Konuşabilen Bir Tekir Dünyayı Bile Yönetebilir

Kitap Eki Dergisi

Samet Atasoy’un yazdığı, M. Çağrı Livaoğlu’nun resimlediği Maksatlı Tesadüfler bir resimli kedi romanı.

Samet Atasoy’un yazdığı, M. Çağrı Livaoğlu’nun resimlediği Maksatlı Tesadüfler bir resimli kedi romanı. Yani öyle olmalı çünkü Müjgan da öyle olmasını çok isterdi. Belki biraz da mama. Pencerenizden içeri sızan güneş ışıklarının yatağınıza vurmasına da hayır demezdi, boylu boyunca devrilirdi kesin. Ruh hali uygunsa belki çenesinden okşanmaya da itiraz etmezdi. Zaten itiraz edecek olsa bunu hemen öğrenirdiniz, değil mi? Kediseverler bilirler ki sevilmek istenmeyen kedi kendini belli eder. Gel gelelim Müjgan, bunu o derece iyi yapardı ki, size söylerdi demek istedim. Çünkü Müjgan konuşabilen bir kedi. Tekir olması yetmiyormuş gibi bir de konuşabiliyor. Ha bir de evet, yazar çok haklı, tekir gibisi yoktur!

Yazar Samet Atasoy 1986 yılında İzmit’te doğmuş. 1999 depreminden sonra bir süre Eskişehir ve Ankara’da yaşayan Atasoy, Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dilbilimi Bölümü’nden mezun olmuş. Güzel sanatlar ve tiyatro gibi tutkularının peşinden gittiği İsveç’te iki yıl geçirdikten sonra Ankara’ya geri dönerek pek çok heyecan verici işte çalışmış. Büyük bir bilgisayar oyunu sevdalısı olan Atasoy artık Kadıköy’de yaşıyor. Maksatlı Tesadüfler’in çizimlerini Mehmet Çağrı Livaoğlu yapmış. Kadıköy doğumlu ve Samet Atasoy’un iki ev arkadaşından biri. Eskişehir’de Anadolu Üniversitesi GSF Heykel Bölümü’ne başlayan çizer, çizgi film bölümünden mezun olmuş. Hakkında yazılanlardan anladığım kadarıyla şu ara kendi semtinde kafasına göre çizip yaşamakla iştigal ediyor. İthaki etiketiyle yakın zamanda yayınlanan Maksatlı Tesadüfler için çizdiği illüstrasyonların başarısı ve hikâyeye uyumu gözden kaçacak gibi değil.

 
KitapEki
KitapEki
   

Maksatlı Tesadüfler’in kahramanı Cem, güzel sanatlar öğrencisi bir çizer. Kardeşi Melike ise böbrek yetmezliği çeken küçük bir kız çocuğu. Nakil için sırada beklediklerinden gelmesini ümit ettikleri haber hepsi için mucize demek. Bir diğer mucize ise uygun donör bulunması. Melike’nin bu endişeli bekleyişten etkilenmemesi için aile seferber olmuş halde. Umutsuzluk evin kapısından içeri girmesin diye uğraşıyorlar. Melike’ye uygun böbrek bulunana kadar herkes mutlu rolü oynamak zorunda. Kimi zaman aşırı dozda ve yapmacık görünse bile bu mutluluk performansı böyle sürüp gidiyor. Çalışıp para kazanmadığı için eleştirilerin gölgesinde yaşamak zorunda kalan bir genç Cem. Ama aslında bir işi var Cem’in. Haftanın dört gününü, kız kardeşini hastane, dondurmacı ve ev arasında taşıyarak ve her zaman kız kardeşininkiyle aynı dondurmayı yiyerek geçiriyor. Ta ki bir gün Müjgan… Ah Müjgan, yine mi sen!

Sıfır solda, bir sağda

Kediler -hepinizin bildiği üzere- masa ya da tezgâh olsun, üzerinde yere devrilebilecek, itilebilecek, yani kısaca sabote edip aşağı düşürülebilecek bir zemin bulduklarında; o şeylerin düşmelerine bir nevi göz yumarlar. Tamam tamam. Bu işi kolaylaştırdıkları da olur. Bu sefer ki kurban ise Cem’in masasındaki siyah mürekkep şişesi. Bunu bizzat kendisi ev telefonundan Cem’i arayıp bildiren ise yine bizim Müjgan. Yolda gelirken mürekkep alabileceği bir dükkân aramaya koyulan Cem kendisini Üsküdar’da bir tuhaf binada bulur: Yok Yok Kırtasiye. Dışarıdan bakınca pek kırtasiye gibi görünmeyen bir yer. İşletmeci ikiz kardeşler tuhaf insanlardır ama kitabın geriye kalanında anlatılacak olan tuhaflıkların yanında devede kulak kalırlar. Konuşan bir kedi -tekir bile olsa- tuhaftır, kabul. Ama kırtasiye ziyaretinden sonra yazar, hayal gücünü buradan fezaya kadar çektiği bir çizginin etrafına serpiştirip hikâyesini bambaşka bir diyara götürür okuyucularını. Hem de mürekkep karası dümdüz ve kusursuz bir çizgiyle.

Distopya

Kırtasiye sahipleriyle geçirdiği vakit boyunca duyduğu tuhaf şeyleri evde Müjgan’a anlatan Cem, bir büyük fedakârlığa daha katlanmaya karar verir. Ona göre mucize illa ki bir yerden gelmek zorunda değildir. “Beklemenin yol almaktan doğru olduğunu nereden öğrendik?” sorusu, kendini büyük bir yolculuğa hazırlamasına yeter ve tam burada hikâyenin en tuhaf şeyi gerçekleşir. Bir kedi -konuşan bir kedi bile olsa- kendi rızasıyla bir sırt çantasının içine girmeye, orada sessizce durmaya ve bilinmezlerle dolu bir yolculuğa çıkan Cem’e yoldaşlık etmeye karar verir. Bütün bu hikâyeyi bu denli fantastik yapan da bir tekirin bir sırt çantasına hem de kendi rızasıyla girmesidir.

Kedilerin mutlaka bir bildiği vardır, diyor yazar. Müjgan mesela, gençliğinde devrimcilik yapmış bilinç sahibi bir kedidir. Hayatın temel ilkelerini çözdüğünü her halinden anlarsınız. İnsanların “bir şeye benzemek için geleceğe kerkinmeleri gerektiğini” düşünen bir kedi o. Bu işin terbiyesi yok, diyenlerden. “Ah ben kedi olmayacaktım ki sen o zaman görecektin” diyen kedilerden! Cem ise genelde faydasız görünen gençlerden. Hayatı ailesini teslim almaya çalışan sağlık sorunlarına direnmekle geçerken, neşeye ve keyfe pek hali kalmıyor. Bir ara yazlıktan arkadaşı Ceylan ile tatlanacak zannediyoruz, ama o da olmuyor. Pek çok gencin içine düştüğü o sancılı yaşamlardan biri Cem’inki. İnanmak, güvenmek gibi çağımızın büyük sorularına şöyle bir bakıp gözünü karartan kahraman, kardeşinin sağlığına kavuşması için gözünü kırpmadan atlıyor maceraya. Günümüzde kaç kişinin içinde kaldı böylesine bir umut ki atlayıp peşinden gitsin? Hayat dediğimiz şey bizden önceki kuşaklar için distopya kabul edilebilecek bir umut değirmenine dönmedi mi daha? İnsan merak etmeden duramıyor, acaba Müjgan ne yapardı?

Yazar ilk kitabında yarattığı kahramanı Cem’i bir şekilde sanatla yeniden hayata bağlıyor ve nihai amacına giden yola sokuyor. Melike’nin hayata tutunması için gereken mucizenin peşinde ilerleyen Cem sonunda Müjgan ile ilgili -yine o, evet- sırlara vakıf olarak amacına ulaşıyor. Klasik bir mutlu son var kitapta. Bir ilk roman için son derece yaratıcı ve başarılı bir kurgudan bahsediyoruz. Yazar Samet Atasoy yakın zamanda hem bu kitapla ses getirmeye başlayacak hem de gelecek için okurlarında beklentiler biriktirecek gibi duruyor. Bir çizgili roman daha olur mu bilinmez, ama neden olmasın, hatta keşke daha çok olsa.

  • Maksatlı Tesadüfler
  • Yazar: Samet Atasoy
  • Resimleyen: M. Çağrı Livaoğlu
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: Kasım 2019
  • Sayfa Sayısı: 128 Sayfa
  • Yayınevi: İthaki Yayınları

Ailede ve Ülkede İdealizm: Ümit Penceresi

Adalet Çavdar

Latest posts by Adalet Çavdar (see all)

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Adalet Çavdar

1988 yılında Iğdır'da doğdu. İlköğretimi ve liseyi Ankara'da bitirdi. Daha sonra İstanbul'a taşındı ve bir çok sektörde pek çok işte çalıştı. Şu anda çeşitli kültür sanat web sitelerine ve dergilerine kitap tanıtımları yazıyor, söyleşiler yapıyor. Tiyatro, edebiyat ve müzikle ilgileniyor. Bir de blogu var: www.muhallebicikedisi.wordpress.com

Read Previous

Ailede ve Ülkede İdealizm: Ümit Penceresi

Read Next

2010’ların En iyi Caz Parçaları Belirlendi

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *