye başlamak gerekiyor. Katuna’da Dokuz Ay’ın, baskı sayısından, konusundan ve mesajından hareketle merak ve ilgiyle okunduğunu, bu köprüyü kurmayı başardığını düşünüyorum.

Romanın giriş bölümünde olup bitenleri kısaca özetlemek gerekirse, anlatıcı kahraman Selma ile arkadaşları Tülay, Emine, Zübeyde ve Nebiye Adana Yatılı Kız Öğretmen Okulu’nda üç yıl birlikte okurlar. 1966 yılının ağustosunda tercih ettikleri iller yerine hiç beklemedikleri bir yer olan Mardin’e atanırlar. Yanlarında refakatçi olarak Nebiye’nin babası Kadir Amca’yla zorluklarla dolu bir yolculuk sonrası önce Urfa, ardından Mardin’e ulaşırlar. Ödenek olmadığı için inşaatı tamamlanamayan okullara gidemeyeceklerinden stajyer olarak Katuna’ya atanırlar. Ertesi gün maaşlarını alır almaz onları bir ay idare edecek kadar pirinç, nohut, makarna, yağ ve şeker satın alırlar. Eşyalar kamyonete yüklenir, köyün yolu tutulur. Gitmeden önce köy karakolu aranmış; kızları okul müdürü, karakol komutanı ve jandarmanın karşılayacağı öğrenilmiştir. Okul tek sınıflı, beş şubelidir. Lojmanda okul müdürü ve ailesi kalmaktadır. Kızlar için köyde içinde eşyalar olan ayrı bir ev tutulmuştur. Bunları duymak, her şeyin yolunda gidiyor gibi görünmesi genç öğretmenleri sevindirir. Kızlar geçirdikleri yorucu yolculuğun ardından Katuna’yı ve kalacakları evi görünce şok olurlar. O uçarı liseli kızlar gitmiş yerine gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalıp ayağı yere basan yetişkinler gelmiştir adeta. Selma kendine gelmekte zorlanan arkadaşlarını yüreklendirir ve hep birlikte harekete geçerler.

Köyde elektrik, telefon, yol yoktur. Evlerde tuvalet ve banyo bulunmaz. Su yakınlardaki dereden taşınır. Köy iki aşiret arasındaki sorunlar nedeniyle bölünmüş durumdadır. Okulda bazı temel yaşam kuralları henüz hayata geçmemiştir. Köyün çevresini gezmeye çıktıklarında hala mağaralarda yaşayan çok sayıda aileyle karşılaşırlar. İşin özü köy henüz modernleşememiştir. Öğretmenler burada köylülere model olurlar aslında. Deyim yerindeyse barbarlara medeniyet götürürler. Önce okul açılır. Köy halkıyla yakınlaşmak için evlere misafirliğe gidilir. Çocuklarda çok görülen uyuz hastalığı kükürt sayesinde ve temizlik alışkanları geliştirilerek ortadan kaldırılır. Okula gelmeyen kız ve kadınlara biçki-dikiş kursu açılır. 23 Nisan şenliklerinde modern sanat etkinlikleri izleyicilere sunulur. Köylülerde öğretmenler ayrılırken bir taş anıt yaptırarak onların kendileri için değerlerini ifade etmeye çalışırlar.

Gelenek-modern çatışması yaşanmamaktadır aslında. Köy halkının çıkarlarına uygun durumlarda –iyi anlamda- bir model tarafından ikna edilmeleri gerekmektedir. Bu yeri geldiğinde temel ihtiyaçlar ve konfor, yeri geldiğinde ise ahlak olabilir. İşte bunu öğretmenler sağlar. Devletin değil de modern pratiklerin doğru olduğunun temsilcidirler aslında. Köyle Mardin arasına taş yol yapılması ancak doğum öncesi hastaneye yetiştirilemeyen bir hamile kadının aşırı kan kaybından ölümü sonucu gerçekleşir. Ama benim özellikle üzerinde durmak istediğim bir konu tuvalet ve banyo meselesi olacak. Köyde her evde tuvalet olmadığı gibi banyo da yoktur. Kadınlar, köyün alt kısmında bulunan derenin yanına yüksek duvarla çevirdikleri bir daire yapıp, bunun ortasına da büyük bir kazan kurarak yaz kış on günde bir burada banyo yaparlar. Dairenin içine oturmak için taşlar dizilmiştir. Çıktıkları gezi sırasında Tülay dürbünüyle etrafa bakarken yıkanma yerinin duvarındaki deliklerden yıkanan çıplak kadınları gözetleyen bir grup erkek çocuğu fark eder. Bu durum canlarını sıkar, çok sinirlenirler. Ertesi gün öğle tatilinde yanlarında olan öğrencilerle kahveye giren öğretmenlerden Tülay, kahvedeki tüm erkeklere seslenerek olayı anlatır, yanıtları karşısında ikiyüzlülüklerini yüzlerine vurur, evlere banyonun gerekliliğini hissettirir.

Hela ve banyo konusuna daha derinlikli yorumlar yapmak için belki zorlama gibi görülebilir ancak Yaşar Çabuklu’nun Kovulanın İzi ( Metis Yayınları, s.47-51) kitabındaki “pislik ve tuvalet” bölümü müthiş zihin açıyor.“ Kirliliğin tembellikten doğduğunu iddia eden burjuvazi, pisliğin yoksulları özsaygı yitimine ve suça iteceğini düşünüyor. Halkın temizliği sağlık ve düzen anlamına geliyor. Yıkanmayan işçiler yitirilmiş güç ve canlılık demek. 19. yüzyıl banyoyu kutsallaştırıyor. Banyo, bir tek kişinin girebileceği, bireyin kendi mahremiyeti içinde tanıksız olarak temizlenebileceği ve narsisizmini besleyebileceği bir odaya dönüşüyor… Banyoda sabunlu suyla yıkanan çıplak kadın imajı tenin de evcilleştiğinin bir göstergesi.(s.50)”

Evlere tuvalet yapılmaması köylüler için geleneklerini devam ettirmenin bir yoludur. Yaşlısı genci hela için derin uçurumlu bir tarlaya gidip, zorluk içinde ihtiyaçlarını giderirler. Uçuruma doğru her aile için çakılan kazıklara “hacet kazığı” denmektedir. Okula iki aşiretten birkaç öğrenci gelmeyince Berti aşiretinden Rıza’nın öldüğü ve bundan da Göli aşiretinin sorumlu tutulduğu anlaşılır. Söylentiye göre Rıza’nın hacet kazığı diğer aşiret tarafından gevşetilmiş ve Rıza uçuruma yuvarlanmıştır. Mardin’den savcı ve doktor gelmiş, olay cinayet değil kazadır diye rapor tutarak köyden ayrılmıştır. Bu durumu fırsat bilen genç öğretmenler hela sorunu çözmeye karar verirler. Önce jandarma devreye girer, ardından iki aşiretin ağaları ikna edilir. Birbirine inat olsun diye evlerinin önüne ilk helaları yaptıran olurlar. Onları muhtar ve ihtiyar heyeti üyeleri takip eder. Köylüler de onları örnek alır. Muhtar hacet kazıklarını yerlerinden çıkartır. Okula da bir kızlar ve dört de erkekler için olmak üzere beş tuvalet köylüler tarafından yapılır. Öğretmenler Mardin’e indikçe plastik su ibriği alarak köylülere hediye etmeye başlar. Çocuklara tuvalet eğitimi verilip, el yıkama alışkanlığı kazandırılmaya çalışılır. Burada temel soru şu: boku uçurumdan aşağıya göndermek fantastik gibi görünen ancak oldukça yaratıcı ve doğayla uyumlu ancak kadınlar için zorlu bir çözüm bulunmuşken, onu bir çocuğun kaza sonucu ölümü sonrasında evlerin önündeki bir çukurun içinde biriktirmenin anlamı ne olabilir? “Günümüz toplumunda insanın en çok yüceldiğini sandığı nokta aynı zamanda yücelmenin arkasında saklı bokun kokusunun da kendini en çok hissettirdiği noktadır. (s.51)”

Son olarak da metinle ilgili bir anlatım sorununa değinmek istiyorum: kitabın anlatıcı kahramanı Selma olduğu halde eylemler genellikle birinci çoğul kişiyle çekimleniyor. Buna bağlı olarak da olup bitenlere bakış açısında sanki bütün öğretmenler aynı şeyi görüyor, aynı biçimde bakıyor ve hissediyor gibi bir hava ortaya çıkıyor. Bu mümkün değil. Şimdi de metinden özetlediğim şu cümlelere bakalım: “Değişime kapalı halkın çoğu Mardin’e bile gitmeye gerek duymaz. Sırasıyla hükümetten, ağadan, şeyhten ve bir de  “kıran” dedikleri salgın hastalıklardan çok korkarlar. Bu ölümlere sebep olarak “takdiri ilahi” mazeretini uydurmuşlardır. Her türlü olumsuzluğun Allah’tan geldiğine inanırlar. Başarısızlıklarını örtmek için Allah’ı kullanıp, kendilerini hiç sorgulamazlar.” Mesaj kaygısının ve buna bağlı olarak yapılan genellemelerin bazen yazarın görüşlerini sanki anlatıcılarınmış gibi devreye sokmasına neden olduğunu ve bunun da metnin anlatım gücünü zayıflattığını belirtmek gerek.

  • Katuna’da Dokuz Ay
  • Yazar: Osman Şahin
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: 9. Baskı 2016
  • Sayfa Sayısı: 144 Sayfa
  • Yayınevi: Günışığı Kitaplığı
Serkan Parlak
Latest posts by Serkan Parlak (see all)
Vinkmag ad

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Read Previous

Sıcak Kafa’da çizilen ütopyadan günümüze ulaşabilecek 4 eleştiri…

Read Next

Viranbayır Neresi?

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *